Modern Diplomacy World: Türkiye dış politikası ile kendi sayfasını açtı

Türkiye, bedelini ödeyerek kendi politikasını oluşturmaya karar verdi. Türkiye, ekonomik olarak ABD’den ne kadar zayıf olursa olsun, tarihin bazı dönemlerinde olduğu gibi ‘büyük patronun basitçe disipline edebileceği küçük bir millet’ olmadığını gösterdi.

Modern Diplomacy World: Türkiye dış politikası ile kendi sayfasını açtı

Modern Diplomacy Eu’da tarihçi ve siyaset bilimci Batko Milacic tarafından kaleme alınan, M5 Ulusal Güvenlik Savunma Strateji derğisi tarafından türkçeye çevrilen, Türkiyenin dış politikası ve bölgedeki konumunuyla ilğili önemli tespitlere yer verilen  analiz haberde, “Ortadoğu’daki bir türlü dinmeyen olaylar, ve büyük çaplı “Arap Baharı” isyanlarının etkisi nedeniyle devletlerarası ilişkileri de çok karmaşık hale getirdi. Başta Körfez monarşileri olmak üzere Washington’un ana rolü oynadığı Büyük Ortadoğu’yu yaratma projesinin başarısız olmasının ardından bölgedeki eksen içinde ilişkilerde büyük bir yeniden tanımlama yaşandı.

Bölgedeki çıkarlarının sadece ABD ile ittifak yaparak tatmin edici bir noktaya ulaşmayacağını anlayan Türkiye, direkt olarak kendi çıkarlarını önceleyen bir dış politika ile kendisine yeni bir sayfa açtı. Türkiye bu hamlesi ile aynı zamanda NATO Paktı’nın Ortadoğu’daki sinerjik politikasına da meydan okudu.

Bu eylem aslında NATO bloğunun kendi içinde bir isyandı. En somut sonuçlar, Rusya ile ‘Türk Akımı’ projesinin hayata geçirilmesi ve Washington’un sayısız uyarısına rağmen Rusya’dan modern S-400 uçaksavar sistemlerinin satın alınmasıyla görüldü.

Ancak şimdi Türk liderliğinin başka hangi seçenekleri var sorusu ortaya çıkıyor.  Süreçler her ne kadar devam etse de Avrupalı ​​liderler, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmayacağı konusunda net. Öte yandan Washington, Suriye’ye karşı savaşta kendi çıkarları dışında, Suriye’deki Kürtleri desteklemeye devam etti ve böylece Türkiye’nin ulusal çıkarlarını yok saydı.

Bu sorunlarla karşılaşan ve muhataplarını ikna edemeyen Türkiye, bedelini ödeyerek kendi politikasını oluşturmaya karar verdi. Erdoğan’a karşı düzenlenen darbe girişimi aslında Washington’un “ihaneti” affetmediği kadar kendi çıkarları ile uyumlu olmadığında “müttefiklerin” dış politikasındaki değişimi de affetmediğinin en güzel örneğiydi.

Diğer yandan bu darbe girişimi; Türk liderliği için ABD’nin bir süper güç olduğu ve Washington ile düşmanlığın maliyetli olduğu konusunda iyi bir ders oldu. Ardından gelen Washington’un Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırımları Türkiye ekonomisini önemli ölçüde zayıflattı ve Türk vatandaşları tarafından ciddi bir şekilde hissedildi.

Ancak Washington’dan gelen güçlü baskı Türkleri daha da birleştirdi. Yaşanan deneyim siyasi farklılıklardan bağımsız olarak, başta milliyetçi muhalefet olmak üzere Türklerin önemli bir bölümünü ABD ile ilgili olarak Erdoğan etrafında birleştirdi. Erdoğan giderek daha çok Türk odaklı bir dış politika izlemeye başladı. Türk toplumu  ABD dış politikasını hor görmenin tarihi zirvesine ulaştı.

Türkiye, ekonomik olarak ABD’den ne kadar zayıf olursa olsun, tarihin bazı dönemlerinde olduğu gibi “büyük patronun basitçe disipline edebileceği küçük bir millet” olmadığını göstermiştir. 

Türkiye’nin politikasını Washington çıkarlarına tabi kılmamak için ortaya koyduğu direniş bu örneği daha da tehlikeli hale getiriyor. Çünkü Türkiye’nin dış politika egemenliği ve NATO paktı içindeki ortaya koyduğu isyan örneğini başkaları da takip edebilir.

Türk milliyetçiliği; Türkiye içerisinde daha önce uyumsuz görünen tarafları bile birleştirerek yeni bir ivme kazandı. Washington, Erdoğan’a karşı başarısız Gülenciler darbesiyle Türk ulusal gururunu uyandıran ve ABD ile ilişkilerde bugüne kadarki en büyük boşluğu açan hamleyi yaptı.

Öte yandan, Türkiye ile başlangıçta ve halen jeopolitik bir çatışma içinde olan Rusya, Türk egemenlik politikasını kabul etmiş ve Amerika’nın aksine Türkiye ile işbirliği yapmak istediğini göstermiştir. Bu doğrultuda Türkiye ile “Türk Akımı” ve S-400 sisteminin yanı sıra nükleer enerji alanında da iş birlikleri kurdu.

Kafkasya’da yaşanan son savaş (Karabağ), Moskova ve Ankara’nın arasındaki koordinasyonun karşılıklı yarar içinde geçeceğini göstermiştir.. Ve bilin bakalım o savaşın en büyük kaybedeni kimdi? Tabii ki Amerika Birleşik Devletleri!

Rusya ve Türkiye kendi aralarındaki rekabete rağmen bölgede patronun kim olduğunu ve Washington’un “müttefiklerini” korumaktan aciz olduğunu basit bir şekilde gösterdiler.

ABD yanlısı bir başbakan Nikol Paşinyan’ın başkanlık ettiği Ermenistan’a karşı Türkiye; Azerbaycan üzerinden güç gösterisi yaparken, Rusya bir koruyucu olarak ortaya çıktı ki bu da Washington için bir başka tokattı.

Türk toplumu özellikle medyada ABD’ye karşı giderek daha fazla seferber oluyor. Ve Türkiye, bölgede önemli bir aktör olarak ortaya çıktığını kabul ettiriyor.” ifadeleri kullanıldı.

Güncelleme Tarihi: 09 Ağustos 2021, 12:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER