Ortadoğu Gazetesi

BIST
99,326
%-0,51
USD
5,5705
%0,40
EUR
6,3091
%0,25
Altın
235,8540
%-3,09

Prof. Dr. Keleştemur: Baş ağrısı geçmiyorsa hipofiz tümörü düşünülmeli

SAĞLIK / 2019-03-06

Prof. Dr. Keleştemur: Baş ağrısı geçmiyorsa hipofiz tümörü düşünülmeli

Vücudun bütün hormon salınımını dengeleyen en önemli organ olan hipofiz bezinden köken alan en önemli hastalık hipofiz tümörleri olarak gösteriliyor. Hipofiz hastalıklarının önemli bir kısmında belirtilerin çok hafif olduğunu, bu sebeple de hastalığın tanısında sıklıkla zaman kaybı yaşandığını ama özellikle geçmeyen baş ağrılarına dikkat çeken Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, “Ayrıntılı araştırmalara rağmen baş ağrısının sebebi bulunamıyorsa hipofiz tümörü de düşünülmelidir” dedi.
 
 
Vücuda salgılanan tüm hormonların orkestra şefi olarak tanımlanan hipofiz bezinde ortaya çıkan tümörlerin  tümörün tipine göre aşırı miktarda hormon salgılanmasına ve buna bağlı olarak değişik hastalıkların ortaya çıkmasına yol açabildiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Koordinatörü ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, hipofiz bezi hastalıkları ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
 
Bununla birlikte, nadir olmayarak, tümör kitlesinin basısına bağlı olarak hipofiz hormonlarının yetersiz salgılanabildiğini dile getiren Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, hipofiz hastalıklarının baş ağrısı, adet düzensizliği, kilo artışı, kadınlarda kıllanmada artma ve emzirme dönemi olmamasına rağmen meme başından süt gelmesi, nadiren erkeklerde de meme başından süt gelmesi, saç dökülmesi, halsizlik, yorgunluk, kuvvet kaybı, cinsel yetersizlik gibi çok çeşitli belirtilerle kendini gösterebileceğini ifade etti. Hipofiz tümörlerinin çok büyük bir kısmı iyi huylu olduğunu ve kanser olma ihtimalinin çok az olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, hipofiz hastalıklarına bağlı şikayetlerin önemli bir kısmının bir çok hipofiz dışı hastalıkta da görülebileceği için hastaların tanı konuluncaya kadar zaman kaybedebileceğini söyledi.
 
HİPOFİZ BEZİ, VÜCUDUN GELİŞMESİ İÇİN EN ÖNEMLİ ORGAN
 
Hipofiz bezini bir, orkestra şefine benzeten Prof. Dr. Keleştemur, “Bezelye büyüklüğündeki bu önemli organ kafa kaidesinde, burun kökünün hemen arkasında yer alır. Kadınlarda gebelik esnasında biraz daha büyüyebilir. Hipofiz bezi, kendisine gelen uyarılar doğrultusunda vücudun ihtiyacı olan hormonları salgılar. Ayrıca kan dolaşımındaki hormonların düzeyini de göz önüne alarak hangi hormonu, ne zaman ne kadar salgılayacağına karar verir. Hipofiz bezi salgıladığı bu hormonlarla vücudumuzun gelişmesi, organların çalışması ve enerji dengesinin sağlanması konusunda organizmadaki en önemli organdır” dedi.
 
“GÖRMEDE DARALMA ÖNEMLİ BİR İŞARET”
 
Hormonların aşırı ve fazla salgılanmasının sonucunda farklı hastalık tablolarının ortaya çıkabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Keleştemur, bununla birlikte tümörün boyutuna bağlı olarak da sorunların görülebileceğini hatırlattı.
 
Tedaviye rağmen geçmeyen kronik baş ağrılarında hipofiz bezi tümörünün de düşünülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Keleştemur,“Hipofiz tümörü yukarıya doğru büyüdükçe görme sinirine bası yaparak görme alanında daralmaya ve nihayet görme kaybına yol açabilir, yanlara doğru büyümeye bağlı olarak da çift görme veya göz kapağında düşüklük gibi bulgular ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bazı hastalar ilk olarak göz hastalıkları uzmanına müracaat edebilirler. Bu gibi görme bozuklukları olduğunda hipofiz tümörleri mutlaka düşünülmelidir” diye konuştu.
 
BOY KISALIĞININ EN ÖNEMLİ NEDENİ
 
Boy uzamasından sorumlu olan büyüme hormonu hipofiz bezinden salgılandığını hatırlatan Prof. Dr. Keleştemur sözlerine şöyle devam etti: 
 
“Boy kısalığının en önemli nedeni büyüme hormonu eksikliğidir. Buna karşılık, büyüme plaklarının henüz kapanmadığı çocukluk döneminde büyüme hormonunun fazla salgılanması durumunda aşırı boy uzaması veya devlik meydana gelir. Yetişkin yaşta büyüme hormonunun fazla salgılanması durumunda ise akromegali adı verilen hastalık ortaya çıkar. İç organlarda, yüzde, ellerde veya ayaklarda büyüme görülür. Bu kişiler, ayaklardaki büyüme nedeniyle ayakkabılarının olmadığını, parmakların kalınlaşması sonucu yüzüklerini takamadıklarını belirtirler. Ayrıca, burun ucu büyür, alın öne çıkar, çene ve dil büyür ve yüz kabalaşır. Fiziksel problemlerin yanı sıra hastalarda sıklıkla metabolik ve psikolojik bozukluklara da rastlanır.”
 
SAÇ DÖKÜLMESİ VARSA DİKKAT
 
Tiroid bezinin, vücudun enerji dengesini sağladığını kaydeden Prof. Dr. Keleştemur, “Tiroid bezinin çalışması da hipofiz bezinden salgılanan TSH adlı bir hormonun kontrolü altında olur. Eğer TSH eksikliği olursa tiroid bezi yetmezliği meydana gelir. Bu hastalarda üşüme, halsizlik, çabuk yorulma, iştah azalması olmasına rağmen kilo alma ve uykuya eğilim gibi bulgular görülür. TSH fazlalığında ise tiroid bezinden aşırı miktarda tiroid homonu salgılanır ve zayıflama, ellerde titreme, çarpıntı, saç dökülmesi, uykusuzluk gibi bulgular ortaya çıkar” dedi.
 
“HERŞEYE RAĞMEN KİLO VEREMEYENLERİN KORTİZOL DENGESİ KONTROL EDİLMELİ”
 
Tedaviye ve yaşam değişikliğine rağmen kilo veremeyen ve kan şekeri kontrol altına alınamayan hastalarda mutlaka kortizol fazlalığının araştırılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Keleştemur, şu bilgileri aktardı:
 
“Bazı hipofiz bezi tömörlerinde normalden fazla ACTH hormonu salgılanır ve artmış ACHT böbrek üstü bezinden aşırı miktarda kortizol hormonu salgılanmasına neden olur, buna Cushing hastalığı denir. Cushing hastalığında karın bölgesinde yağlanma ve kilo artışı buna karşılık kollarda ve bacaklarda incelme meydana gelir. Deri incelir ve bunun sonucu olarak basit çarpmalarda bile morarmalar görülür. Kadınlarda aşırı kıllanma veya saç dökülmesi, karın veya üst kol bölgesinde menekşe renginde çatlaklar ve kadınlarda adet düzensizliği de diğer belirtiler arasında yer alır. Bu hastaların ömür boyu izlenmeleri gerekir.”
 
“ACTH hormonun yetersiz salgılanmasının sonucu olarak böbreküstü bezi yeteri kadar kortizol yapamaz” diyen Prof. Dr. Keleştemur, “Vücut strese özellikle infeksiyon hastalıklarına karşı savunmasız kalır. Halsizlik, yorgunluk, kendini iyi hissetmeme, tansiyon düşüklüğü, kan şekeri düşüklüğü, zayıflık gibi bulgular ortaya çıkar. Bazı hastalar koma halinde hastaneye getirilirler” ifadelerini kullandı.
 
Hipofiz bezinden salgılanan diğer hormonlar hakkında da kısa bir bilgi veren Prof. Dr. Keleştemur, “Prolaktin hormonu süt oluşumu ile ilgilidir. En sık rastlanan hipofiz tümörü de prolaktin salgılayan tümörlerdir. Kadınlarda daha çok görülür. Prolaktin hormonu doğumdan sonraki dönemde süt oluşumundan sorumlu olan hormondur. Emzirme dönemi dışında meme başından kendiliğinden veya sıkmakla süt gelmesi durumunda prolaktin salgılayan hipofiz tümörü düşünülmelidir. Nadiren erkeklerde de bu bulguya rastlanabilir. Bazı hipofiz tümörlerinde ise hiçbir hormonal bozukluk olmayabilir” diye konuştu.
 
“TEDAVİ ALTTA YATAN NEDENE GÖRE BELİRLENİYOR”
 
Gerek hipofiz tümörlerinin gerekse diğer hipofiz hastalıklarının genellikle yavaş ve sinsi bir şekilde ilerlediğini, bu nedenle tanının geciktiğini dile getiren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, tedavi yaklaşımı konusunda ise şöyle konuştu:
 
“Hastalığın kesin tanısı, hastanın dikkatli bir muayenesi, laboratuar testleri ve görüntüleme yöntemleriyle konulur. Hastalığın türüne göre de ilaç tedavisi, cerrahi tedavi ve ışın tedavisi uygulanır. Eğer tıbbi ya da cerrahi tedavi ile hormon fazlalığı ve tümörün büyümesi durdurulamıyorsa ışın tedavisine başvurulabilir. Hipofiz tümörlerinin önemli bir kısmında cerrahi tedavi ilk planda yer alır. Hipofiz hastalıkları konusunda deneyimli bir endokrinoloji uzmanı, beyin cerrahı ve yeterli teknolojik altyapıyla hipofiz tümöründen tamamen kurtulmak mümkün olabilir. Bununla birlikte günümüzde ilaç tedavisi de, elde edilen başarılı sonuçlara paralel olarak gittikçe yaygınlaşmaktadır. Prolaktin hormonu salgılayan hipofiz tümörlerinin büyük bir kısmında ilk tedavi ilaç tedavisidir. Işın tedavisini ise günümüzde eski yıllara göre daha nadir kullanıyoruz.”

Etiketler: