Kızıl Elma'ya Doğru

Hz. Muhammed'in vefatlarından sonra yeryüzüne dağılan ashabı kiramın önemli bir kısmı, genellikle kökenleri nere ise o bölgelere gidip yerleşirler. Bu dağılma, Efendimiz'in emri üzerine gerçekleşir. Peygamberimiz ashabına, yeryüzüne dağılmalarını, yerleştikleri yerlerde evlenmelerini ve özellikle gençlere sahip çıkmalarını emretmişlerdir. Bu sebeple ashabı kiram gençlerle karşılaşınca; "Merhaba ey sevgili Peygamberimiz'in bize emanet ettikleri" diye latife ederlerdi. 

Kızıl Elma'ya Doğru

Horasan'a düzenlenen seferlerin sadece birinde, ordu içerisinde 300 ashabın bulunduğu nakledilmektedir ki bunların büyük çoğunluğu Türkistan'a yerleşmişlerdir. Bunlardan en ilginci Türklerin Arslan Baba adını verdikleri bir sahabedir ki asıl ismi unutulmuştur. Hazret-i Hüseyin, Kerbela'da ablukaya alındığında Kûfeli Şiilerin ihanetini görünce Emevi komutanı Ubeydullah b. Ziyad'dan kendisini bırakmasını ister ve Horasan'a gidip orada İslamiyete hizmet etmeyi istediğini bildirir. Hazreti Hüseyin'in tekrar Medine veya Mekke değil de Horasan'a gitmek istemesinin sebebi de Efendimiz'in bu bölge halkıyla ilgili, ashabına çok önemli işaretler verdiklerini göstermektedir. 

Ashabtan bu bölgeye giden en ünlü isim Büreyde b. Husayb'dır. Kabri, Merv şehrindedir, Kırgızistan'a yaptığımız bir gezide Kırgızlar, Oş bölgesinde bir mevkiyi göstererek, "Sevgili Peygamberimiz'in arkadaşlarına ait bazı kabirler burada idi, ancak zamanla kaybolmuş" dediklerine şahit olmuştuk. 
Horasan'a yerleşen ashabı kiramın rahle-i tedrisinden geçen Türkler müthiş bir ivme kazanırlar; birkaç kuşak sonra bütün İslam dünyasına kan kusturan Şii devletçiklerini teker teker düşürerek vefa borçlarını ödemeye başlarlar. Asya kendilerine dar gelir. Birbiri ardına cihan devleti kurarak batının en batısındaki Kızıl Elma'ya doğru koşarlar. Osmanlılar döneminde ise her bakımdan zirveye erişirler. Ashabı kiram Türkistan'a giderken, Türkistan'dan da Medine'ye gelenler olmuştur. Mesela "Ozanların piri" diye tanınan Korkut Ata, Medine'ye gelip Hazreti Ebubekir ile görüşerek Müslüman olmuştur. 

TÜRKLER'E İLİŞMEYİN

Sevgili Peygamberimiz'in Türkler'le sıcak temasa geçilmemesini emrettiklerini, bizzat ashabı kiramın uygulamasında da görebilmekteyiz. Hazreti Ömer döneminde yıkılan Sasaniler'in de kışkırtmasıyla bazı Türk boyları İslam topraklarına hücum ederler. 

Bunlar Göktürk devletinin yıkılmasından sonra desteksiz kalan Batı Göktürk devleti bünyesinde yaşayan küçük devletçiklerdir. Bunlara karşılık vermek için Türkistan içlerine akın yapan İslam orduları komutanı Ahnef b. Kays, zafer kazandıklarını ve harekata devam etmek istediklerini bildirir. 

Hazreti Ömer, bu isteği kesin bir dille raddeder ve "Keşke onlarla aramızda ateşten bir deniz olsaydı" diyerek ileri harekata izin vermez. Yerine ashabdan Büreyde B. Hüsayb'ı komutan olarak tayin eder. İslam'ın, organize olarak en güçlü olduğu ve peş peşe dünyanın iki süper gücüne bir arslan gibi atıldıkları bir dönemde, dağınık Türkler'den korktukları için böyle bir harekâta izin verilmediğini düşünmek mümkün değildir. Hazreti Ömer gibi birisini ancak Efendimiz'in emri durdurabilirdi. Benzeri bir başka olay Hazreti Muaviye döneminde yaşanmıştır. 

Horasan Valisi Abdürrahman B. Semüre'ye bağlı İslam ordusunun bir kısmı, Türkler'in hücumuna karşılık vermek için Ubeydullah Ziyad komutasında Türkistan içlerine akınlar yaparlar, Buhara ve çevresini ele geçirirler. Abdurrahman bunu hoş karşılamaz. Ubeydullah da direkt halifeye yazarak, kazandığı zaferi bildirir. Övgü ve taltif beklerken Hazreti Muaviye'nin sert bir cevabıyla karşılaşır: "Anan sana matem tutsun. Harekatı derhal durdur. Onlara neden ilişiyorsun? Vallahi Resuallah'tan işittim ki, Türkler, yavşan otu biten yerlere kadar hakim olacaklardır." 

TÜRK HAKANININ KIZI

Efendimiz, Peygamberlikle şereflendiklerinde İran Sasani imparatorluğunun başında kisra olarak Nuşirevan vardır. Bu zat adaletiyle ün yapmıştır. Sadece İranlılar değil, komşu ülke insanları dahi onun adaletine hayran kalmışlardı. Nuşirevan, o yıllarda hayli güçlü olan Göktürk hakanının kızıyla evlenmiştir. Bu evlilikten peş peşe üç kız dünyaya gelir ki, İslam tarihinin en önemli şahıslarından olurlar. 

Hazreti Ömer döneminde yıkılan Sasani imparatorluğuna mensup önemli kişiler esir olarak Medine'ye getirilir. Aralarında Nuşirevan'ın kızları da vardır. Anneleri Türk hakanının kızı, babaları da İran kisrası olan bu nazenin kızlara Hazreti Ömer kıyamaz. Ashabı kiramdan üç ünlü zatın çocuklarıyla evlendirir. Bunlardan Şehrbanu Gazele, Hazreti Ali'nin oğlu Hazreti Hüseyin ile evlendirilir. 

Bundan Zeynel Abidin hazretleri dünyaya gelir. Birisi Hazreti Ömer'in oğlu Salim veya Asım ile evlendirilir. Bunun kızından da Emevi halifelerinden Ömer B. Abdülaziz dünyaya gelir ki, adaleti ile ün yaptığı için İkinci Ömer diye anılır. Üçüncü kız, Hazreti Ebubekir'in oğlu Muhammed ile evlendirilir. Bu evlilikten Kasım b. Muhammed Hazretleri doğar. 
 Malazgirt'in önemi

 

Göktuğ Efil

Göktuğ Efil, 1995 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünü bitirdi. Gazetecilik, SEO ve Photoshop eğitimleri aldı. Stajını THY ve Mercedes Benz'de web tasarımcı olarak yaptı. Şimdi Ortadoğu Gazetesi'nde haber editörü olarak çalışmakta.


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER