İstanbul
Parçalı bulutlu
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Ortadoğu Gazetesi DÜNYA Gazze'de sessiz katliam! Raporlar "üreme soykırımı" gerçeğini ortaya koydu

Gazze'de sessiz katliam! Raporlar "üreme soykırımı" gerçeğini ortaya koydu

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, fiziksel altyapının ötesinde bölgenin demografik geleceğini hedef alan bir boyuta ulaştı. Bölgeden gelen son raporlar ve uzman görüşleri, Filistinli annelere karşı sistematik bir "üreme soykırımı" yürütüldüğünü gözler önüne seriyor.

Doğum hizmetlerinin hedef alınarak yok edilmesi, artan düşük oranları ve engellenen yenidoğan bakımı, bu stratejinin en yıkıcı sonuçları olarak dikkat çekiyor. Uluslararası kamuoyu cinsiyete dayalı şiddeti tartışırken, Gazze'deki kadınlar tarihin en ağır sağlık krizlerinden biriyle mücadele ediyor.

Sağlık sisteminin çökme noktasına geldiği bölgede, hamile ve emziren kadınların yaşam mücadelesi her geçen gün zorlaşıyor. Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu'nun bulguları, üreme sağlığı hizmetlerinin kasıtlı olarak tahrip edildiğini ve anne-bebek bakımının sistematik şekilde engellendiğini belgeliyor. Bu durum, sadece bugünü değil, bir toplumun gelecek nesillerini de tehdit eden biyopolitik bir şiddet biçimi olarak tanımlanıyor.

Sağlık Altyapısında Ağır Tahribat ve Somut Veriler

Gazze'deki ana tüp bebek merkezinin vurulması sonucu binlerce embriyonun yok edilmesi, üreme kapasitesine yönelik saldırıların en somut kanıtı olarak kayıtlara geçti. Elektrik kesintileri nedeniyle kuvözlerdeki prematüre bebeklerin yaşamını yitirmesi ve sezaryen ameliyatlarının anestezi imkanı olmadan yapılmak zorunda kalınması, insani krizin boyutunu derinleştiriyor. Mevcut verilere göre, 155 binden fazla hamile ve emziren kadın temel sağlık hizmetlerinden neredeyse tamamen mahrum durumda. Yetersiz beslenme, temiz suya erişim sorunu ve hijyen eksikliği, düşük ve ölü doğum vakalarında dramatik artışlara neden oluyor.

Çocuklara Yönelik Şiddet ve Gözaltı İstatistikleri

Annelerin yaşadığı travma, çocuklarına yönelik şiddet ve alıkonulma vakalarıyla daha da katlanıyor. Birleşmiş Milletler tahminleri ve askeri veriler, 1967'den bu yana 38 bin ila 55 bin arasında Filistinli çocuğun askeri kanunlar uyarınca gözaltına alındığını gösteriyor. Ekim 2023'ten bu yana ise 1300'den fazla çocuğun keyfi olarak tutuklandığı ve bunlardan en az 440'ının halen yasadışı olarak hapsedildiği belirtiliyor. Anneler, çocuklarını sadece bombardımanlarda değil, gece baskınlarında ve kontrol noktalarında da kaybetme korkusuyla yaşıyor.

BM Raporları ve "Üreme Soykırımı" Tanımı

Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu'nun yayınladığı raporlar, Gazze'de yaşananları Soykırım Sözleşmesi'nin "grup içinde doğumları önlemeyi amaçlayan tedbirlerin uygulanması" maddesiyle ilişkilendiriyor. Hukuki bir terim olarak tam karşılığı bulunmasa da "üreme soykırımı", bir nüfusun üreme kapasitesinin kasıtlı olarak yok edilmesini ifade ediyor. Uzmanlar, üreme sağlığına yönelik bu sistematik saldırının ikincil bir mesele olmadığını, aksine temel insan haklarının en vahşi şekilde ihlali olduğunu vurguluyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *