1915'ten 2020'ye bir destandır Çanakkale: Ne Mutlu Türküm diyene

Çanakkale Boğazı'ndan geçerken görmüşsünüzdür, "Dur yolcu. Bilmeden gelip geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir" yazısını. İşte o yazıyı yazdıran kahramanların Türk milletine armağan ettiği Çanakkale Destanı'nın 105. yıldönümündeyiz

1915'ten 2020'ye bir destandır Çanakkale: Ne Mutlu Türküm diyene

Çanakkale Boğazı'ndan geçerken karşıdan karşıya... Görmüşsünüzdür Türk bayrağının altındaki Mehmetçik kabartmasını ve yanındaki yazıyı:
"Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir."

Tüyleri diken diken olur insanın. Çanakkale'de 100 yılı aşkın süre önce yaşananlar gelir akla. Gözleri dolar, göğsü kabarır. İsimsiz kahramanların, bu toprakları vatan yapan Mehmetçiklerin sesleri gelir kulaklarına. Sanki gökyüzünden görüyorlardır seni; haykırasın gelir, "Ne mutlu Türküm diyene" diye avazın çıktığı kadar hem de.

İşte o şiiri yazdıran kahramanların Türk milletine armağan ettiği, bu topraklar üstünde yaşayan insanlara vatan bilincinin aşılandığı, bir milletin adını dünya tarihine silinmemecesine kazdırdığı Çanakkale Destanı'nın 105. yıldönümündeyiz. 

18 Mart 1915'ten 18 Mart 2020'ye...
Haydi bir daha:
Ne mutlu Türküm diyene...
    *    *    *
Peki o şiirin tamamını biliyor musunuz? Büyük usta, şair Necmettin Halil Onan, Çanakkale Zaferi'nin gururunu duyarak damarlarındaki akan kanda, ne diyor bakın mısralarında:

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
    *
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.
    *
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir.
    *
Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.
    *    *    *
Çanakkale Savaşı dünya tarihine geçmiş en önemli savaşlardan biridir; savunma savaşının da birincisi.

Zamanın en modern ve ateşli silahlarıyla donatmış emperyalist ülkeler, İstanbul'a ulaşmak için Çanakkale Boğazı'nı aşmayı hayal ediyorlardı. 
1914 yılında başladı Birinci Dünya Savaşı. Bu da onlar için bir fırsattı. Zaten Osmanlı dediğin neydi ki onlara göre; sanıyorlardı ki kumdan kale.

İngiltere - Fransa ortaklığındaki donanma 3 Kasım 1914'te karanlıkta yaklaştı Bozcaada yönünden Çanakkale Boğazı'na. İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopuna tuttular. Subay ve erlerimiz şehit düştü. 24 Kasım'da bir Fransız denizaltısı boğaza girdi, Mesudiye zırhlımızı batırdı. 10 subayımız, 24 erimiz şehit oldu.

19 Şubat 1915'te bombardıman yapa yapa sokuldular. Ama öncekilerde olduğu gibi yine şiddetli bir savunmayla karşılaştılar. 
Ama yılmıyorlar, boğazı mutlaka aşacaklarına inanıyorlardı. 

Düşmanın vazgeçmediğini gören Albay Cevdet Çobanlı 17 Mart'ı 18 Mart'a bağlayan gece boğaza mayın döşetti. 
Binbaşı Nazmi Bey'in komuta ettiği Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı 400'ü aşmıştı. 

18 Mart 1915... 105 yıl önce... İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahın erken saatlerinde Çanakkale Boğazı'na girdi. İki ülkenin en güçlü 9 savaş gemisi şiddetli bir ateş yağmuruyla bataryalarımızı dövmeye ve de ilerlemeye başladı. Ama Mehmetçik yine büyük bir dirençle karşılık verdi. Gözgözü görmüyordu ama düşman ilerleyemiyordu bir türlü. 

İngilizlerin iki savaş gemisinden büyük bir gürültü koptu. Dev gemiler Bouvet ve Suffren, Nusret'in döşediği mayınlara çarpmıştı, yan yattılar. Bunu gören Hamidiye bataryamızdan ateş başladı. Önce Bouvet devrilip battı, sonra da diğeri. 


Mayın temizleme gemilerini boğaza sokan, ancak bunu da başaramayan itilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamayacaklarını anlamışlardı. 
O zaman... Karadan çıkmaya karar verdiler. 

    *    *    *
Türk karargahında da anlaşılmıştı düşmanın karadan çıkacağı. Alman komutan Liman Von Sanders'e göre düşman Bolayır ve Anadolu yakasından çıkacaktı.

O sırada karagahtaki Osmanlı yarbayı çakmak gibi çakan gözleriyle karşı çıktı buna:
- Hayır! dedi; bence Kabatepe ve Seddülbahir'den çıkacaklar.
Mustafa Kemal'di o genç yarbay; Türk milletinin daha sonraları "Atatürk" diyeceği ulu önderi... 
Ama komutan Von Sanders'ti, onun dediği oldu. Askerlerimiz onun gösterdiği bölgeye yerleşti. 

25 Nisan 1918... Büyük bir görültü koptu. Düşman saldırıya geçmişti. Ama Von Sanders'in değil, Mustafa Kemal'in dediği yerden. 

Zayıf mı kalmıştı cephe? Çünkü askerlerimizin önemli bölümünü diğer bölgede bekliyorlardı düşmanı. Burada sadece 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal vardı, tümeniyle...
Mermiler düşüyordu her yana...
Kurşunlar havada uçuyordu...
İngilizlerin öne sürdüğü Anzaklar (Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri) binlerce kişiyle aşmaya çalışıyordu Mustafa Kemal'in askerlerini...
Ve mermi bitti... Bunun üzerine Mustafa Kemal, tarihe geçen o emrini verdi:

- Süngü taaak! Ben size taaruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek sürede yerimize başka askerler, başka komutanlar gelecek. İleri...


Akın akın alan düşman askerlerine karşı göğüs göğüse çarpışarak direndi Mustafa Kemal'in askerleri.
Şehit düştü mü biri; arkadaşı alıyordu yerini.
Ama geçit vermediler. Geçemediler. 
Bu başarısından dolayı Anafartalar Grup Komutanı olarak atanan Mustafa Kemal, Anafartalar Savaşı'nda da gösterdi dehasını ve cesaretini. O perde arkasından askerlere emirler ileten bir komutan değildi. O bizzat ordusunun başında olan komutandı. Düşmanın attığı şarapnelin bir parçasının göğsüne isabet etmesi de bundandı. Cebindeki saati hayatını kurtardı.

    *    *    *
1916 kışına kadar uğraştı düşman askerleri ama geçemediler Çanakkale'yi. 250 bin şehit verdik; düşmanınki daha fazlaydı. 
Bu savaş, daha sonraki Kurtuluş Savaşımızın öncüsüydü, bu topraklarda yaşayan kahramanların bir millet olarak vatan sevdası duymasının, Türk milliyetçiliğinin çimentosuydu. 
Daha sonra savaşmadan İstanbul'u işgal ettiler ama... "Ne yapacağız şimdi paşam" diyenlere "Geldikleri gibi giderler" diyen Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'na giden yolun taşlarını döşemişti Çanakkale Boğazı'nda.
Tarihe geçen savaşta büyük kayıplar veren Anzaklar'ın çocukları, ölen askerlerin anne ve babaları yıllarca ağladılar Çanakkale'de toprağa düşen askerlerine...
Mustafa Kemal, 1934'te şu mektubu yolladı onlara:
"Bu memleketin toprakları üstünde
Kanlarını döken kahramanlar!
Burada dost bir vatanın toprağındasınız
Huzur ve sükun içinde uyuyunuz
Sizler Mehmetçiklerle yan yana
Koyun koyunasınız
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız
Bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler
Ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır
Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra
Artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."
    *    *    *
Bugün Avustralya'da ve Yeni Zelanda'da altında bu sözlerinin yazdığı heykelleri var Mustafa Kemal Atatürk'ün; dünyanın dört bin yanında da olduğu gibi...


Savaşın ustasıydı ama "Eğer vatan savunması değilse her savaş bir cinayettir" diyerek savaşa karşı olan da oydu; "Yurtta sulh, dünyada sulh" sözü dünyaya rehber oldu.
18 Mart 1905'ten 18 Mart 2020'ye...
Yolunuz düşerse bir gün Çanakkale'ye... Ki düşmesin; mutlaka gidin. Gezin o tabyaları, ayak basın 105 yıl önce Mehmetçiklerimizin bizlere bırakmak için şehit düştükleri o yerlere...
Bakın ki... Ne kadar şanslı olduğunuzu hissedin.
Haydi o zaman... Bir kez daha hep birlikte...
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2020, 05:46
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner47