AK Partili Nurettin Canikli'den flaş açıklamalar: Öyle korkunç rakamlar ki toplum bunu kaldıramaz!

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, "Hangi alanda olursa olsun AK Parti'nin reformist özelliği kaybolmamıştır. Eğitimde, sağlıkta, adalette sürekli reform vardır." dedi.

AK Partili Nurettin Canikli'den flaş açıklamalar: Öyle korkunç rakamlar ki toplum bunu kaldıramaz!

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, HaberTürk televizyonunda katıldığı canlı yayında açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Son dönemde AK Parti'nin ekonomi yönetiminde sorunların olup olmadığı sorulan Canikli, ekonomide birinci hedefin üretilen mal ve hizmetlerin artırılması, ikinci hedefin de bu mal ve hizmetlerin daha adil dağıtımının sağlanması olduğunu belirtti.

Bu açıdan bakıldığında 2020 yılı da dahil olmak üzere salgının en ağır şartlarda bütün ekonomileri vurduğu dönemde dahi Türkiye ekonomisinin yüzde 1,8 büyüdüğünü ifade eden Canikli, 2019 ve 2018'de de yüksek büyüme gerçekleştirildiğini söyledi.

Ekonomide başarının ölçüsü olan büyümenin Türkiye için bahsedilen bu yıllarda en güçlü şekilde ortaya konulduğunu aktaran Canikli, benzer bir eğilim benzer bir trendin gelir dağılımı için de geçerli olduğunu ifade etti.

"Türkiye'de gelir dağılımı iyileşmektedir. Belki istediğiniz hız da değildir ama çok ciddi bir iyileşme vardır. Gelir dağılımını iyileştirmek zor bir hadise." ifadesini kullanan Canikli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Toplumsal olarak dönüşümün sağlanması gerekiyor. Üretilen milli gelirin yeniden dağıtılması aşamasında toplumun alt gelir grubunda bulunan kesimine daha fazla kaynak aktarmamız gerekiyor. Gelir dağılımının ölçütlerinden bir tanesi 4,3 dolar kişi başına gelir elde etme kriteri. 2002 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 30'u günlük 4,3 doların altında gelir elde ediyordu ve harcama yapıyordu. Bu kriter maalesef gelişen ülke ekonomilerinde daha alt grupta bulunan ülkeler için kullanılan bir gösterge. Türkiye'de maalesef kişi başı 4,3 doların altında gelir elde eden insanların oranı, toplumun tamamının yüzde 30'u gibi inanılmaz bir rakam olduğu için maalesef Türkiye bu kategoride değerlendiriliyor ve izleniyordu. 2015'te yüzde 30 olan bu oran yüzde 2,15'e düşürüldü. TÜİK artık bu datayı izlemeyi bıraktı. Bu gelir dağılımının iyileştiğinin en büyük göstergelerinden bir tanesidir. Dolayısıyla büyüme gerçekleşmiştir. Ölçü de budur. Onun dışındakiler totolojidir."

Son yıllarda yapısal reformların yeterince yapılmadığı yönündeki eleştirilerin haklı olup olmadığı sorulan Canikli, reformların yapılmadığı yönündeki söylemlerin gerçekle hiç ilgisinin olmadığını ifade etti.

Reformların yapıldığını ve bunun dinamik bir süreç odluğunun altını çizen Canikli, "Geçen zaman yeni reform ihtiyacını da beraberinde getirir. 2002'deki toplumun beklentileriyle bugünkü beklentileri arasında dağlar kadar fark var. O zaman çok daha mütevaziydi. Çünkü içinde bulunduğu yaşam standardı insanların gelecekle ilgili beklentilerini de belirler. Hangi alanda olursa olsun AK Parti'nin reformist özelliği kaybolmamıştır. Eğitimde, sağlıkta, adalette sürekli reform vardır. Hangi yapısal reform yapılması gerekiyordu da yapılmadı sorusuna bu iddiayı dile getirenlerin cevap vermesi gerekiyor." diye konuştu.

Canikli, "Ağustos 2018'den bugüne kadar Türkiye ekonomisi iç ve dış nedenlerle sürekli teste tabi tutuluyor. Yarına dair bu ekonomiden çıkış stratejisine ilişkin yol haritası ve argümanlarınız nedir?" sorusu üzerine, anahtar kelimenin büyüme olduğunu aktardı.

Geçtiğimiz 17 yılda 11 milyon konut üretildiğini ve satıldığını, bunun yüzde 2'sini yabancıların aldığını anımsatan Canikli, "Bu ülkede yaşayan vatandaşlar 13 milyon araç almış, kullanıyorlar. 397 milyon akıllı cihaz satılmış. Şu anda hane halkının elinde 5 bin ton altın var. Bunun 3 bin 500 tonu AK Parti döneminde bu insanlar tarafından satın alınmış. Bunlar soyut, hayal söylemiyorum. Bu 83 milyona dağılmış durumda. Bunların hepsi büyümenin somut yansımaları." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin 2019'da 11 milyar dolar 2020'de ise 25 milyar dolar olmak üzere 36 milyar dolar altın ithalatı yaptığını belirterek, "Bu altın nereye gitmiş? Küçük bir bölümü bankalara yani kurumlara, onun dışındaki önemli bir kesimi de vatandaş tarafından satın alınmış. Yani hane halkı tarafından satın alınmış. İşte bu cumhuriyet altını ya da farklı formatlarda satın alınmış ve vatandaşın elinde. 75 milyar dolar bankada, 36 milyar dolar hane halkının elinde." diye konuştu.

Canikli, 2018 ve 2019 yıllarında özel sektörün dış borcunun 43 milyar dolar azaldığını söyledi.

Yabancı yatırımcının 2019 ve 2020'de 12 milyar dolar çıkış yaptığını belirten Canikli, "Yani Londra'daki tefeciler ya da başka birine bir peşkeş bir aktarım söz konusu değildir. Bu insanlar 12 milyar dolar götürmüşlerse getirdikleri rakam en az 18 milyar dolardır, 20 milyar dolardır." dedi.

Bu farkın paranın geldiği dönemdeki kur ile paranın çıkış yaptığı dönemdeki kur farkından kaynaklandığını anlatan Canikli, "Dolayısıyla bir buharlaşma yoktur, bugün artık bunu herkes kabul ediyor zaten. Nereye gittiği bellidir. Yani 'o paraları iç ettiniz, suiistimale konu ettiniz, peşkeş çektiniz, birilerini aktardınız, arka kapılardan çıkardınız, yurt dışına transfer ettiniz' gibi gerçekten akılla, mantıkla izah edilmesi mümkün olmayan iddialarda bulundular. Önce bütün bu açıklamalardan sonra bu iddialarda bulunanlardan bir özür bekliyoruz." ifadelerini kullandı.

Bunu sadece kendilerinin söylemediğini, muhalefete mensup ekonomiyle ilgili herkesin söylediğini dile getiren Canikli, "Sayın Kesici'nin, bir televizyon programında, Halk TV'deydi, orada da çok net bir şekilde hiçbir şekilde buharlaşmanın söz konusu olamayacağı, Merkez Bankası'nın bu kaynakların nereye gittiği hepsi bellidir, hatta 'ben o konuda fazla konuşmayım' dedi ifadesi aynen böyle. Yani kamuya mal olduğu için bu ismi veriyorum çünkü yayınlandı herkesin malumu. 'Ben konuşmayayım, konuşursam partimizin bu konudaki oluşturmaya çalıştığı algı bozulur' dedi, aynen cümle bu. Dolayısıyla bu kadar hakaret ve iftiradan, bu kadar yalandan sonra bunu ortaya atanlardan bir özür bekliyoruz." diye konuştu.

Merkez Bankası'nın döviz piyasasıyla ilişkilerini 3 yöntemle düzenlediğini söyleyen Canikli, bunların ilkinin doğrudan alış ya da satış yapma, ikinci yöntemin döviz alım ihalesi ya da döviz satım ihalesi yapma, üçüncü yöntemin ise ticari bankalar üzerinden doğrudan piyasa alıcısı ya da piyasa satıcısı gibi piyasa oyuncusu gibi davranma olduğunu söyledi.

Canikli, üçüncü yöntemin olağanüstü bir yöntem olmadığını, gelişmiş merkez bankaları da dahil olmak üzere hepsinin yıllardan beri bu modeli kullandığını dile getirdi.

Sistemin birilerine özel, düşük fiyattan döviz satmaya müsait olup olmadığının sorulması üzerine Canikli, "Öyle bir şey söz konusu değil." karşılığını verdi.

Canikli, "Kişiler, dolar alanlar, almak ya da satmak isteyenler bunu bankalar üzerinden yapıyor. Yani oradaki işlemlerde bankalardan dolar talebinde bulunan ya da bankalara dolar satanlar gözükmüyor sadece bankalar gözüküyor. Yani oyun kurucu olanlar, yani o piyasaya girip mal alıp, dolar alıp ve satma yetkisi olanlar gözüküyor." dedi.

Modelin özelliğinin böyle olduğuna ve bu bilginin gizli kalması gerektiğine işaret eden Canikli, "Başta Sayın Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefete mensup arkadaşların talep ettiği ise bankalardan döviz alanların kimliklerinin açıklaması, ne kadar döviz aldıklarının, bu ikisi farklı bir şey, onu ayıralım. Bu rakam aslında Merkez Bankası bilançosunu dikkatle incelediğiniz zaman bunu takip edebiliyorsunuz, global rakam olarak görüyorsunuz. Rezervlerdeki değişimden Merkez Bankası'nın 2019 ve 2020 yıllarında bu amaçla ne kadar piyasaya döviz verdiğini, bu yolla yani kamu bankası vasıtasıyla, ticari banka vasıtasıyla daha doğrusu verdiğini izleyebilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında gizli bir bilgi değil, her gün yayınlanıyor bu rakamlar." değerlendirmesini yaptı.

Satılan tüm dolarların piyasa fiyatından satıldığını söyleyen Canikli, "Diğer yöntemlerde olduğu gibi piyasa fiyatının altında bir satış söz konusu değil. Yöntem olarak bu yöntem zaten buna imkan vermiyor." dedi.

Hazine adına döviz satan muhabir bankanın, döviz almak isteyen kişinin kimliğini bilmediğini sadece tutar ve miktar bilgisini görebildiğini belirten Canikli, "Dolayısıyla böyle bir piyasa işleyişinde herhangi bir kişiye, bir kuruma ayrıcalıklı bir döviz satımı kesinlikle söz konusu bile olamaz. Sistem buna müsaade etmez zaten, göremez zaten, bilemiyor karşıda kim var. Bu yöntemin en büyük özelliği bu." diye konuştu.

Piyasalardaki işlemlerin objektif olmasının en önemli şartlarından bir tanesinin de bu olduğunu vurgulayan Canikli, "Alıcının ve satıcının işlem gerçekleşene kadar birbirlerini görmemeleri gerekiyor. O yüzden bu model tercih edilmiştir, bu yöntem tercih edilmiştir. O nedenle aslında bütün bunların yani başta Sayın Kılıçdaroğlu'na söylüyorum, bu suçlamada bulunanların bu modeli kullandığımız için ve piyasa fiyatının altında bir dolar bile satmadığımız için bize teşekkür etmesi gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Bu kadar büyük meblağda doların Merkez Bankası tarafından bozdurulmasının ekonomi yönetimi açısından fayda değil zarar getirdiği yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine ise Canikli, "Onu piyasa belirliyor. Piyasada dolara bir talep varsa ve bu dolar talebi piyasa dinamikleri tarafından karşılanamıyorsa Türk Lirası'nın konvertibilite olmasının özelliğinden dolayı bu talebi Merkez Bankası Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına karşılanması gerekiyor." dedi.

Merkez Bankasının rezervlerine ilişkin bir soru üzerine Canikli, pandemi öncesinde Merkez Bankasının kullandığı toplam rezervlerin 25-30 milyar dolar civarında olduğunu, yaklaşık olarak 95 milyar dolarlık kısmının da 2020 yılında pandemi döneminde kullanıldığını belirterek, bunun nedeninin negatif reel faiz olduğunu ifade etti.

Reel faizin 2020 yılının ocak ayından itibaren negatife düştüğünü aktaran Canikli, "Şimdi şunu sorabilirsiniz; niye reel faizin negatife düşmesine göz yumduğunuz? Böyle bir şey olduğunda Türk lirası varlıklardan çıkış olacağını, kaçış olacağını tahmin edemediniz mi diye bir soru haklı olarak gelir. Elbette tahmin ettik. Yani bu bağlantıyı kurmamak, aralarındaki bu doğrusal ilişkiyi öngörmek mümkün değil, herkes bilir bunu." diyerek, şöyle devam etti:

"Eğer reel faiz negatifse o zaman doğal olarak insanlar Türk lirası varlıklardan başka alternatif yatırım araçlarına döner. Gelişen piyasalar için gelişen piyasa ekonomileri için. Böyle bir sorun Amerika ekonomisi ya da Avrupa Birliği ülkeleri için yoktur. Orada dolar mevduatına dolar varlıklarına negatif reel faiz verdiği zaman elinde dolar bulunan dolardan çıkamaz, çıkıp nereye gidecek yani? Ama Türkiye'de ya da gelişen ülkelerde, gelişen piyasalarda öyle değil. Hemen onu bırakıyor ve alternatif yatırım araçlarına geçiyor. Kendi açısından haklı tabii, rasyonel bir karar veriyor."

Pandemi döneminde alınan bir takım kararlar ve kısıtlamaların iktisadi faaliyetlerin daralmasına neden olduğunu, bunun dışında pandeminin ortaya çıkardığı etkiler nedeniyle ticarette inanılmaz bir daralma yaşandığını hatırlatan Canikli, turizm ve ulaştırma sektörlerindeki duruma dikkati çekerek, şöyle dedi:

"Yüzde 96 oranında ulaştırma faaliyetleri durdu Türkiye'de ve bütün dünyada. Turizm etkilendi. Sonra tedbir çerçevesinde birçok alanda insanların ticari faaliyetlerini ortadan kaldıracak şekilde kararlar alındı. Yani kafeler kapatıldı, restoranlar kapatıldı, şehirlerarası ulaşım ortadan kaldırıldı. Bunun diğer bütün sektörlerde zincirleme olarak etkilediğini düşünün. Şimdi tabii burada bu pandemi ile ilgili kararları alırken de ekonomi üzerindeki tahribatını etkisini, ortaya çıkacak olan faturayı da elbette hesaba katmanız gerekiyor. Yani çok ideal bir kombinasyonu yakalamanız gerekiyor. Hem etkili bir mücadele edeceksiniz. Sağlık sistemimizi sıkıntıya sokmayacak, o hale gelme aşamasına gelmesine müsaade etmeyecek bir noktada durduracaksınız, pandemi ile mücadele edeceksiniz ama diğer taraftan da iktisadi faaliyetleri de faturayı mümkün olduğu kadar düşük olmasını sağlayacaksınız. Çünkü hani şunu diyebilirsiniz; orada ölüm var, insanların hayatı söz konusu olunca artık ekonomik faaliyet mi olurmuş diye bir itiraz. Haklı bir itiraz değil. 1929 buhranında, 2008 yine küresel buhranda borsa alanlarında intihar eden binlerce insanın olduğunu hatırlarsanız, ekonomide yaşanacak olan buna benzer tabloların, sahnelerin belki pandemi nedeniyle ortaya çıkacak olan kayıplardan çok daha fazla kayıpları ve ayrıca insanların dengelerinin, psikolojilerinin bozulması gibi tabloları görüntüleri ortaya çıkaracağını göz önünde bulundurmamız gerekir. Sadece bu değil tabii. Yani işte ekonomide hedef dedik ya; üretim kaybı, milli gelirin daralması, kasılması ve milyonlarca işsizin ortaya çıkması. Bütün bu optimal dengeyi bulmamız gerekiyor."

Nurettin Canikli, yaşanan süreçte on binlerce iktisadi işletmenin kendi iradesinin dışında pandemiden etkilendiğini, özellikle nakit dengesinde bir bozulma yaşandığını belirterek, alacaklarını tahsil edemediklerini, öngördükleri ciroyu yapamadıklarını hatırlattı. Bu firmaların kendi halinde bırakılması durumunda yüz binlerce firmanın batacağını, faaliyetlerini sona erdireceğini anlatan Canikli, bunun milyonlarca insanın işsiz kalmasına, üretim kaybına ve insanların fakirleşmesine neden olacağını anımsattı.

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de işletmelere finansal destek verildiğini kaydeden Canikli, "Ama bu finansal desteği de kaldıramayacakları bir fiyatla veremezsiniz, bir mali yükle veremezsiniz. Çünkü bu finansman ihtiyacı öngörülmeyen bir ihtiyaçtı ve o finansman için ve ödeyeceği bedel de yine öngöremediği bir bedel, yani ödeyeceği faiz." dedi.

Söz konusu finansman ihtiyacı için verilen kredilerin negatif reel faizden verildiğini vurgulayan Canikli, "Eğer Türk lirası varlıklardan çıkışı engellemek için reel faizi pozitife çıkarmış olsaydık ki aşağı yukarı bu şu andaki bulunduğumuz seviye çıkarmamız gerekirdi yüzde 18-19'lara. Bunun krediye dönüşmesi yüzde 24-25 olurdu... Firmalarının hiç bir tanesi bunu kaldıramaz. Çünkü zaten kar marjları zaten iyice düşmüş ve ilave bir maliyet bu." ifadelerini kullandı.

Canikli, burada bir tercihin söz konusu olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ya Türk lirası varlıklardan çıkışı engellemek için reel faizi yukarı çıkaracaksınız, o zaman gerçekten dolara yönelme olmayacak, altına talep azalacak ve bu şekilde Merkez Bankası da rezerv kullanmayacaktı. Ama bunun alternatif maliyeti ne? Alternatif maliyeti yüzbinlerce iflas, milyonlarca istihdam kaybı ve üretim kaybı. Değerini tercih ederseniz, yani firmaların mali yapılarının bozulmasına neden olmayacak kadar bir mali yükle finansman desteği sağlarsanız, firmalar hayatiyetlerini devam ettirir, üretim devam eder, istihdam devam eder. Biz bunu tercih ettik ve bunun sonucunda da büyüme böyle gerçekleşti. 1 milyon istihdam kaybı var, eğer bu şekilde olsaydı en az 4,5-5 milyonluk bir istihdam kaybı ortaya çıkacaktı. Bakın rakamlar öyle korkunç rakamlar ki bu ekonomi bunu kaldırmaz, toplum bunu kaldıramaz. Hiçbir ekonomi kaldıramaz bunu. Yani siyaseti bıraktık hadi ha gideriz, öderiz falan meselesi değil bu olay. Tercihimizi bu yönde kullandık. Bunun faturasının enflasyonun yükselmesi ve peşinden faizlerin yükselmesi olacağını da biliyoruz. Çünkü dolar yükselirse hemen hiç gecikmeden fiyatlara yansıyor bunu biliyoruz."

Piyasaların reel faizlerin negatife düşürülmesine ilişkin endişesine değinen Canikli, "Bakın şunu çok net olarak söyleyeyim; böyle bir yöntem yüz yılda bir kullanılabilir. Yani önümüzdeki dönemde bu aracı bir daha bu şekilde kullanma imkanımız yok. Bunun anlamı şu; bundan sonraki dönemde reel faiz hep pozitifte olacaktır" diye konuştu.

Nurettin Canikli, kamu bankaları ve Merkez Bankasının bu süreçte zarar edip etmediğine ilişkin soruya, "Hayır, etmedi. Neden, Merkez Bankası piyasa fiyatından sattı." yanıtını vererek, "Şu anda bugün dolar ne kadar? 8 lira diyelim. İsteyen herkes 8 liraya dolar alabilir, tıpkı ocak ayında 6,5 liraya dolar alabileceği gibi. Kimseye bir ayrıcalık tanınmıyor, kimseye öncelik tanınmıyor, isteyen herkes piyasa fiyatından dolar satın alabiliyor. Böyle bir ortamda fiyatın yüksek olduğunu ya da düşük olduğunu söylemek haksızlık." değerlendirmesinde bulundu.

Yıl sonundan itibaren enflasyonda aşağı yönlü bir hareket olacağını tahmin ettiğini anlatan Canikli, "Çünkü hem bütçe dengesiyle mali disiplin anlamında çok katı kararlar alıyoruz şu anda, sert kararlar alıyoruz, almamız da gerekiyor o açığı kapatmamız için. Ve aynı şekilde cari açığı kapatmamız için de doğrudan kalıcı, etkili yöntemleri devreye sokuyoruz şu anda. Dolayısıyla orada kararlılığımız var. O kararlılık nedeniyle en geç yıl sonu itibarıyla oradaki eğilimi görebileceğimizi tahmin ediyoruz. Ama görmediğimiz takdirde sıkı duruş devam edecek, bunun altını çiziyoruz. Çünkü kesinlikle burada en ufak taviz vermemiz söz konusu değil." ifadelerini kullandı.

Para takası anlamında kullanılan "swap"ın Merkez Bankası rezervleri açısından fiilen uzun vadeli bir araç olduğunu anlatan Canikli, net rezervlerin hesaplanmasında "swap"ların düşülmediğini, gerçek bir rezerv olarak kabul edildiğini ifade etti. Fiilen bunun kalıcı, uzun vadeli bir rezerv unsuru olduğunu görüşünü paylaşan Canikli, Merkez Bankası Başkanlığının yaptığı açıklamada da buna işaret edildiğini kaydetti.

Canikli, "Merkez Bankası başkanlarının sık değiştirilmesi Türkiye'de ekonomiye olan güveni bozuyor mu? Merkez Bankası başkanı niye değişti?" sorusu üzerine, bu takdirin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ait olduğunu, bunun detaylarını bilemeyeceğini söyledi.

Bu konuda ekonomik bir değerlendirme yapabileceğini, bunun şahsi görüşü olduğunu anlatan Canikli, "Ekonomide yanlış alacağınız, ölçüsüz alacağınız bir kararın mutlaka ülkeye bir bedeli vardır. Birçok insan bunu bilmeyebilir, teknik konular olduğu için. Merkez bankalarının bütün karar alıcıların piyasa beklentilerini bir rehber olarak kullanmaları gerekir. Doğru sinyaller verir piyasa her zaman. Onun üzerine çıkmak ekonomiye ilave ciddi bir mali yük getirir. En başta da fiyat istikrarı hedefini bozar." diye konuştu.

"Merkez Bankası rezervleri konusunda daha önce niye şeffaf açıklamalar yapılmadı ve bu konudaki afişler neden toplatıldı?" sorusu üzerine Canikli, şunları kaydetti:

"Afişler ağır hakaret içeriyor. Belki '128 milyar dolar nerede?' sorusu masumane bir soru gibi gözüküyor ama afişi asanların 'buhar oldu, uçtu, yolsuzluk yapıldı, peşkeş çekildi, yandaşlara aktarıldı" gibi tanımlamaları var. Afiş ile onu asanların açıklamalarının birlikte düşünülmesi gerekiyor. İddianızı gündeme getirirsiniz, soruşturulur. İddianız hüküm haline gelmediği sürece hüküm anlamına gelecek bir ifade kullanamazsınız. Bu insanın en temel haklarının ihlalidir, hakarettir. Bu iddiaları bugüne kadar söyleyenlerin milletten özür dilemeleri gerekiyor. Millete doğru bilgi aktarmadılar. Açıklama yapılmaması kimseye hakaret etme hakkı ya da kara propaganda yapma hakkı vermez."
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER