DUVARIN DİBİNDEKİ TÜRKLER

 
KADİM dost Gürel Yurttaş'tan ORTADOĞU'da yazmam için teklif gelince hiç düşünmeden kabul ettim.
Köşemin adının Berlin Mektupları olduğunu söyledi. Bunu duyunca eski yıllara gittim, mektuplu yıllara.
İlk yazımı kaleme alırken farklı duygular yaşadım. İlginçtir ki ilk yazım Berlin Duvarı'nın yıkılış yıldönümüne denk geldi. 
Berlin deyince akla ilk olarak Almanya'nın bölünmüşlük yıllarının yegane tanığı duvar gelir. Bugün ise İkinci Dünya Savaşı'nın küllerinden doğan kudretli bir ülkenin başkenti veya yüze yakın halktan insanın yaşadığı bir dünya kenti. Sonra da bizim tabirimizle göçmenler, benim tabirimle Berlinli Türkler, yerleşik algıyla de gurbetçiler.
 
 
Savaşın ardından aynı dil, aynı ulus, aynı geçmişe sahip olan Almanlar ikiye bölünür. Bir tarafta batıya entegre olmaya çalışan Federal Almanya, diğer yanda Sovyet yanlısı Doğu Almanya ya da Alman Demokratik Cumhuriyeti. İşte tam bu süreçte Doğu Almanya'da yaşayanların Berlin'de batıya kaçmalarını önlemek için 1961 yılında bir sabah duvar örülmeye başlanır.  Batı Berlin'e binlerce insan duvarı aşarak geçmeyi başarır. Ancak bu süreçte 136 kişi de hayatını kaybeder. Soğuk Savaş döneminin simgesi olarak yıllarca varlığını sürdüren Berlin Duvarı, 9 Kasım 1989'da bir gecede yıkılır. 3 Kasım 1990'da da "Deutsche Einheit" yani "Alman Birliği" yeniden sağlanır..
 
DÖNÜM TARİHİ 30 EKİM 1961
 
Almanya ile Türkiye arasında 30 Ekim 1961'de 'İş Gücü' anlaşması ile göç başlar. Türkiye, anlaşma ile bir anlamda işgücü ihraç ederek kendi piyasasının yükünü hafifletmeyi,  Almanya'daki Türk işçileri vasıtasıyla ülkeye döviz girişinin sağlanmasını  amaçlar.  Bir diğer etken de Almanya'daki işçilerin Türkiye'ye geri döndüklerinde edindikleri bilgiler ile ülkenin modernizasyonuna katkıda bulunmasının beklentisidir. İlk iki düşünce başarılı olur. Ancak üçüncüsünde Türkiye yanılır. Köyünden ve asker ocağından başka bir yer görmeden Almanya'ya gelen insanlar, memlekette kalmış eşler ve çocuklar, parçalanmış hayatlar içinde sadece çalışmak ve işine tutunmak amacındadır. 70'li yıllarda Alman işçi sendikalarının baskısıyla İş gücü anlaşmasında değişiklik yapılır ve aile birleşimi sağlanır. İşte bu Alman devletinin öngöremediği bir gelişmedir. Artık Türkler kalıcıdır. Artık Türkler Berlinli, Münihli, Kölnlüdür.  Artık günümüze kadar süre gelen Türklerin entegrasyonu tartışma konusudur. 
 
 
KREUZBERG SON NOKTA 
 
Aile birleşimine kadar işçi yurtlarında ortak bir hayatı paylaşan Türkler, evlerine taşınmaya başlar. Berlin'de gidilecek tek yer, en son nokta duvar dibidir. Almanlar kendi içlerine almadıkları Türklerin, yada yaygın deyişle misafir işçilerin (Gastarbeiter) yurtlarından sonra sığındıkları yegane yerdir. Gözden ırak olsunlar düşüncesiyle bir tür duvarın dibine itilmektir. Bugün kentin tam da ortasında yer alan ve küçük İstanbul olarak bilinen Kreuzberg'de duvarın dibidir. Sonrası duvardır. Ufku yoktur. Geleceği yoktur. Kreuzberg'e adeta sürülen Türkler, kendine has kültürünü, dinini, yaşam tarzını, gözlerden ırak sürdürmek için büyük mekanları olan binaları cami yapar. Turşusundan bulguruna her şeyin memleketten geldiği bakkallar açar. Kendi pazar yerini kurar. Kendi dönerini yapar. Küçük İstanbul Kreuzberg,  herkesin özgürce yaşadığı, alternatif bir hayat için umut olur.
 
SÖZ SAHİBİ TÜRKLER
 
Avrupa veya Alman Kültürü ile Türkiye'nin sentezini yapanlar iyi eğitim alıp, dil bilenler artık dünya insanıdır. Kısa bir süre öncesine kadar 'misafir işçi' olan Türk göçmenler, sadece kalıcı olmakla kalmayıp aynı zamanda işveren konumundadır. Günümüzde 600 bini Alman vatandaşı 3 milyona yakın girişimci Türkün büyük-küçük 9 bine yakını Berlin'de olmak üzere  95 bine yakın işletmesi Almanya'da faaliyet gösterir. Bu işletmeler 500 bin civarında kişi için ekmek kapısı demektir. Söz konusu firmaların toplam yıllık cirosu ise 70 milyar eurodur. Edebiyattan, sanata, siyasetten, spora birçok alanda Türkler söz sahibi olur.  
 
YOL AYRIMI VE YALANLAMA
 
İşte duvarın yıkıldığı tam bu günlerde Almanya yeni bir yol ayrımında. Hristiyan birlik Partisi CDU'nun Nisan 2000'den bu yana başkanlığını yapan Şansölye Merkel "Parti başkanlığını bırakacağım. Benden buraya kadar" dedi. Hükümet ortağı Sosyal Demokrat Parti SPD de, Gerhard Schröder'den bu yana, yeni bir söylem, yeni bir eylem planı ortaya koyamayan genel başkanlar ile yola devam etti. Onlar da böylece yeni bir yönetim için kolları sıvadı. Alman siyasetindeki bu sıcak gelişmeler Nisan'da erken seçim olacağı söylentisini de beraber getirdi. Bu arada Almanya ile Türkiye arasında bir kaç yıldır esen soğuk rüzgarları yumuşatması beklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Eylül ayındaki ziyaretinden ilginç bir ayrıntı da ortaya çıktı. Almanya Federal İçişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Merkel'e verdiğini söylediği 136 kişiden oluşan bir iade listesinin olmadığını açıkladı. 
 
 
Bir dahaki mektupta bu ve benzer gelişmeleri anlatmaya çalışacağız.
Son olarak tekrardan merhaba ORTADOĞU... Nice mektuplarda görüşmek dileği ile...