Göz göre göre felaket: Hürriyet'in dramı, spor basınının iflası!

Bir zamanlar tirajda yarışan, yayınlarıyla topluma yön veren, satışları milyonlara ulaşan gazeteler büyük bir dram yaşıyor. Koronavirüsün etkisiyle de düşüşü hızlanan gazeteler laf olsun, torba dolsun diye çıkıyor, çapsız yöneticilerin elinde tükenişe doğru ilerliyor

Göz göre göre felaket: Hürriyet'in dramı, spor basınının iflası!

Yaşları 40'ın üzerinde olanlar, özellikle 50'li 60'lı yaşlardaki insanlar iyi bilirler.

Bir zamanlar gazetenin girmediği ev yoktu. 

Şimdi gazetenin girdiği ev sayısı çok düştü.

Bir zamanlar vapur, dolmuş, otobüs gibi toplu ulaşım araçlarında her 2 kişiden birinin elinde gazete olurdu.

Şimdi hiç yok.

Bir zamanlar okula giden çocuklar (Şimdi yaşları 50'nin üzerinde olanlar) bir şeyi yazarken "Doğru yazılımı nasıl acaba" diye gazeteleri önlerinde açarlar, benzer kelimeleri ararlar, ona göre yazarlardı.

Şimdi yapamıyorlar. Çünkü gazetelerde de kelime yanlışlarından geçilmiyor.

Bir zamanlar gazetelerde yazan her haber doğru olarak bilinir, kabul edilirdi.

Şimdi doğru habere rastlamak çok zor.

Bir zamanlar gazete okumak okuyan insana prestij kazandırırdı.

Şimdi okuyana garip garip bakılıyor.

Bir zamanlar başta "Amiral gemisi" Hürriyet olmak üzere, Milliyet, Tercüman, Güneş (Şimdiki değil, eski Güneş) milyon tirajını zorlarlar, hatta zaman zaman aşarlardı.

Şimdi bütün gazeteleri toplayan 1.5 milyon. O da şişirme yani balon tirajlarla. Çünkü gazete bayilerinden satılan gazetenin sayısı ilan edilen tirajın en fazla 3'te 1'i...

Peki neden böyle oldu?

Başlıkta "Hürriyet'in dramı" dedik ama öncü olduğu için. Bu aslında hepsinin dramı!

1 - Amiral gemisi olduğu yıllarda Hürriyet'te ve diğer gazetelerde yazan yazarlar toplumda sözleri itibar gören, son derece bilgili, donanımlı, kalemi çok iyi, akıcı yazabilen, değerli insanlardı. Şimdi torpili bulan yazar oldu. Anlı şanlı gazeteciler kapı önüne koyuldu, gazetelerin önünden bile geçemeyecek insanlar onların yerine kuruldu. Sonuçta kendi yazan, kendi okuyan köşe yazarları koltuklara kuruldu. Daha önce adını hiç duymadığınız bir şahıs, bir bakmışsınız bir gün büyük bir gazetede köşe kapmış. Yazıyor da yazıyor! Okuyan var mı? Yok. Olsun, yine de yazdırılıyor, yazıyor.

2 - Muhabirlik en önemli işti. Saygı gösterilirdi. Haber kutsaldı. Şimdi muhabire ne gerek var? Masa başında oturuyorlar, imlaları bozuk da olsa haber diye garip garip şeyleri yazıp, sayfaları dolduruyorlar. Bazı gazetelerde muhabir hiç yok. Olanda ise belki bir, belki iki, bilemedin üç kişi.

3 - Foto muhabirliği bir sanattı. Gazeteler arasındaki rekabette çekilen fotoğraflar fark yaratırdı. Şimdi foto muhabiri tarihe karıştı. Yerli ve yabancı ajanslardaki fotoğrafları alıyor her gazete kullanıyor. Özel iş, özel fotoğraf diye bir şey kalmadı. Hepsinde aynı fotoğraf.

4 - Gazete yönetimleri çapsız adamlarla doldu. İlkokul 5 düzeyinde yazı yazabilen adamlar köşe yazarı oldukları gibi gazetelerin genel yayın yönetmenliği koltuklarını doldurdu. Bir zamanlar Çetin Emeç'lerin, Abdi İpekçi'lerin ve daha onlar gibi değerli insanların yerlerini gazeteciliğin "G"sinden anlamayan insanlar aldı. Biraz torpil, biraz yalakalık, biraz şakşakçılık. Genel yayın yönetmenliği için yeterli oldu.

5 - Spor basını tam iflasta. Türk basınına spor sayfası kavramını sokan Namık Sevik'in, Necmi Tanyolaç'ın ve onlar gibi ustaların kemikleri sızlıyordur herhalde. Çünkü onların öğrettiği spor gazeteciliği bu değil. Eskiden bir muhabir örneğin bir transfer haberi yazdığında bu haber bir iki hafta içinde doğru çıkmazsa sorgulanırdı. Güvenilir olmak esastı. Şimdi spor basınına göre Messi bile geldi bizim üç büyüklerden birine... Transfer dönemlerinde Avrupa'dan gelmeyen kalmıyor bizim takımlara! İnternet çağında her şeyi bilen gençlik bunu yutar mı? Yutmadı ve gazeteleri almadı. İddaa varken satışlarını biraz da olsa yukarıda tutan spor gazeteleri, koronavirüs nedeniyle iddaa da olmayınca yantı, bitti, kül oldu. Şimdi 10 binin altında tirajları. Bir zamanlar Fotospor gazetesinin (Üstelik nüfus bugünkünden azdı) 500 bin sattığı Türkiye'de spor gazetelerinin toplam satışı 20 bin bile etmiyor. Onların da başlarındaki yöneticiler kahvehanelerdeki adamlardan da geride. 

Usta gazetecilerin işsiz bırakılması, kimsenin tanımadığı, gazetecilik geçmişi tartışmalı olanların genel yayın yönetmeni ya da köşe yazarı yapılması, sürekli taraflı haberler yayınlanması, büyük gazetelerin sahiplerinin değişmesi zaten kan kaybına yol açmıştı.

Koronavirüsten sonra düşüş çöküşe dönüştü.

Türk basını can çekişiyor! 

Maalesef aynı hatalar da ısrarla yapılmaya devam ediliyor.

Bir zamanların Amiral Gemisi Hürriyet, şimdi kayığa döndü. Miçoluk bile yapamayacak kaptanın elinde sürekli su alıyor.

Koronavirüsten sonra belki düzelir diyeceğiz ama... Bu gidiş hiç de hayra alamet değil. Daha da berbat olacak gibi gözüküyor.

NOT: Artık internet var, o yüzden gazeteler satmıyor derseniz eğer... Japonya'da internet yok mu? Almanlar akıllı telefon alıp da haberleri sadece oradan okuyamıyorlar mı? İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika... Oralarda nasıl satılıyor gazeteler?
 

Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2020, 14:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER