Reuters'in İletişim Başkanlığı analizi Türkiye karşıtlığında yeni bir aşama

Son dönemde ortaya konulan etkili ve koordineli iletişim modeli, Türkiye tarihinde kurumsal olarak süregelen parçalılığı ortadan kaldırdı.

Reuters'in İletişim Başkanlığı analizi Türkiye karşıtlığında yeni bir aşama

ANALİZ- Doç. Dr. Turgay Yerlikaya, Reuters'ın İletişim Başkanlığına ve Türkiye basınına yönelik hazırladığı analizi değerlendiren bir yazıyı AA Analiz için kaleme aldı.

2010’lu yıllardan itibaren Batı’da tedrici biçimde artan Türkiye karşıtı yayınlar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişin hemen sonrasında farklı bir evreye taşındı. Savunma sanayisinde ambargolara maruz kalmasının yanı sıra politik ve finansal manipülasyonlara konu olan Türkiye’ye yönelik karşıtlık, medyada sıklıkla gözlemlenen bir olgu haline geldi. Olguları dikkate alan bir haber akışı yerine doğrudan manipülasyonlara ve zaman zaman da yalan habere başvurarak Türkiye’yi hedef alan yayın, haber ve analizlerin sayısında önemli bir artış oldu. Etkili bir yürütme ve hızlı karar alma stratejisinin önemli bir bileşeni olarak ihdas edilen İletişim Başkanlığı da son dönemde bu karşıtlığın odaklarından birisi haline geldi.

9 Temmuz 2018’de “iletişimin tüm araç ve yöntemleri ile Türkiye’nin her alanda nitelikli temsilini sağlamak ve bu doğrultuda Türkiye markasını güçlendirmek” gibi bir vizyonla kurulan ve henüz 4'üncü yılını doldurmasına rağmen önemli işlere imza atan Başkanlığın hedef alınması, sistemin kazanımlarını gölgeleme ve "Türkiye İletişim Modeli"ni farklı açılardan itibarsızlaştırmaya matuf bir stratejinin parçası. Doğrudan sistemi hedef alan yayın ve haberlerin yanı sıra sistemin işlemesi ve etkili anlatılması noktasındaki rolü itibarıyla da Başkanlık ve diğer birçok kurum odak haline getiriliyor.

Bir kurgu ürünü: Reuters’in İletişim Başkanlığı analizi

31 Ağustos Çarşamba günü İngiliz medya kuruluşu Reuters, doğrudan İletişim Başkanlığını hedef alan “Insiders reveal how Erdogan tamed Turkey’s newsrooms” başlıklı bir analiz yayımladı. Analiz özetle, Türkiye’deki medya ortamının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından İletişim Başkanlığı aracılığıyla kontrol edildiğini iddia ediyor. Söz konusu iddiayı, isimleri ve görevleri hakkında herhangi bir bilgi verilmeyen yetkililer ve Türkiye’deki muhalif gazetecilere dayandırarak çerçeveleyen analiz metodolojik açıdan oldukça sorunlu. Zira yoğun bir biçimde bilgi yanlışı ve manipülatif içerik barındırıyor.

Analizde farklı tarihlere atıfla verilen örneklerin, gerçekleri betimlemek ya da kamuoyuna aktarmak yerine belirli bir kurguyu tesis etmeyi amaçladığı açık biçimde görülebilir. Örneğin, Türkiye’deki medya ortamı ve İletişim Başkanlığını konu edinen bu analizde, sözü terör örgütü FETÖ’ye getiren yazar, örgütün elebaşı Fetullah Gülen’i "sürgündeki vaiz" olarak tanımlıyor ve örgüte yönelik yürütülen arındırma sürecini de "Türkiye’de medyanın kontrol edilmesi" olarak yorumluyor. Yazara göre, Gülen’e yakın 150 basın yayın kuruluşunun 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kapatılması, hükümetin medya üzerindeki baskısını artırması anlamına geliyor. Darbe öncesi ve süreciyle ilgili FETÖ’nün hem yurt içi hem de yurt dışında yürüttüğü dezenformasyon mücadelesine hiç değinmeden, örgütün kapatılan medya organları üzerinden analiz yapmak, gerçekliği çarpıtmak anlamına geliyor. Analizin bir yerinde, geçtiğimiz aylarda hakkında sıklıkla konuşulan ve ekim itibarıyla Mecliste yeniden görüşülecek olan Dezenformasyonla Mücadele Yasası’nın sansürü hedeflediği iddiası ise hiç kuşkusuz son yıllarda yalan habere sıklıkla maruz kalan Türkiye’nin bu konudaki mücadelesini gölgelemeyi hedefliyor.

Söz konusu analizin ardından, Başkanlığın konuyla ilgili açıklamasını beklemeden, Türkiye’deki bazı gazete ve internet sitelerinin analizin asılsız içeriklerini haberleştirmesi ise gazetecilik etiği açısından ciddi sorun teşkil ediyor. Herhangi bir somut veri ve gerçekliğe dayanmayan ve belirli bir argümanı desteklemek amacıyla seçmece ve kurgu unsurlardan müteşekkil bu analizin dolaşıma sokulması, enformasyon akışının ne denli sorunlu olduğunu da gösteriyor. Türkiye’deki muhalif medyanın, yabancı basında çıkan analiz görünümlü içeriklere bu denli sahip çıkması, Türkiye demokrasisi açısından da bir risk taşıyor. Reuters’in bu analizde sözü 2023 seçimlerine getirerek "Erdoğan karşıtı bloğun" anketlerde önde olduğunu belirtmesi ve 2023 seçimlerinde, 2019 yerel seçimlerini hatırlatarak bir iletişim krizi yaşanabileceğini ima etmesi ise tam anlamıyla bir provokasyona işaret ediyor.

İngiliz basınının sorunlu sicili

Türkiye’yi sıklıkla hedef gösteren İngiliz basınının bu konudaki sicili de oldukça sorunlu. Örneğin, Reuters’in 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından Türkiye’nin darbeyi başarıyla atlatmasına yoğunlaşmak yerine, Batılı ülkelerin "Türkiye’nin otoriterleşmesi" üzerine dile getirdikleri endişe ve kaygıları ön plana çıkarmayı tercih etmesi, oldukça sübjektif bir tutumdur. Diğer bir örnek de 2021 yılında BBC Türkçe’nin İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace’ın Mail On Sunday gazetesi için yazdığı ve içinde Türkiye adının geçmediği bir makale üzerinden yalan haber üretmesi ve Türkiye kamuoyunu hassas bir konu olan göçmenler üzerinden manipüle etmesidir. Wallace’ın “İngiltere’ye getirmekle yükümlü olduğumuz Afganlar için Afganistan dışındaki bölgelerde bir dizi merkez kuracağız.” şeklindeki ifadelerini, Türkiye’nin önemli sayıda Afgan göçmen için bir merkez olacağı teması üzerinden kamuoyunun gündemine sokan BBC Türkçe, böylelikle bir skandala imza atmıştı. İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un, BBC Türkçe’nin manipülasyonunu bütün boyutlarıyla ortaya koyan açıklamaları sonrasında ise kurum bir özür metni yayımlamak durumunda kalmış ve yalan haber siyasetinden geri adım atmıştı.

Politik dezenformasyonun yanı sıra zaman zaman Türkiye’ye yönelik finansal operasyonların zemini haline gelen Reuters, yakın zamanda ise Merkez Bankası ile ilgili gerçekliği olmayan spekülasyonların yayılmasına katkı sağladı ve Türkiye’de finansal bir krizin oluşmasını arzulayan yayınlara imza attı.

Türkiye’nin güvenlik gerekçesiyle sınır ötesinde gerçekleştirdiği askeri operasyonları da itibarsızlaştırma peşinde olan Reuters, YPG kaynaklarına dayandırdığı sözde bir haberde, Türkiye’nin Afrin’de bir okulu ve su deposu vurduğu yalanını yaydı. Benzer biçimde Türkiye’nin DAEŞ ile mücadelesini görmezden gelen Reuters, bu örgüt üzerinden yapılan Türkiye karşıtı dezenformasyonlara da aracılık etti. Yabancı devletlerin istihbarat örgütlerinin Suriye’ye nasıl terörist taşıdıklarını gündem edinmeyen ajans, terör ve medya ilişkisi açısından etik kuralları hiçe sayan bir yayın politikası izledi.

Söz konusu yayın organı, Türkiye’nin Kovid-19 salgını ile mücadelesinde de asılsız haber ve içeriklerin yanı sıra kullandığı görsellerle kamuoyunu manipüle etmeye dönük girişimlerde bulundu. Örneğin, sokak yasaklarının kaldırıldığı bir dönemde, Reuters’ın herhangi bir resmi kaynağa dayandırmadan sokak yasaklarının yeniden gelebileceği mealinde bir habere imza atması da toplum için belirsizliği artıran bir etki yaratmayı amaçlamıştı.

İletişim Başkanlığı neden hedefte?

Ana akımda çalıştığı iddia edilen kişilerin yanı sıra muhalif kimliğiyle bilinen isimlerin yorum ve beyanlarından hareketle kaleme alınan bu analiz, 2018’den bu yana koordineli biçimde yürütülen ve farklı ülkelerde Türkiye İletişim Modeli olarak tartışılan İletişim Başkanlığı’nın etkili ve başarılı çalışmalarını hedef alıyor. Son dönemde ortaya konan iletişim modeli, Türkiye tarihinde kurumsal olarak süregelen parçalılığı ortadan kaldırdı; etkili ve koordineli bir iletişim modeli olarak uluslararası alanda farkındalık yarattı. Bu bağlamda Başkanlığın yürüttüğü iletişim politikası, Türkiye’nin de taraf olduğu bölgesel ve küresel çatışma ve risk durumlarında haklı ve kararlı tutumunun anlaşılmasına katkı sağlıyor. Nitekim İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un “Bölgede ve dünyada söz sahibi olan ülkemizin yükselişine yakışır nitelikte ve değerde çalışmalar gerçekleştirmek, milletimizin sesini, devletimizin haklı mücadelesini bütün dünyaya duyurmak” olarak ifade ettiği iletişim stratejisi, son dönemde Türkiye’nin takip ettiği, adalet ve eşitliği temel alan küresel sistem eleştirileriyle paralellikler taşıyor.

Başkanlığın 2018’den bu yana hem ulusal hem de uluslararası krizlerde üstlendiği rol de benimsenen iletişim modelinin küresel anlamda farkındalık yaratmasına büyük katkı sağladı. Cemal Kaşıkçı cinayeti sürecinde uluslararası kamuoyunu doğru biçimde bilgilendirmek suretiyle Türkiye’yi mahkum etmeye dönük söylemleri etkisizleştiren Başkanlık, benzer etkiyi Yukarı Karabağ zaferinde de gösterdi. Doğu Akdeniz sorununda Türkiye’nin haklı ve meşru taleplerinin anlatılması, FETÖ ve PKK/YPG terör örgütlerinin gerçek yüzlerinin gösterilmesi noktasındaki adımlar da bu başarıyı tahkim eden örneklerdir. Yazılı ve görsel materyalin oldukça etkili kullanıldığı bu iletişim modeli, enformasyon üzerinden kritik müdahalelerin yapıldığı bir dönemde, Türkiye karşıtı söylemlerin etkisizleştirilmesi ve daha sağlıklı bir iletişim ortamının tesis edilmesi bakımından önemli bir fonksiyon icra ediyor.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER