Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Teftiş Kurulu Başkanlığının güçlendirilmesi, imkanlarının artırılması, özlük haklarının iyileştirilmesi, denetim etkinliğinin sağlanması ve mahallinde denetimin her 2 yılda bir yapılması gibi önemli hedefleri hayata geçirme konusunda kararlı olduklarını söyledi.

Bozdağ, Yozgat'ta Cemil Çiçek Personel Eğitim Merkezinde düzenlenen HSK Teftiş Kurulu Başkanlığı Yıl Sonu Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, toplantının planlanan hedeflere katkı sağlamasını temenni etti.

Hakkın dosdoğru tespiti ve sahiplerine teslim edilmesinin ancak yargı eli ile mümkün olduğunu vurgulayan Bozdağ, "Milletimizin yargıdan beklediği hizmetlerin anayasa, kanun, hukuk ve buna bağlı vicdanla verilen kararlar çerçevesinde tevzi edilmesinin son derece önemli olduğundan şüphe yoktur." dedi.

Hem kişilerin kendi aralarındaki hem devletle vatandaş arasındaki ihtilafta makul sürede usule uygun yargılanma, hak ve adalete uygun karar vermenin büyük bir görev olduğunu dile getiren Bozdağ, "Bizler adalet gibi yüce bir değere hizmet eden insanlarız ve kurulumuzun çok kıymetli başkan ve üyeleri de hiç şüpheniz olmasın ki milletimizin adaletten beklentilerinin dosdoğru tecelli etmesi, adalet terazisinin dosdoğru tartması, yargıya güven ve yargıdan, yargı hizmetlerinden memnuniyetin artması bakımından son derece önemli görevler ifa ediyorlar." diye konuştu.

Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yapan HSK'nin de bağlı iş kurulunun da hiç şüphesiz mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esasına göre görev yaptığını aktaran Bozdağ, şunları kaydetti:

"Türkiye'de denetimin sağlıklı yürümesi, her işin sağlıklı yürümesi bakımından son derece önem arz etmektedir. Elbette ki milyonlarca dosyanın görüldüğü mahkemelerimizde, yine milyonlarca dosyanın soruşturma konusu olduğu cumhuriyet savcılıklarımızda yapılan iş ve işlemlerin anayasa, yasalar çerçevesinde denetlenmesi ve yol gösterici bir denetimle eksikliklerin giderilmesi ve gelecekte de bunların tekrarının önlenmesi bakımından Teftiş Kurulu son derece önemli bir görevi ifa ediyor. Hep söylüyorum, buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Yargının bağımsız ve tarafsız oluşunun pek çok göstergesi vardır ama bunlardan bir tanesi de şüphesiz HSK'nin yapısı ve teftiş kurulumuzun yapısıdır. Bildiğiniz gibi Türkiye'de uzunca bir süre Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ismiyle bir kurulumuz vardı. Zaman içerisinde bunun doğurduğu sıkıntılar nedeniyle kurum yapısında 2010 yılında değişiklikler yapıldı. Ancak hedeflediğimiz sonuçlar maalesef bu değişiklikle ortaya çıkmadı, kurulda kast düzenini ortadan kaldıralım derken öte yandan yeni bir kast, hain FETÖ terör örgütünün işgali altına giren yeni bir yapı maalesef ortaya çıktı ve biz bunu da düzelttik. Artık şimdi kurulumuz daha demokratik bir yapıya kavuştu, kaynakları çoğaldı. Eskiden sadece Danıştay ve Yargıtay'dan üye seçimi yapılırken şimdi Danıştay, Yargıtay dışında başkaca kaynaklardan da üye seçimi yapılmakta ve eskiden sadece seçiciler Yargıtay ve Danıştay üyeleriyken şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi 7 üyeyi nitelikli bir çoğunlukla seçmektedir. "

Bozdağ, HSK'nin hem yasal, anayasal meşruiyeti hem de demokratik meşruiyeti olan güçlü ve bağımsız bir kurul haline dönüştürdüğünü söyleyerek "Seçim usulüyle ve seçicilerle, seçilen kaynaklarla adeta zenginleştirildi ve güçlendirildi. Daha önce bildiğiniz gibi Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından sekretarya hizmetleri yürütülen bir teftiş kurulu var iken şimdi kendi sekretaryası olan ve idari mali özerkliğe sahip bulunan bir kurulumuz var." değerlendirmesinde bulundu.

Özerk idari mali yapısı olan, kendi sekretarya hizmetini kendi yürüten bir kurulun daha fazla yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına katkı sağlayacağına dikkati çeken Bozdağ, "Eskiden Teftiş Kurulu doğrudan Adalet Bakanına bağlıyken şimdi Teftiş Kurulu doğrudan HSK'ye bağlı. Bakana karşı değil, kurula karşı sorumlu hale getirildi. Eskiden bildiğiniz gibi adalet hizmetlerinin teftişiyle yargı görevi yapanların teftişi aynı teftiş kurulu tarafından yapılıyordu ama şimdi daha farklı bir şekilde teftiş yapar hale gelmiş." diye konuştu.

Bakan Bozdağ, adalet hizmetlerinin Adalet Bakanına bağlı Teftiş Kurulundaki müfettiş ve başmüfettişler tarafından yapılırken, yargı görevi yapan hakim ve savcıların denetiminin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulup görev yapan HSK'ye bağlı başmüfettiş ve müfettişler tarafından yapıldığını aktardı.

Bunun hiç şüphesiz yargının bağımsız ve tarafsızlığı vasfının güçlendirilmesine çok büyük katkı sunduğunu dile getiren Bozdağ, şöyle devam etti:

"Bundan sonra da bu katkıyı sunmaya devam edecektir. Teftiş Kurulumuzun güçlendirilmesi, imkanlarının arttırılması, özlük haklarının iyileştirilmesi, denetimin etkinliğinin sağlanması, mahallinde denetimin her 2 yılda bir yapılması gibi önemli hedefleri hayata geçirme konusunda kararlıyız. Bildiğiniz gibi şu anda sayımız, kadromuz 300 olmasına rağmen henüz bu 300 kadrosuna ulaşamadık. En son 17 yeni müfettiş aramıza katıldı. Aramıza katılan yeni müfettişlerimizi hem tebrik ediyor hem de görevlerinde başarılar diliyorum. Önümüzdeki zaman içerisinde boş olan müfettiş kadrolarını da doldurmayı hedefliyor ve tam kadroyla imkan olursa bu kadro sayısını artırarak 500'e çıkararak müfettişlerimizin hem aile hayatlarının bütünlüğü içerisinde, hem de görev yaptıkları yerlerde daha verimli olmaları için önemli gayretin içerisindeyiz. Çünkü mevcut kadroyla bu büyük denetimin sağlıklı yürümesinin pek kolay olmadığının farkındayım. Onun için kadroyu arttırmakta kararlı olduğumuzu ifade etmek isterim. Öncelikle boş olan kısmı dolduracağız, arkasından da kadromuzu arttırmak suretiyle çalışmalarımızı güçlendirmiş olacağız ve mahallinde denetimin daha etkin ve verimli şekilde yapılmasının önünü açmış olacağız. Bildiğiniz gibi en son yasada yaptığımız değişiklikle hakim ve savcılarımızın daha doğrusu adliyelerimizin mahallinde denetiminin 2 yılda bir yapılmasını zorunlu hale getirdik. HSK her yıl ocak ayının 15'ine kadar o yıl denetlenecek adliyeleri ilan edecek ve o sene içerisinde de bu adliyeler bizzat mahallinde denetlenecektir."

İstinafı temyiz mahkemesine dönüştürecek, istinaftan temyize gidecek, gitmeyen konuları temyize götürecek veya istinafı atlayarak atlamalı temyizi çoğaltacak uygulamalardan yana olmadıklarına değinen Bozdağ, "Bazı konularda konuşanlar, falan bize gelsin, şu dava bize gelsin, şu istinaftan sonra temyiz olsun ya da bunlar atlamalı temyizle bize gelsin değerlendirmeleri yapıyor. Buradan çok net şekilde ifade etmek isterim ki bu istinafı öve öve boğmak demektir. Bazen öyle yapıyorlar. İstinafı övüyorlar övüyorlar arkasından da 'Şu yetkiyi istinaftan alalım, şurada atlamalı temyiz yapalım, şunlarda kesinleşmeyi kaldıralım temyiz yolunu açalım, içtihatta şu oluyor, bu oluyor' değerlendirmeleriyle istinafın eli ayağı kesilmek isteniyor adeta. O zaman istinafın bir kıymeti kalır mı?" diye konuştu.

İstinafın Avrupa'da nasılsa Türkiye'de de aynı olması gerektiğine vurgu yapan Bozdağ, "Avrupa'da güçlü bir istinaf işliyor ve biz de ülkemizde güçlü bir istinafı işletme konusunda kararlıyız." ifadesini kullandı.

Bozdağ, istinafın uygulamadan kaynaklı sorunlarını bildiklerini ve bu sorunları da çözeceklerini belirterek "İşte bugün buradan istinaf ile ilgili şekli de olsa işin esasına uygun yeni yargı paketimize koyacağımız bir hususu ifade etmek isterim. İstinafın adını değiştiriyoruz. Bölge Mahkemesi, Bölge İdare Mahkemesi biliyorsunuz istinafın şu andaki adı, biz Adli İstinaf Mahkemesi, İdari İstinaf Mahkemesi olarak değiştiriyoruz. Zaten kanunda 'istinaf kanunu yolu' deniyor ve istinafın saygınlığına uygun bir isimle onu nitelendirmeyi uygun görüyoruz. Bu yargı paketinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin adı Adli İstinaf Mahkemesi; Bölge İdare Mahkemelerinin adı da İdari İstinaf Mahkemesi olarak değiştirilecektir. 'İstinafa gidiyoruz' dediğimizde şimdi gerçekten istinafa gidilecek. Hayırlı olmasını diliyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Yeni yargı paketi içerisinde birkaç başka önemli husus daha olduğunu dile getiren Bakan Bekir Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir tanesi de yargıda büyük kargaşaya yol açan süreler meselesini tekleştirme adımıdır. İş mahkemesinde ayrı temyiz süresi, hukuk mahkemesinde ayrı, cezada ayrı, şurada ayrı temyiz süresi, bir sürü kargaşa. Hem hakim ve savcılarımız için büyük bir zorluk hem kalem için büyük bir zorluk hem avukatlarımız için büyük bir zorluk hem vatandaşlarımız için büyük bir zorluk. Pek çok da hak kaybına yol açan bu uygulamayı kaldırıyor, süreleri tekleştiriyor, bütün mahkeme kararlarına iki hafta temyiz ve istinaf süresi koyuyor, temyiz ve istinafın da tebliğ ile başlaması halini yeni yasayla inşallah parlamentomuz yasalaştırdığında uygulamaya koymuş olacağız. İki hafta doğru bir iş mi? Ya doğru bir iş. Tebliğden itibaren başlayacak. Bunun da son derece önemli bir adım olduğunu, sürelerdeki birliği sağladığımızı ve bu birliğin hukuk devletine olan inancı da güçlendireceğini hem savcılarımızı, hakimlerimizi, avukatlarımızı hem de vatandaşlarımızı çok memnun edeceğine yürekten inanıyorum. Şimdiden hayırlı olsun."

Yine icra takibi sırasında vatandaşın evlerinde haciz işlemi yapılabildiğini anımsatan Bozdağ, şunları kaydetti:

"Şimdi gene yapılacak ama bir suç soruşturması nedeniyle herhangi bir vatandaşımızın evinde arama ancak hakim kararıyla yapılabilirken herhangi bir suç yokken, bir alacak verecek takibi nedeniyle hakim kararı olmadan aranmasını doğru görmüyor ve bu açıdan da bundan sonra hakim kararı olmadıkça evde haciz işlemi yapılamayacağını yasaya koyuyoruz. Çat kapı icra dönemi kapanıyor. Hakim kararıyla ancak evde icra işlemi yapılabilecek. Zaten ihtiyati haciz aynen devam ediyor. O da hakim kararıyla. Bundan sonra hacze ihtiyaç duyduğunda o da hakim kararıyla olacak. Hakim kararı olmadan hiçbir alacaklı borçlunun kapısını çalamayacak. Hiçbir icra dairesi gelip evde arama tarama yapamayacaktır. Bu da hukuk devletini güçlendiren, özel hayatı koruyan, aile mahremiyetini koruyan önemli bir değişikliktir. Ayrıca evde ortak kullanılan eşyaları da 'haczedilemez eşyalar' arasına alıyoruz. Yani sadece bir buzdolabı değil ortak kullanılan eşyalar ne ise artık bunlar da haczedilemeyecek eşyalardan olacaktır. Haciz sırasında altın gibi menkul kıymet gibi bazı eşyalar hariç ortak kullanılan eşyalar, nakit para, altın, menkul kıymet, kıymetli evrak vesaire bunlar hariç diğerleri ortak kullanıma ait eşyalar haczedilemeyecektir. Bu da son derece yeni ve önemli bir adımdır. Vatandaşımızın da lehine olan bir başka adımdır."

Bakan Bozdağ, uyuşturucuyla mücadele konusunda da iki yeni adım attıklarına değinerek "Bir tanesi Sağlık Bakanlığımızın bünyesinde kurulacak olan tedavi bağımlılıkla mücadele maksatlı hastaneler olacaktır. Bahar projesi olarak nitelendirilen bu proje kapsamında kamu davasının açılmasına yer olmadığı kararı verilen kullanıcılar ile kendi tedavi olmak isteyen vatandaşlarımız Sağlık Bakanlığımıza bağlı olan bu hastanelerde tedavi olacaktır. AMETEM gibi değil. Bu uzmanı içinde, her türlü sağlık tesisi içinde müstakil ve bunların hepsi yetiştirilecek ve sadece bu amaçla kullanılacak. Bir yerin parçası değil bağımsız sağlık birimleri olacaktır. Tedaviyi sağlamak konusunda pek çok faydalı sonuçlar ortaya koyacağına yürekten inanıyoruz." diye konuştu.

İkinci olarak cezaevlerinde bulunan hükümlü uyuşturucu bağımlılarıyla ilgili bir adım attıklarını da belirten Bozdağ, şöyle devam etti:

"Sadece uyuşturucu kullanan değil, başkaca bir suçtan içeri girmiş hükümlü eğer uyuşturucu kullanıyorsa onları da zorunlu tedaviye alan müstakil tedavi ve rehabilitasyon amaçlı cezaevleri kuracağız. Bu maksatla eğer mevcutlarda dönüştürme yapma imkanımız varsa süratle bunları dönüştüreceğiz, dönüştürme imkanı yoksa da kısa sürede Türkiye'de ihtiyacımız olduğu kadar tedavi ve rehabilitasyon amaçlı müstakil cezaevleri yapacağız ve buralarda hükümlerin tedavisini ihtiyari değil, zorunlu hale getireceğiz. Böylelikle sadece uyuşturucu baronlarıyla mücadele etme değil, onların bağımlısı hale gelmiş vatandaşlarımızı o baronların elinden kurtarma, uyuşturucu bağımlılığından kurtarma konusunda da son derece önemli adımlar atacağımızı ifade etmek isterim. Bunlar son yargı paketinde gelen konulardan bazılarıdır. İnşallah meclisimiz seçimden önce yasalaştıracağı kanunları arasına bunu da alacak ve böylelikle bu adımlar süratle hayata geçirilmiş olacaktır."

Bozdağ, bu denetimlerin sağlıklı yapılması, sonuçların da görülmesi ve görülerek değerlendirilmesinde çok büyük fayda olduğuna değinerek, "Diyelim ki bir savcı denetimde gitti gördü ve teraküm, işlemsiz bırakılan dosyalar var, aylarca bırakılmış. Gördüğünde elbette ki müfettişimiz veya başmüfettişimiz gerekli uyarıyı ve değerlendirmeyi yapacak, terakümü önleyici tedbirlerde, tavsiyelerde kendisine gerekli telkinleri elbette yapmasında fayda var. Ama kendi aldığı notları arasına da bunu koyması lazım. Aradan geçti 2 yıl, gitti yine teraküm var. O zaman disiplin işlevi ikinci aşamada teftişin kurallarına uyulmadığı takdirde de bunu işletmekte kararlı olmamız lazım." diye konuştu.

Terakümün alışkanlık haline getirilmesine izin vermemeleri gerektiğini vurgulayan Bozdağ, "Şimdi bütün bunları siz görüp uyardığınızda ve gereken telkini yaptığınızda 2 sene sonra aynı kişi tayin olup başka yere gitmiş olsa bile elinizde bir önceki yılın denetim raporuna baktığınızda o eksiklikler düzeltilmiyorsa bundan sonraki süreçte Adalet Akademisi ve kurul işbirliği içerisinde bunları eğitime alacağız." değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Bozdağ, meslek içi eğitim konusunda artık takdirin ötesinde bir adım atarak, bunu uygulamaya koyacaklarını ifade etti.

Bir ilde aylarca işlemsiz kalan bir sürü dosya çıktığına dikkati çeken Bozdağ, bir sürü savcı ve hakim hakkında inceleme izni verdiklerini dile getirdi.

Bozdağ, bundan sonra da teraküm konusunda hiç tereddüt etmeden inceleme ve soruşturma konusunda adım atacaklarını belirterek, şöyle devam etti:

"6 ay, bir yıl dosya işlemsiz kalır mı? Kalıyorsa bizim bir eksiğimiz, yanlışımız ve ihmalimiz var. Daha ilerisini söylemeye dilim varmıyor. Ama hiçbir şeyin zamana yayılmadan usul ve yasanın öngördüğü esaslar içerisinde yürümesinde elbette büyük bir fayda vardır. O yüzden de hepsinde teftişin adalete güveni, yargı hizmetlerinden memnuniyetini arttırma konusunda en büyük rolü oynayacağına yürekten inanıyorum. Çünkü hakim ve savcılarımıza sizin yol göstericiliğiniz ve rehberliğinizin çok şey katacağına yürekten inanıyorum. İnşallah bu denetimler, eksiklerimizi görmede ve tekrarını önlemede bizlere büyük katkı sağlayacaktır."

Yargının şu anda halkla olan ilişkilerinde de sıkıntılarının olduğuna değinen Bozdağ, kapısına "avukatla görüşme yapılmaz" diye yazı yazan yargı görevi yapanların olduğunu anımsattı.

Bakan Bekir Bozdağ, vatandaşla, avukatla görüşmeyen hakimler ve savcıların olduğuna dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunları da tavsiye eden bazı insanlar da var. Hiç unutmamak lazım. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, vatandaşa kapısını kapatmakla sağlanamaz. Avukatlarla görüşmemekle de sağlanamaz. Bağımsız ve tarafsız karar vermek, görüşerek veya konuşarak ihlal olmaz. Nasıl olur? Çok net. Siz taraflı karar verirseniz yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ortadan kalkar. Hiç kimseyle görüşmeyip taraflı karar verdiğinizde yargının bağımsız ve tarafsızlığı korunmuş mu olacak? Avukata kapıyı kapatıp taraflı karar verildiğinde yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı korunmuş mu olur? Onun için tarafsızlık ve bağımsızlık, insanlardan uzaklaşmakta, avukat veya taraflarla görüşmemekte değil. Herkesle görüşüp gerektiği kadar ölçülü bir şekilde karar verirken Anayasa, kanun, hukuk ve bunlara bağlı bir vicdanla tarafsız karar vermekle ancak mümkün olabilir."

Bir hakime, savcıya "niye görüşüyorsunuz" diye eleştiri yapıldığı takdirde, o zaman o kapıların herkese kapanacağını anlatan Bozdağ, şu görüşleri paylaştı:

"Biz görüşmemeyi değil, görüşmenin usul ve esasının, tarafsızlık algısına zarar vermeden nasıl olacağını tavsiye edersek, elbette ki bu görüşme meselesi milletin beklentisi gibi doğru olur. Onun için de hakim ve savcılarımızın, halkımızla, vatandaşlarımızla, işi olanlarla, olmayanlarla ilişkisinin de hiç şüphesiz verdikleri kararlar kadar kıymetli olduğunun altını burada çizmek isterim. Bunun elbette rehberliğini, yol göstericiliğini, teftiş kurulumuzun değerli başmüfettişleri, müfettişleri, meslek öncesi, meslek içi eğitimler, bizim ailemizden aldığımız, okuldan aldığımız eğitimler yapacaktır. Ama teftişimizin de burada elbette bir ölçü ve esas çizmesinde fayda olduğu da muhakkaktır ama bunu söylerken şunu da söylediğim düşünülmesin. Kendi mahkemesinde yargılanan sanıklarla, lokantada veya herhangi bir yerde oturup maç yapmayı, spor yapmayı, yemek yemeyi kastettiğim de sakın anlaşılmasın. Benim kastım savcının ve hakimin makamında gelip konuşmak istediği zaman oradaki konuşmalardır. Orada halkı dinlemesidir, milletin gözünün içine bakmasıdır."

Bozdağ, yeni dönemde teftişin etkin bir şekilde yürümesinin, yürütülmesinin, hakim ve savcıların liyakatlerinin geliştirilmesinde, tecrübelerinin arttırılmasında, kararlarındaki isabet oranının yükseltilmesinde ve verdikleri kararlar nedeniyle halktaki memnuniyetin arttırılmasında da büyük katkı sağlayacağından kuşkusunun olmadığını belirtti.

Özlük haklarında sağladıkları kısmi iyileştirmenin yeterli olmadığının da farkında olduklarını aktaran Bozdağ, "Biz çalışma şartlarını da değiştirerek hem arazide bulunma hem de aile yaşamını, aile bütünlüğünü koruyacak şekilde sürdürme konusunda da arkadaşlarımızla istişare halindeyiz. Onun için de bunun usulünü size bıraktık ve arkadaşlarımız nasıl memnun olacakları, verimli olacakları bir çalışma sistemi varsa bu çalışma sistemine göre yapmak ve sürekli arazide değil, belki bir hafta arazide bir hafta Ankara, İstanbul, İzmir'de ya da 2 hafta arazide 2 hafta Ankara, İstanbul ve İzmir'de ailesinin yanında ona göre bir çalışma düzeninin elbette ayarlanmasında çok çok büyük bir fayda olduğu da tartışmadan uzak bir konudur." sözlerini sarf etti.

Bakan Bozdağ, bugüne kadar Adalet Bakanlığı ve Adalet Akademisi vasıtasıyla eğitimler yapılırken, hakim ve savcıların niteliklerinin arttırılmasına da büyük önem verdiklerinin altını çizdi.

Daha önce hakim ve savcı adaylığının olduğunu anımsatan Bozdağ, "Şimdi bunu kaldırarak hakim ve savcı yardımcılığı müessesesini getirdik. Amacımız her hakimin, bir hakimin yanında yardımcı, her savcının da bir savcının yanında yardımcı olarak yetişmesini sağlamak." dedi.

Bozdağ, hükümet olarak hakim ve savcıların sayısının arttırılmasına büyük önem verdiklerini vurgulayarak, 2002'de Türkiye'de 9 bin 349 hakim ve savcı varken, şu anda 22 bin 834 hakim ve savcının bulunduğunu bildirdi.

Artış oranının yaklaşık yüzde 144 olduğuna dikkati çeken Bozdağ, "Avrupa'da her 100 bin kişiye düşen hakim sayısı farklı, Türkiye'de farklı. Türkiye'deki rakamı vereyim. 2002 yılında her 100 bin kişiye düşen hakim sayısı 9,40 iken şu anda 18,7 oldu. Her 100 bin kişiye düşen savcı sayısı 4,97 iken şu anda 8, 84 çıkardık. Kadın hakim sayımız 2002'de 1725 iken şu anda 7 bin 128 oldu. Artış yüzde 313. Kadın savcı sayımız sadece 122'ydi, şu anda 1228 oldu. Artış oranımız yüzde 906 oldu. Yani biraz farklı bir ifadeyle adalete daha fazla kadın elinin değmesine imkan verdik, fırsat verdik. Bu sayıları önümüzdeki süreçte de arttırmaya ve Avrupa'nın 100 bin kişiye düşen hakim ve savcı standardına ulaştırmakta kararlıyız." ifadesini kullandı.

Bozdağ, HSK'nın performans esaslı değerlendirme yöntemini de başlattığına dikkati çekerek, hakim ve savcıların performanslarının değerlendirilmesi hususunda son derece önemli bir ölçü ortaya konulduğunu aktardı.

Türkiye'de mahkeme sayılarında da önemli değişiklikler yaptıklarını anlatan Bozdağ, "Bir yandan hakim, savcı ve personel sayısı arttırılırken, mahkemelerin sayısını da arttırdık ki vatandaşımızın işi zamanında görülsün. Geciken adalet, adalet değildir anlayışıyla daha doğru bir mücadele yapalım. Bu kapsamda Türkiye'de 2002 yılında 3 bin 580 adli yargı, mahkeme varken, şu anda 6 bin 950 mahkeme oldu. Yaklaşık neredeyse yüzde 100 mahkeme sayısını arttırmış durumdayız. 2002'de 74 olan iş mahkemesi sayısını 465'e çıkardık. Aile mahkemesi hiç yoktu 406 aile mahkemesi oldu. Ticaret mahkemesini 47'den 103'e çıkardık, inşallah daha da arttırmayı planlıyoruz. Tüketici mahkemesini 5'ten 99'a çıkaran pek çok adımlar attık ve ihtisaslaşmayı da sağladığımızı buradan ifade etmek isterim." dedi.

İstinafın faaliyete geçmesinin de yargıda büyük bir devrim olduğuna işaret eden Bozdağ, istinafı boğmak isteyen birçok çevrenin olduğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"İstinaf, Avrupa Konseyi'nde olmayan tek ülke Türkiye'ydi. Biz istinafı ülkemize 2016'da kazandırdık. İstinaf büyük de bir başarı ortaya koydu. Hukuk davalarında verilen kararlara baktığınızda bunun yaklaşık yüzde 88'inin onandığını görüyoruz. Yüzde 12'sinin bozulduğunu görüyoruz. Yargıtay'a gidenler için söylüyorum. Ceza davalarına baktığınızda da bunun yaklaşık yüzde 11'inin bozulduğunu, yüzde 89'unun onandığını görüyoruz. Bu ne demek? İstinaf gerçekten büyük bir iş yapıyor. Kararlarındaki isabet oranı tartışmasız yüksek."

Adalet Bakanı Bozdağ, "istinaf girdi yargı uzadı, zaman yayıldı" gibi söylemlerin olduğunu hatırlatarak, sözlerini şöyle tamamladı:

Nagehan Alçı, Selçuk Bayraktar'ı O'na benzetti Nagehan Alçı, Selçuk Bayraktar'ı O'na benzetti

"İstinaf, yargılamayı hızlandıran ve makul sürede yargılamaya büyük katkı sunan bir mekanizma olmuştur. Dava sürelerini de kısaltmıştır. Davalardaki isabet oranını da arttırmıştır. Yargıtay'ın iş yükünü de azaltmış, Yargıtay'ın da içtihat mahkemesi vasfının güçlenmesine katkı sunmuştur. Şimdi istinaf olmasaydı 5 milyon dosyayı Yargıtay nasıl eritecekti? Biz yeni yeni daireler mi kuracaktık? Yeni üyeler mi alacaktık? 'İstinaf olmazsa hızlıca iş biter'. Öyle değil, rakamlar onu söylemiyor. İstinaf olmasa işlerin daha da uzayacağını, geciken adaletin daha da gecikmeye devam edeceğini çok net görüyoruz. Onun için istinafa dönük bu eleştirilerin sadece şekli bir bakıştan kaynaklandığına inanıyorum. İşte ilk derece mahkemesi var. Temyiz mahkemesi var. Araya istinaf girdi iş uzadı. Yok öyle bir şey. Araya istinafın girmesi işi uzatmadı. Aslında işi kısalttı."