Bahram Beyzai'nin kaybının ardından İran gazeteleri manşetlerini yas mesajlarına ayırırken, taziye dilekleri siyasi yelpazenin zıt uçlarından geldi. Sürgündeki Şah ailesinden Prens Reza Pahlavi, Beyzai'nin ölümünü "ülke kültürü için büyük bir kayıp" olarak nitelerken, mevcut İslam Cumhuriyeti yetkilileri de yönetmenin kültürel katkılarını öven açıklamalar yaptı. Beyzai, eserlerinde doğrudan siyasi mesaj vermekten kaçınsa da, tarihi ve mitolojik anlatılarıyla dönemin otoriter yapılarına ayna tutmayı başardı.
İran Sinemasının Dev İsmi Bahram Beyzai Kimdir?
Şairlerle dolu köklü bir aileden gelen Bahram Beyzai, doğduğu andan itibaren Fars edebiyatı ve gelenekleriyle iç içe büyüdü. Sanat hayatına oyun yazarlığı ile başlayan Beyzai, Fars efsanelerini ve ritüellerini modern tiyatro diliyle sahneye taşıyarak ilk ününü kazandı. Sinemaya olan tutkusu onu 1970'lerde kamera arkasına geçirdi ve çektiği filmlerle İran sinemasının altın çağının kapılarını aralayan isimlerden biri oldu.
Beyzai'nin en verimli dönemi, Şah rejiminin son yılları ile 1979 İslam Devrimi sonrasındaki teokratik düzenin ilk yılları arasına denk geldi. Her iki dönemde de eserleri mercek altına alınan ve sansüre uğrayan yönetmen, "Başu, Küçük Yabancı" gibi başyapıtlara imza attı. İran-Irak savaşının travmalarını bir çocuğun gözünden anlatan bu film, uzun süre yasaklı kalsa da daha sonra eleştirmenlerce "tüm zamanların en iyi İran filmi" seçildi.
Sansüre Rağmen Sınırları Aşan Bir Miras
Kariyeri boyunca dışlanma ve sansürle mücadele eden Beyzai, 2010 yılında ülkesini terk ederek ABD'ye yerleşmek zorunda kaldı. Hayatının son dönemini Stanford Üniversitesi'nde İran kültürü üzerine dersler vererek ve oyunlar sahneleyerek geçirdi. Venedik Film Festivali'nde onurlandırılan ve Cannes ödüllü yönetmen Cafer Panahi'nin "unutulmaya karşı dik duruşun simgesi" olarak tanımladığı Beyzai, ardında sinema tarihine geçen onlarca eser bıraktı. Eşi Mozhdeh Shamsai, usta ismin sürgünde olmasına rağmen İran'a olan inancını ve umudunu hiç yitirmediğini ifade etti.
