Prof. Ahmet Saltık'tan korkutan açıklamalar: Veriler gizleniyor. Okulları açmak yangına benzin dökmektir

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, koronavirüste açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü

Prof. Ahmet Saltık'tan korkutan açıklamalar: Veriler gizleniyor. Okulları açmak yangına benzin dökmektir

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, koronavirüs salgınıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.

Saltık, Sözcü'ye verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:

-   Verilerin saklandığına dair çok sayıda kanıt var. Bu açıklamalara sayın bakan öfkelenmiş ve bir açıklama yaptı. ‘Vaka sayıları çok deyip ortalığı karıştırıyorlar, böyle diyenler ne önlem alınacağını düşünsünler' diye açıklamalarda bulundu.

- Önlem için önce gerçeği görmek gerekli. Mesela Konya Sağlık Müdürlüğü’nün basına yansıyan bir demeci var. 838 yataklı Şehir Hastanesi’nin tümüyle dolduğunu, bin 200 yataklı bölümün hızla açılmaya çalışıldığını ve böyle devam ederse bunun da yetmeyeceğini açıkladılar.

- Malatya Valisi her gün en az 100, Erzurum Valisi 200 vaka olduğunu açıklıyor. Ama Sağlık Bakanlığı’nın bu bölgeler için verdiği rakamlar dörtte biri kadar.

- Mesela Malatya Valisi bin kadar yatan hasta olduğunu açıkladı. Türkiye toplamına baktığımızda 10 binlerin üzerinde olduğu görülüyor. Dolayısıyla toplam yatan hasta sayısının yalnızca on birde birinin Malatya'da olmasını da sormak gerek. Ankara Tabip Odası'nın açıklaması var. Olgu sayıları bin 400'ü buldu diye.

- Dolayısıyla bu şekilde yel değirmenlerine saldırmanın anlamı yok. Bunlar gerçek. Artık mızrak çuvala sığmıyor, herkes biliyor Türkiye'nin kuşkulu ve yetersiz veriler yayınladığını. Uluslar arası istatistiklerde de, ki Johns Hopkins Üniversitesi bunun merkezidir, Türkiye'nin son derece kuşkulu veriler verdiğini ve güvenilemeyeceğini belirtiliyor.

- Çıkarsınız rakamları gerçekçi bir şekilde söylersiniz halktan da yardım isterseniz. ‘Denetim altına aldık, tedbire ihtiyaç var, endişeliyiz, kaygı içerisindeyiz’ şeklinde romantik açıklamaları aynı zamanda meslektaşım olan sayın bakana yakıştıramıyorum.

- Gerçek verilerin saklanmasının birkaç nedeni var. İlki sosyal psikolojik nedenler. Panik havası oluşsun istenmiyor. Ama bu kaygı daha çok zarar getiriyor çünkü halk gerçek tabloyu anlayamadığı için rehavete kapılıyor.

- İkincisi turizm kaygısı. Ancak yurt dışı turist beklentisi istenildiği gibi olmuyor. Doğru dürüst gelen turist yok, ülkeler kapılarını açmıyorlar, askıya alıyorlar.

- İhracat ithalat gibi beklentiler var. Yine burada da dış ticarette açıkların büyüdüğünü görüyoruz, buğday ithalatında dünya rekoru kırıyoruz. Yani burada da işe yaramıyor. 

- Ayasofya'nın yeniden açılışına 350 bini aşkın insan katıldı. Kurban Bayramı da temel neden. Bu kadar insan çok yakın temas içinde oldu. Tedbir yoktu, sonrasında denetleme olmadı. İkinci temel etken ise Kurban Bayramı'nda kapatma yapılmayışı. Hem bayram ziyaretleri hem İstanbul'un bütün Türkiye'ye dağılması hem de turizm bölgelerindeki yoğunlukların neden olduğunu görebiliriz.

- ‘Her gün binin altına indik biraz daha tedbire ihtiyaç var' demek başkadır. Halkı paniğe sokmayacak biçimde ama gerçekleri de açıklayarak, ‘Salgın ciddi. Bütün çabalara karşın binin altına inemiyoruz. Şu şu ek önlemlerin yerine getirilmesi halktan da bekleniyor. Bunlar yapılmadığı takdirde ölümler hastalık sayıları artacak. Ve çok daha katı kısıtlamalara başvuracağız' demek başkadır. Sayın bakan ilkini seçiyor dolayısıyla ikircik içinde kalıyor insanlar.

- Sosyal güvenlik kurumu özel hastanelere bedeli ödemiyor dolayısıyla bütün yük kamuda. Kamunun 200 bin kadar yatağı var. Bunun yarısının olağan hastalara, kalan yarısının pandemi hastalarına ayrıldığını düşünün.

- Şu an 12 bin civarı yatan hasta var. Ve bu yatan hasta sayısı çok ilginç bir biçimde sınırlı tutuluyor. Hastanın PCR testi pozitif çıktığı halde klinik durumu ağır değilse evine gönderiliyor. ‘Durumunuz kötüleşirse gelin' deniyor.

- Bu olağanüstü bir durum ve kapasite yetersizliğinin itirafı anlamına geliyor. Oysa izolasyon denen bir terim var, kesin ya da kuşkulu tanı alan hastanın, kuluçka süresi boyunca toplumsal yaşamdan yalıtılmasıdır. Biz o haldeyiz ki pozitif tanı konmuş hastaları evlerine gönderiyoruz.

- Bunun sonucu ne oluyor? Türkiye'de hastanede yatan her on hastadan biri yoğun bakıma ihtiyaç duyan ağır hasta haline geliyor. Dünyada bu oran yüzde bir yani yüz hastadan biri yoğun bakım gereksinimi duyuyor.

- Fakat ölüm oranları Türkiye'de ilginç bir biçimde yüzde iki buçuklarda. Dünya ortalaması yüzde 6. Burada apaçık verilerin çarpıtılmasıyla karşı karşıyayız.

- Türkiye şu an her 17 kişiden birine test yapılmış durumda. Her 4 kişiden birine test yapan ülkeler var. Hatta bir aileden bir kişiye tanı konduğunda yakın temaslılarına yani o ailenin üyelerine test yapılmayacak dendi. Bu akıl tutulması gibi bir şeydir.

- Derdim bir panik yaratmak, Sağlık Bakanlığını zora sokmak değil. Ben bu ülkenin bir vatandaşıyım. Ama böyle giderse ağustos sonlarında nisanda yaşadığımız durumu göreceğiz.

- Nisanda pik yapmıştı salgın. Günlük 5 bin dolayında vakamız 125 civarında ölümlerimiz vardı. Halen fiili durumun böyle olduğuna ilişkin pek çok arkadaşımızla böyle düşünüyoruz. Türkiye'de fiili durum salgının pik yaptığı nisan ayının ortalarındaki gibi.

- Okullar kesinlikle 31 Ağustos'ta açılmamalıdır.

- Bakın İsrail okulları açtı 2. dalgayı yaşıyor. Yaşam hakkı mı eğitim hakkı mı diye tartmak gerektiğinde kuşkusuz yaşam hakkı önce gelir.

- Eğitimi bir şekilde telafi edebiliriz. Salgın yükselme eğilimine girmiştir. Okulları açarsanız adeta yangına körükle hatta benzin dökerek gitmiş olursunuz.

- Yazık olur Türkiye'ye, çocuklarımıza. Bir ay erteleme ile kıyamet kopmaz. O bir ay içinde uzaktan eğitim sürdürürsünüz. Eylül sonunda durum yeniden analiz edilir, yeni kararlar verilir.

- Dünyada 165 farklı yerde aşı çalışması yapılıyor.Bunlardan yalnızca 5'i üçüncü faza gelebildi. Bu ülkeler Rusya, Çin, Almanya, ABD ve İngiltere.

- Türkiye'de de 7-8 merkezde aşı üretme çalışmaları sürüyor ama 3. faza gelemedik. Çok üzülerek söylüyorum, Türkiye'nin Biyolojik Güvenlik Düzeyi 400 düzeyinde araştırma laboratuvarı olmadığı için antiviral aşı veya ilaç üretmesi hayal. Dünyaya baktığımızda da çok umutlu değiliz. Gerek Dünya Sağlık Örgütü gerekse uzmanların kanısı bu yönde.

- Virüsün yapısı çok karmaşık. Bildiğimiz fizik, kimya, biyoloji kurallarına uymayan pek çok özelliği var. Dolayısıyla bunlar bizi şaşırtıyor. Aşı üretiminde elimizi kolumuzu bağlıyor. Yıllarca aşısı bulanamamış hastalıklar var. Bu hastalıkla ilgili etkin aşı geliştirilemeyebilir.

- Dolayısıyla bu salgının reçetesi, aşıya bel bağlamak yerine korunmadır. Bilinen yöntemlerle korunma kurallarını artık herkes ezberledi.
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER