Kazı kazan dağları

GAZETE bulmaca servislerinin çok sevdiği ve sık sık sordukları ‘Kazdağları’nın mitolojideki adı’dır. Şimdi bu dağın adı Kanada şirketinin ağaç katliamıyla gündemde.Verilen altın arama ruhsatlarından sonra adı ‘kazı kazan dağları’ olarak değişecek. Yazık edilmiş. Aslında o kazma bu katliama izin verenlerin başına vurulsa yeridir. Resmi Gazete’nin 28 Temmuz 2019 tarihli sayısında yayımlanan tebliğe göre, mayıs ayında 501 kurum ve kuruluşa, çeşitli destekleri içeren 13,5 milyar lira yatırım tutarlı teşvik belgesi verildi. Bu kurumlar arasında Çanakkale’nin Kirazlı Atikhisar Havzası’nda Kanadalı altın şirketi Alamos Gold’un yerli taşeronluğunu yapan ve bölgedeki195 binin ağacın kesilmesiyle gündeme gelen Doğu Biga Madencilik de yer aldı.

Davet eden ülkesini kaybetti

Doğu Biga Madencilik şirketine çeşitli vergi istisna ve indirimleri ile sigorta primi desteklerini içeren 865 milyon lira bedelli yatırım teşvik belgesi verildiği de ortaya çıktı. Uzmanlar, ağaç katliamının yanı sıra altın madeni siyanürle çıkarılacağı için hem bölgedeki doğal yaşamın, hem de bölge halkının sağlığının tehdit altında olduğu yönünde değerlendirme yapıyor. Bazı siyasiler ise ağaç kesimini alkışlayıp ‘Yemek yediğimiz masayı da açaç kesip yapmıyor muyuz’ diyecek kadar cahilce açıklamalar yapıyor. Peki altın şirketi kazanırken onunla birlikte kimler zengin olacak? Her şeyde olduğu gibi bu işlerde de konu hasıraltı edilecek. Şu bir tarihi gerçek ki, başta ABD olmak üzere emperyalizme elini uzatan elini kaybetti.Toprağını açan toprağını kaybetti. Siyasetinde, onları ölçü alan köle, uşak oldu. Ülkesine davet eden ülkesini kaybetti.

Kızılderili reisinin mektubu

Şimdi ben susuyorum bu katliamı yapanlara ve alkışlayanlara Kızılderili reisi cevap veriyor. Tabii anlayana... Kızılderili reisi Seattle’ın kendisinden toprak isteyen dönemin ABD Başkanı’na 1885’te yazdığı mektup tam da bugünü anlatıyor: “Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Ormanlardaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır. Biz buna inanırız. Beyazlar için durum böyle değildir. Çayırların ve ırmakların suyu bizim için yanlızca akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza da öğretmeniz gerekecek. Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecek. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. Canlıların yok edildiği bir dünyada insanların ruhu yalnızlıktan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın bugün canlıların başına gelen yarın insanların başına gelir.

Insan toprağa aittir

Çünkü bunlar arasında bir bağ vardır. Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak, insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle dünyanın başına gelen her felaket insanın da başına gelmiş sayılır. Toprağa saygısızlık Tanrı’nın kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve ona Kızılderili’yi boyunduruk altına alma gücü veren Tanrı’nın kaderini anlamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşünü, ormanların yakılışını, toprağın kirletilişini anlayamadığımız gibi. Bir gün bakacaksınız ki göklerdeki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş. Yabani evcilleştirilmiş ve her yer insan kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamının sonu ve varlığını sürdürebilme savaşımının başlangıcı gelip çatmış olacak.”

YORUM EKLE