İstanbul
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ortadoğu Gazetesi DÜNYA İsrail Medyası: Türkiye Libya’daki istisnai rolünü sağlamlaştırdı ve rakiplerinin çıkarlarına darbe vurdu

İsrail Medyası: Türkiye Libya’daki istisnai rolünü sağlamlaştırdı ve rakiplerinin çıkarlarına darbe vurdu

Türkler, Libya hükümetini koruma bahanesiyle Kuzey Afrika’da da bir yer edinmeyi ve Akdeniz’de bir nüfuz bölgesi kurmayı başararak Mısır ve Yunanistan gibi bölgesel rakiplerinin çıkarlarına darbe vurdu.

WHATSAPP
KANALI
Ortadoğu Gazetesi Gündem artık cebinizde! Günün en önemli gelişmeleri anında telefonunuza gelsin. Ücretsiz katılın, hiçbir haberi kaçırmayın. Kanala Katıl

“23 Haziran’da Berlin’de yapılan ikinci Libya konferansı Libya ihtilafının çözümüne yönelik önemli ilerlemeler kaydedildiğini gösterdi. Ancak uluslararası arabulucuların Libya’daki tüm yabancı birliklerin ve paralı askerlerin geri çekilmesi ihtiyacı konusunda gösterdiği dayanışmaya rağmen, bu sorunun henüz çözülmemiş olması ulusal uzlaşma sürecini ve 24 Aralık’ta yapılması planlanan genel seçimler için devam eden hazırlıkları yavaşlatıyor.

M5 Derğisinin çeviri analiz haberinde, İsrail Medyası Jeruselam Post’da yayımlanan analizde Libya Geçici Hükümeti Dışişleri Bakanı Najla Al-Mangush, konferansta her iki taraftaki paralı askerlerin önümüzdeki günlerde ülkeyi terk edeceklerini umduğunu dile getirse de, Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığını sürdürme niyeti devam ediyor.

Türkiye, Libya ihtilafına müdahalesinin en başından beri, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklemek için meşru yollarla ve kazan-kazan yaklaşım anlayışını sürdürdü. Türk liderliği, bölgeye sadece silah ve askeri teçhizat tedarik etmek yerine, UMH ile Libya’daki askeri birliğinin varlığını resmi olarak orada olmasını sağlayan ve Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgesini genişletmek için deniz sınırlarını içeren bir dizi karlı anlaşma imzaladı.

Anlaşmaların imzalanmasıyla ilgili bir uluslararası eleştiri fırtınasıyla karşı karşıya kalan Ankara, UMH’nin küresel olarak tanınmasına ve meşruiyetine atıfta bulunarak haklılığında ısrar etmeye devam etti.

Halife Hafter’in Trablus’a yönelik saldırısının geri püskürtülmesini Türkiye’nin doğrudan desteğiyle güvence altına alan UMH’nin iktidarda kalması, Ankara’nın Libya’da istisnai rolünü sağlamlaştırdı. Nitekim Türkler, Libya hükümetini koruma bahanesiyle Kuzey Afrika’da da bir yer edinmeyi ve Akdeniz’de bir nüfuz bölgesi kurmayı başararak Mısır ve Yunanistan gibi bölgesel rakiplerinin çıkarlarına darbe vurdu.

BM Siyasi Diyalog Forumu sonucunda ortaya çıkan geçici ulusal birlik hükümetinin atanması da Türkiye için kesinlikle hiçbir şeyi değiştirmedi. Çatışmanın tarafları arasındaki ikili güce ve düşmanlığa son vermek için tasarlanan yeni yetkililer, Türkiye ile daha önceki anlaşmalardan doğan yükümlülüklere olan bağlılıklarını derhal yeniden teyit ettiler. UMH liderleri, bu anlaşmaların “Libya’nın çıkarlarına tamamen uygun olduğunu” söyledi ve anlaşmaların devam edeceğini açıkladı.

Türkiye, UMH’nin bağlılığından yararlanırken, Kuzey Afrika ülkesindeki askeri varlığını dış müdahaleyle mücadeleye yönelik uluslararası çabalar zemininde savunmaya devam etti.

Türk liderliği, düzenli birliklerinin ülke hükümetiyle yapılan mevcut anlaşmalar temelinde Libya’da kalma hakkına sahip olduğu ve gelecekteki mevcudiyetinin paralı askerlerinkinden ayrı olarak tartışılması gerektiği konusunda ısrar ediyor.

Türkiye’nin resmi anlaşmalar doğrultusunda bölgeye kalmaya devam edeceği düşünüldüğünde, bu durum siyasi süreci baltalayabilir ve istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu bağlamda, Türkiye’nin varlığının Avrupalı ​​güçler ve BM tarafından ele alınması gerekiyor.”