Kudüs'ün Bin Türlü Osmanlısı

Kudüs'teki Osmanlı bu bin türlü Osmanlıdır. Müslüman'dır, Hıristiyan'dır, Yahudi'dir... Türk'tür, Çerkes'tir, Rum'dur, Rus'tur, Alman'dır, Avusturyalı'dır ama Osmanlı'dır.

Kudüs'ün Bin Türlü Osmanlısı

Tarık Tavadoğlu

OSMANLI BARIŞ FORMÜLÜ

İsrail'in eski Başbakanı Ehud Barak, dahi Osmanlı'nın yıllarca Kudüs'te barış ve huzuru sağladığını itiraf etmişti. Ne Kudüs ne de yörenin kamu hafızası 500 yıllık maziden kopartılarak tanınamaz. Özellikle son yıllarda dinler ve kültürler arası çatışmaların kızışmasıyla Osmanlı yönetimi altındaki nisbi güvenlik ve huzur ortamına karşı yeni bir özlem uyanmış, Osmanlı'nın "barış formülü" bölgeyi 50 yıldır kana bulayan çatışmaya alternatif bir çözüm oluştu. 

FATİH VE YAHUDİLER
 
600 yılı aşkın Ortadoğu'yu yöneten  Türkiye'nin bu bölgedeki rolü ne olmalıdır, ya da bu rolünü tam olarak kullanabiliyor mu?Türkiye'nin bölgede pozisyonu önemlidir. Çünkü bölgedeki ülkelerin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarını oluşturuyordu ve kültürel, tarihi ve coğrafi bağlar var. Türkiye bölge için bir ümit olabilirdi ve hâlâ olabilir. Türkiye'nin İslam dünyasında yeri önemlidir, şahsına münhasır yeri vardır. Batılılaşma tecrübesinin yanında, Batı ile işbirliğini ve Batı'ya yakınlığı savunmakta ve temsil etmektedir. Gerçi bu güne kadar Batı'dan istediğini elde edemediği de bir gerçektir. İstanbul'un 1453'te fethinin hemen ardından Fatih Sultan Mehmet, Yahudiler'i Osmanlı topraklarına davet ederek onlara millet statüsü tanıdı. 1492'de ise İspanya'da Endülüs Emevi devletinin sona ermesinin ardından tüm Avrupa'da söz konusu olan Yahudi düşmanlığı çerçevesinde İspanya'dan kovulan Yahudiler'e Osmanlı İmparatorluğu topraklarını açtı. Osmanlı'nın Yahudiler'e kucak açtığı yıllarda diğer dünya devletleri Yahudiler'e hiç de hoşgörü ile yaklaşmamışlardı. Örneğin Yahudiler 1290'da Fransa'dan, 1392'de İngiltere'den, 1492'de İspanya'dan ve 1497'de Portekiz'den kovuldular. Bunların bir kısmı Doğu Avrupa ülkelerine göç ederken önemli bir kısmı da Osmanlı egemenliğindeki topraklara yerleştiler. Özetle Türkiye Ortadoğu bölgesiyle olan tarihi kültürel bağlarının yanında hoşgörülü yaklaşımı ve Türk modeli ile bölgeye istikrar getirilmesinde önemli roller oynayabilir.

KUDÜS'TE OSMANLI DÜZENİ

BÜTÜN Hıristiyan mezhepleri için kutsal olan, Kutsal Kabir Kilisesi, Osmanlı'nın kurduğu düzene göre kullanılıyor. Osmanlı çatının statüsünü belirlemediği için 1948-1967 arasında kilise çatısız kalmıştı Kudüs'teki Türk mirası bin yılın üzerinde bir geçmişe sahip. Bunun dört asırlık bir kısmı şehrin Osmanlı egemenliği altında olduğu uzunca bir dönemin ürünüdür. İsrail'in eski Başbakanı Ehud Barak, dahi  Osmanlı'nın yıllarca Kudüs'te barış ve huzuru sağladığını itiraf etmişti. Bu başarının sırrı neydi incelemeye değer: Ne Kudüs ne de yörenin kamu hafızası 500 yıllık maziden kopartılarak tanınamaz. Özellikle son yıllarda dinler ve kültürler arası çatışmaların kızışmasıyla Osmanlı yönetimi altındaki nisbi güvenlik ve huzur ortamına karşı yeni bir özlem uyanmış, Osmanlı'nın "barış formülü" bölgeyi 50 yıldır kana bulayan çatışmaya alternatif bir çözüm oluştu.

Kudüs'ün bin türlü Osmanlısı... Kudüs'teki Osmanlı bu bin türlü Osmanlıdır. Müslüman'dır, Hıristiyan'dır, Yahudi'dir... Türk'tür, Çerkes'tir, Rum'dur, Rus'tur, Alman'dır, Avusturyalı'dır ama Osmanlı'dır. Kudüs tarihi müzesindeki bu sebil önü maketi Osmanlı Kudüs'ünün bu heyecan veren mozayiğini anlatmaktadır. Gerçekten Osmanlı Kudüs'ünde Yahudi ayakkabıcı, Arap köylüsü fellah, Rus Ortodoksu Hıristiyan hacı, Avrupalı zengin gezgin ile bir arada görünürdü. Bugün Kudüs'te dünyanın dört bir yanından gelme insanlarla karşılaşabilirsiniz ama Osmanlı Kudüs'ünde olduğu kadar renklilik arzetmez bu. Memlük Kudüs'ü imparatorluğun gerilemesi ile birlikte önemini kaybetmişti. Bu yüzden halk Osmanlı'yı yeni bir ümitle kabullenmişti. Osmanlı Kudüs'ü üç sancaktan oluşan bir mutasarrıflıktı: Kudüs, Nablus ve Gazze Sancakları. Bunların hepsi de Şam vilayetinin parçaları durumundaydı. 500 yıllık Osmanlılığının bazı bölümlerinde Kudüs Şam vilayetinden alınmış ve Beyrut vilayetine bağlanmıştı. Bütün bu tarih boyunca değişiklikler göstermekle birlikte mutasarrıflığın sınırları güneyde Gazze'den kuzeyde Nablus'a kadar uzanırdı. 1553 yılında şehrin nüfusu 13 bin 384 kişiydi. Hıristiyan ve Yahudi cemaatlerinin her biri bin 650 kişi civarındaydı..

CİHAN DEVLETİ'NİN ARDINDAN

OSMANLI’nın asırlarca huzur içinde idare ettiği ve her çeşit milletin, dinin bulunduğu ülkeler, bugün huzura muhtaç. Osmanlı’nın çekildiği bütün topraklarda bir asırdır kan ve gözyaşı var. Basra’dan Budin’e kadar olan bölgelerde asırlarca süren Osmanlı hakimiyeti günümüz dünya politikasına da tesir eden derin izler bıraktı. Orta Doğu ya da Ortadoğu, Asya, Avrupa ve Afrika’nın birbirlerine en çok yaklaştıkları yerleri kapsayan ve birbirine komşu ülkelerin oluşturduğu bölge. Akdeniz’den Pakistan sınırına kadar uzanır ve Arap Yarımadası’nı kapsar.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından literatürde kullanımı yaygınlaşan ‘Ortadoğu’ kavramı, ilk defa Amerikan deniz tarihçisi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan (ölümü 1914) tarafından kullanılmıştır. Mahan, Ortadoğu kavramını, 1902 yılında National Review’de yayınlanan ‘The Persian Gulf and International Relations’ başlıklı yazısında, Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanmıştır. Günümüzde, Ortadoğu’da kaldırılan her taşın altından Osmanlı İmparatorluğu’nun izleri ve adaleti çıkıyor. ‘Cihan devleti’ kimliğiyle dünyaya 600 yıl hükmeden Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ve öncesinde büyük devlet adamları Şeyh Edebali, Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi’nin verdiği öğüt ve vasiyetler, aradan 7 asır geçmesine rağmen halen geçerliliğini koruyup başarılı devlet idaresine ilişkin ip uçları veriyor. Tarihi açıdan Osmanlı’nın çöküşü problemin başlangıç noktasını oluşturdu. Osmanlı çöktükten sonra Ortadoğu coğrafyasının bütün dengeleri değişmiş; diktatörlükler, krallıklar, farklı yapılar farklı problemleri beraberinde getirmiştir. Günümüzde ise ‘Ortadoğu’ denince akla kan, her gün vahşet, işgaller, katliamlar, çatışmalar, tecavüzler geliyor.

Osmanlı’nın o topraklardan ayrılmasının ardından Ortadoğu insanı huzuru, mutluluğu, adaleti unuttu. Sokağa çıkmaya cesaret edemiyor. Sokağa çıkmasa da ölüm ve zulüm onu her an evinde yokluyor. Bu, aslında ABD- İsrail ikilisinin hayalini kurduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin ürünü olan bir Ortadoğu manzarası. ABD ve İsrail, yerli taşeronları da devreye koyarak durmadan sivilleri katlediyor. Birisi “Yahu ne yapıyorsunuz” diyerek biraz doğrulacak olsa hemen oracıkta infaz ediliyor. İşgalciler tanklarlatüfeklerle mahallelere, sokaklara, evlere dalıyor, ne var ne yok yıkıp, ezip geçiyor, silahsız siviller kurşuna diziliyor. ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da yaptıklarını dünyada bilmeyen yok, ama sesini çıkartan da yok. Bölgedeki petrol gelirini kapma yarışı insan hayatını hiçe sayıyor. Ortadoğu’da neler olduğunu anlamak için önce o bölge üzerinde oynanan hem kanlı hem de kirli oyunların neden ve kimler tarafından oynandığını bilmemiz, iyi analiz etmemiz gerekir. Ve bu oyunun tabii ki de galipleri yeni dünya ve barış düzenini getirecekleri yalanını uyduran ve başka topraklar üstünde ve canlı piyonlarla sadistçe ve acımasızca kötü emellerini gerçekleştiren insan haklarının savunucusu olduğunu iddia eden güçlü devletler.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor ki, petrol piyasası tarih boyunca emperyalist ülkeler tarafından kontrol edilmek istenmiş, küresel diktatörler bu uğurda savaş dahil her yolu denemişlerdir. İngiltere eski başbakanlarından Winston Churchill’in 1936’da Avam Kamarası’nda ifade ettiği ‘Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir’ sözü bile bu yalın gerçekliği ve Ortadoğu’da yaşananları açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye hariç bölge ülkeleri ise ‘Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir’ mantığıyla hareket edenlerin kurduğu tuzaklara düşmeyi sürdürüp kim güçlü ise onun kayığına binmeyi ve kendi neslini katledenleri alkışlamayı, halkına baskıyı yeğliyor. Ortadoğu’daki bu yöneticilerin, ya da yönettiğini zannedenlerin Şerif Hüseyin’in sonunu döne döne okumalarını tavsiye ederim. Sonuç olarak kendi senaryoları olmayan ülkeler başkalarının yazdığı senaryolarda figüran rolü oynamaya mahkûmdur. Zayıf ülkelerin ise senaryo yazması mümkün olmadığı gibi başkalarının dış politika aracı olma seviyesinden ileri gitmeleri de mümkün değildir.

YARIN: KUDÜS'ÜN DÜNÜ BUGÜNÜ

Güncelleme Tarihi: 11 Kasım 2019, 11:24
YORUM EKLE
YORUMLAR
teo
teo - 10 ay Önce

devletlerin parasal çıkarları sürekli bu bölgede(su götürmez bir gerçek) olduğu için bunların olması gayet normal. zıtlaşmadan yaşamak mecburiyetinde bu zor coğrafyannın ülkeleri.

SIRADAKİ HABER