Kan Kokan Topraklar

Osmanlı... Üç kıtada 600 küsur sene adaletle hükmeden bir soy… İnsanlığın son adası… Osmanlı'nın asırlarca huzur içinde idare ettiği ve her çeşit milletin, dinin bulunduğu ülkeler, bugün huzura muhtaç

Kan Kokan Topraklar

Tarık TAVADOĞLU

BAŞLARKEN

OSMANLI'nın asırlarca huzur içinde idare ettiği ve her çeşit milletin, dinin bulunduğu ülkeler, bugün huzura muhtaç. Osmanlı'nın çekildiği bütün topraklarda bir asırdır kan ve gözyaşı var. Basra'dan Budin'e kadar olan bölgelerde asırlarca süren Osmanlı hakimiyeti günümüz dünya politikasına da tesir eden derin izler bıraktı. Orta Doğu ya da Ortadoğu, Asya, Avrupa ve Afrika'nın birbirlerine en çok yaklaştıkları yerleri kapsayan ve birbirine komşu ülkelerin oluşturduğu bölge. Akdeniz'den Pakistan sınırına kadar uzanır ve Arap Yarımadası'nı kapsar.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından literatürde kullanımı yaygınlaşan 'Ortadoğu' kavramı, ilk defa Amerikan deniz tarihçisi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan (ölümü 1914) tarafından kullanılmıştır. Mahan, Ortadoğu kavramını, 1902 yılında National Review'de yayınlanan 'The Persian Gulf and International Relations' başlıklı yazısında, Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanmıştır. Günümüzde, Ortadoğu'da kaldırılan her taşın altından Osmanlı İmparatorluğu'nun izleri ve adaleti çıkıyor. 'Cihan devleti' kimliğiyle dünyaya 600 yıl hükmeden Osmanlı Devleti'nin kuruluşu ve öncesinde büyük devlet adamları Şeyh Edebali, Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi'nin verdiği öğüt ve vasiyetler, aradan 7 asır geçmesine rağmen halen geçerliliğini koruyup başarılı devlet idaresine ilişkin ip uçları veriyor.

Tarihi açıdan Osmanlı'nın çöküşü problemin başlangıç noktasını oluşturdu. Osmanlı çöktükten sonra Ortadoğu coğrafyasının bütün dengeleri değişmiş; diktatörlükler, krallıklar, farklı yapılar farklı problemleri beraberinde getirmiştir. Günümüzde ise 'Ortadoğu' denince akla  kan, her gün vahşet, işgaller, katliamlar, çatışmalar, tecavüzler geliyor. Osmanlı'nın o topraklardan ayrılmasının ardından Ortadoğu insanı huzuru, mutluluğu, adaleti unuttu. Sokağa çıkmaya cesaret edemiyor. Sokağa çıkmasa da ölüm ve zulüm onu her an evinde yokluyor. Bu, aslında ABD- İsrail ikilisinin hayalini kurduğu Büyük Ortadoğu Projesi'nin ürünü olan bir Ortadoğu manzarası. ABD ve İsrail, yerli taşeronları da devreye koyarak durmadan sivilleri katlediyor. Birisi "Yahu ne yapıyorsunuz" diyerek biraz doğrulacak olsa hemen oracıkta infaz ediliyor. İşgalciler tanklarla-tüfeklerle mahallelere, sokaklara, evlere dalıyor, ne var ne yok yıkıp, ezip geçiyor, silahsız siviller kurşuna diziliyor. ABD ve İsrail'in Ortadoğu'da yaptıklarını dünyada bilmeyen yok, ama sesini çıkartan da yok. Bölgedeki petrol gelirini kapma yarışı insan hayatını hiçe sayıyor.

Ortadoğu'da neler olduğunu anlamak için önce o bölge üzerinde oynanan hem kanlı hem de kirli oyunların neden ve kimler tarafından oynandığını bilmemiz, iyi analiz etmemiz  gerekir. Ve bu oyunun tabii ki de galipleri yeni dünya ve barış düzenini  getirecekleri yalanını uyduran ve başka topraklar üstünde ve canlı piyonlarla sadistçe ve acımasızca kötü emellerini gerçekleştiren insan haklarının savunucusu olduğunu iddia eden güçlü devletler. Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor ki, petrol piyasası tarih boyunca emperyalist ülkeler tarafından kontrol edilmek istenmiş, küresel diktatörler bu uğurda savaş dahil her yolu denemişlerdir.

İngiltere eski başbakanlarından Winston Churchill'in 1936'da Avam Kamarası'nda ifade ettiği 'Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir' sözü bile bu yalın gerçekliği ve Ortadoğu'da yaşananları açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye hariç bölge ülkeleri ise 'Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir' mantığıyla hareket edenlerin kurduğu tuzaklara düşmeyi sürdürüp kim güçlü ise onun kayığına binmeyi ve kendi neslini katledenleri alkışlamayı, halkına baskıyı yeğliyor. Ortadoğu'daki bu yöneticilerin, ya da yönettiğini zannedenlerin Şerif Hüseyin'in sonunu döne döne okumalarını tavsiye ederim. Sonuç olarak kendi senaryoları olmayan ülkeler başkalarının yazdığı senaryolarda figüran rolü oynamaya mahkûmdur. Zayıf ülkelerin ise senaryo yazması mümkün olmadığı gibi başkalarının dış politika aracı olma seviyesinden ileri gitmeleri de mümkün değildir.

ORTADOĞU, OSMANLI ADALETİNE MUHTAÇ

Osmanlı... Üç kıtada 600 küsur sene hükmeden bir soy… İnsanlığın son adası…Osmanlı'nın asırlarca huzur içinde idare ettiği ve her çeşit milletin, dinin bulunduğu ülkeler, bugün huzura muhtaç. Osmanlı'nın çekilmesiyle bir anda huzursuzluk kaynağı ülkeler haline geldi. Bilhassa Balkanlar ve Ortadoğu'da kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı. Bu topraklarda 100 yılı aşkın zamandır kan ve gözyaşı var. Çok geniş topraklarda, çok kültürlü bir toplum yapısı ile altı asır gibi uzun bir süre dünya medeniyetine çok büyük katkısı olmuştur Osmanlı'nın. Adaleti, hoşgörüsü, vakıfları ve 'Ahi' teşkilatları ile oluşturduğu dengeli sosyal yapısının çok daha iyi anlaşılması belki de dünyanın geleceği açısından incelenmesi çok önemlidir.

ORTADOĞU: KAYNAYAN KAZAN


Bugün, insan haklarını, özgürlükleri dillerinden hiç düşürmeyen Batı'nın gözü önünde Suriye'de, Irak'ta Filistin'de ABD ve İsrail soykırımı uygulanıyor; ancak kendilerinin duyabileceği kadar bir sesle "Yapmayın, etmeyin"den öteye yaptıkları ciddi bir şey yok. Ortadoğu'da Osmanlı hakimiyetinin sona ermesininin hemen ardından istikrasızlık başladı. Osmanlı İmparatorluğu'nun sona ermesinden bu yana birçok güç Ortadoğu'da istikrarı sağlamayı denemiş fakat başarısız olmuşlardır. Bugün Osmanlı'nın terkettiği Balkanlar'da da huzur yok. Ancak Ortadoğu emperyalist güçlerin de etkisiyle tam bir kaynayan kazan. Balkanlar'dakine benzer bir süreç, 19. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılın başında Ortadoğu'da da yaşandı. Osmanlı'yı bu bölgeden sürmek ve kendi egemenliklerini bölgeye yaymak isteyen güçler ise, bu kez İngiltere ve Fransa'ydı. Özellikle de Ortadoğu'nun dünyanın en zengin petrol yataklarını barındırdığının farkedilmesiyle birlikte, bu iki güç Ortadoğu'yu paylaşma yarışına giriştiler. Bölge üzerinde benzeri hayalleri olan Almanya ve Rusya'yı Birinci  Dünya Savaşı ile diskalifiye ettikten sonra da, bölgeyi gerçekten paylaştılar. 


TERÖR DEVLETİ BÖYLE KURULDU
 
20. yüzyılda bölgeye üçüncü bir güç daha girdi: Siyonizm... Yani Filistin'de bir Yahudi devleti kurma hedefindeki Yahudi milliyetçiliği.Siyonistler Ortadoğu'ya  Sultan Abdülhamit zamanında girmek istemişler, ancak Abdülhamit'in sert tepkisi nedeniyle beklemek zorunda kalmışlardı.Siyonist devlet İsrail 1948 yılında  Birleşmiş Milletler örgütünün bir hilesiyle kuruldu. 1860'da Budapeşteli orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak doğan siyonizmin kurucusu Theodor Herzl,Viyana Üniversitesi'nde hukuk eğitimi aldı. Avukat sıfatını taşısa da mesleğinin yerine yazarlık yaptı, çeşitli oyunlar yazdı. O zamanlar siyonizm üstüne kapsamlı çalışmalar yaparak Yahudi devletinin kurulmasını tasarladı. Fransa'da ortaya çıkan Dreyfus Olayı sonrası artan Yahudi karşıtlığı hem onun yaşamına hem de siyonizm fikrinin seyrine yön verdi. Yahudiler'in tüm dünyada ezildiği ve acı çektiği düşüncesinden hareketle 1896 yılında Türkçe 'Yahudi Devleti' anlamına gelen  Der Judenstaat adlı kitabını yayınladı.

1897'DE BAŞLAYAN SÜREÇ

1897 yılında Dünya Siyonist Teşkilâtı'nın kurulmasını ve kurulduğu İsviçre'nin Basel kentinde teşkilatın ilk kongresinin yapılmasını sağlayan Herzl, kongrede "Ben bugün burada Yahudi devletini kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir" diyerek dikkat çekti. Ayrıca kongrede kurulması planlanan Yahudi devletinin sınırlarını da belirtti ve kongre sonunda Herzl, Dünya Siyonist Teşkilatı'nın başkanı seçildi. Teşkilatın amacına uygun olarak Yahudiler'ce kutsal sayılan Siyon Tepesi'nin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudi devleti kurmak için İngilizler'le bağlantıya geçti, Filistin toprakları o dönem Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında olduğu için, Osmanlı ile iyi ilişkileri olmasından dolayı Alman İmparatoru II. Wilhelm ile ilişkiye geçti, ancak başarılı olamadı. 

ABDÜLHAMİT REDDETTİ

YAHUDİLER'in Filistin'e yerleşmesi için çabalayan Herzl, 17 Mayıs 1901'de Osmanlı padişahı  Abdülhamit ile görüştü. Abdülhamit, belirli bir yerde toplu halde olmamak koşuluyla Yahudiler'in Osmanlı ülkesine gelmelerine izin verdi ancak Filistin'e yerleşim konusunu reddetti.Asıl isteği Yahudiler'in Filistin'e yerleşmesini sağlamak olan Herzl bunun karşılığında da Osmanlı borçlarının önemli bir kısmını ödeyeceği taahhüdünü verdi.Abdülhamit, bunu da kabul etmedi. Bunun üzerine Herzl, İngiltere ile yeniden ilişki kurarak sorunun çözüleceği fikrinden hareketle İngiliz Sömürgeler Bakanı Joseph Chamberlain ile görüştü. Bu görüşmeden de istediği sonucu alamayınca kısa bir süre sonra Londra'ya davet edildi. Bu görüşmede 'Yahudi yurdu' olarak kendisine Uganda teklif edildi. Ancak teşkilat, kongrede bunu da reddetti. Herzl, İstanbul'a "Vaadedilmiş Topraklar' Filistin ve Kudüs için bir kez daha gelir ve tekrar talebi Sultan Abdülhamit tarafından reddedilir. 

BM'NİN HİLESİYLE KURULDU

1947 yılında Birleşmiş Milletler (BM), 'Birleşmiş Milletler Paylaşım Planı' adlı hileli bir planı duyurdu. Plan, bağımsız Arap ve Yahudi devletlerinin ve uluslararası statüde bulunan Kudüs'ün oluşumunu öngörüyordu. Hileli plan İsrail Yahudi Ajansı tarafından kabul edildi. Ardından 1948'de İsrail Yahudi Ajansı, İsrail devletinin bağımsızlığını ilan etti ve 1948 Arap-İsrail Savaşı ile beraber İsrail manda bölgelerin çoğunda kontrolü ele geçirdi. Batı Şeria ve Gazze bölgeleri Arap ülkeleri kontrolünde kaldı. Bu tarihten sonra İsrail, Arap ülkeleriyle birkaç defa daha savaşa girdi ve 1967 yılındaki 6 Gün Savaşı'nın ardından İsrail Batı Şeria, Golan Tepeleri ve Gazze bölgelerini işgal etti. Bu gelişmelerle beraber İsrail, Golan Tepeleri ve Doğu Kudüs'ü yasalarca kendi toprağı olarak saydı. .Batı Şeria bölgesini yasaya dahil etmedi.Şimdi ise bu toprakların hepsini ABD Başkanı Donal Trump'ın desteğiyle ilhaka hazırlanıyor. İsrail'in Filistin topraklarını işgali, dünyanın en uzun askeri işgali olarak da bilinir.

YARIN: Yılanın başı Şerif Hüseyin
 

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2019, 10:30

Özge Doğu

Özge Doğu, 1993 yılında doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünü bitirdi. Posta Gazetesi'nin internet servisinde tecrübe kazanan Özge Doğu, şimdi Ortadoğu Gazetesi'nde haber editörü olarak çalışıyor.


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER