'Manevi değerleri olan kurumların üzerine adeta beton döküldü'

Kamu Başdenetçisi Malkoç, 28 Şubat postmodern darbeye giden süreci anlattı: Hak ve hürriyetler kısıtlandı, bu toplumun manevi değerleri olan kurumlar kapatıldığı gibi üzerlerine adeta beton döküldü

'Manevi değerleri olan kurumların üzerine adeta beton döküldü'

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, 28 Şubat sürecinde hak ve hürriyetlerin kısıtlandığını, toplumun manevi değerleri olan kurumların kapatıldığını, üzerlerine adeta beton döküldüğünü söyledi.

28 Şubat sürecinde Refah Partisi ve Fazilet Partisinden 20 ve 21. dönem Trabzon milletvekili olarak parlamentoda görev alan Malkoç, "postmodern darbe"nin 24. yılı dolayısıyla açıklamalarda bulundu.

28 Şubat'ı, hukuki, siyasi, dini ve sosyolojik açıdan tam bir "faica" olarak nitelendiren Malkoç, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki dar görüşlü bir grubun, Türkiye'yi bir cendereye sokmak için toplumu birbirine kırdırmak istediğini söyledi.

Malkoç, Türkiye'nin yüzlerce yıllık tarihi tecrübesi, hukuka ve ahlaka bağlı halk yapısıyla bu cendereyi aştığını belirterek, "Özellikle o dönem olanları hatırlamak hiç kimseye zevk vermez. Hatta o acıları yaşayanlar için o dönemi hatırlamak ızdırap verici bir konudur. Çünkü hak ve hürriyetler kısıtlandı, bu toplumun manevi değerleri olan kurumlar kapatıldığı gibi üzerlerine adeta beton döküldü." dedi. 

Şeref Malkoç, toplumun bunun çok zararını gördüğünü ancak sonraki süreçte milletin sandığa giderek verdiği oylarla 28 Şubat'ta yanlış giden çok şeyi düzelttiğini anlattı.

Malkoç, bugün gelinen noktada 28 Şubat'ın izinin kalmadığına, özellikle hak ve özgürlükler alanında anayasa ve yasalarda ciddi düzenlemeler yapıldığına dikkati çekti.

KİMSENİN HUKUKUN DIŞINA ÇIKMAMASI GEREKİYOR

Malkoç, kısıtlanmak istenen bütün hakların daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde toplumu rahatlatacak şekilde genişletildiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sadece belli bir kesim için değil. 28 Şubat bir yönüyle Refah kesiminin üzerine giderken, diğer taraftan da Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da insanların bir kısmının, kendi aralarında ana dili konuşmalarına mani oluyordu, suç sayıyordu, yasaklamıştı. Şimdi, devletin televizyon kanallarından birisi Kürtçe yayın yapıyor, bir şey değişmedi veya o dönemde 'Kur'an kursları kapatılsın, imam hatipler kapatılsın, başörtüsü olanlar kamusal alana sokulmasın', hatta sokağa çıkmayacaklardı neredeyse ama bugün bakın bu sorunlar çözüldü, hiç de değişen bir şey olmadı."   

Milletin bu haksızlıklara karşı sert tepkisi olmadığını ancak sabırla ve zaman içinde anayasa ile hukukun dışına çıkanları anayasal çizgiye getirdiğini belirten Malkoç, o dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri içinde cunta kuranların hepsinin yargılandığını ve hak ettikleri cezayı aldığını söyledi.

CUNTACILARA EN ÖNEMLİ DERSİ ERBAKAN VERDİ

Şeref Malkoç, o dönemde hem cuntacılara hem de topluma en önemli dersi dönemin başbakanı Necmettin Erbakan'ın verdiğine işaret etti.

Refah Partisi kapatıldığında Erbakan'ın, düzenlediği basın toplantısında "toplumun her günkünden daha fazla huzura ve barışa ihtiyacı olduğunu" söylediğini ve hiç kimsenin taşkınlık yapmamasını istediğini aktaran Malkoç, şunları kaydetti:

"Şu cümleyi hiç unutmuyorum. Erbakan Hoca 'Bakın göreceksiniz, bu kapatma kararı, bizim düşüncemizde olan bu siyasi partinin tek başına iktidarını temin edecektir' dedi. İşte feraset budur, vatanseverlik budur. Eğer çıkıp 'Bu Anayasa Mahkemesi kararı yanlıştır, direnin, eylem yapın, gösteri yapın, bu hukuksuzluğa karşı çıkın' deseydi, taraftarlarını, Türk halkını tahrik etseydi veya onları yanlışa sevk etseydi Türkiye'nin hali ne olurdu? Yabancılar bunu istiyordu zaten. O açıdan çıkarılacak dersin en önemlisi tekrar ifade ediyorum, hiç kimse hukukun dışına çıkmamalı. Haksızlığa uğrayabilir, hakkını aramalı ama bu hakkı ararken meşru yollardan aramalı ve hukukun ölçüleri içerisinde aramalı.

Çok sabırlıdır bizim milletimiz. O açıdan Türk milleti diğer milletlere benzemez. Bakın o haksızlığı kabullenmedi ama taşkınlık da yapmadı, dedi ki 'Ben bunun hesabını sandıkta soracağım.' Sandıkta hesap sormak en meşru, en makul şeydir. Bunlar inşallah üniversitelerde sosyal bilimlerde, özellikle hukuk fakültelerinde ders olarak anlatılır. O gün Erbakan Hoca ve arkadaşlarını kötüleyenler veya onların düşüncesinde olanların hiçbirinin Türkiye'de bir eseri, izi yok ama rahmetli Erbakan Hoca'nın rahleitedrisinden geçen insanların bir kısmı cumhurbaşkanı oldu, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi. Bir kısmı başbakan, bir kısmı bakan, bir kısmı rektör ve Türkiye'yi yöneten diğer kadrolarda." 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER