Hat tarihimizin eseri, 572 senedir kayıp olan Kur’an, ABD'de ortaya çıktı

572 senedir kayıp ama hat tarihimizi değiştirebilecek kadar önemli olan Kur’an, Amerika’da ortaya çıktı

Hat tarihimizin eseri, 572 senedir kayıp olan Kur’an, ABD'de ortaya çıktı

Hat tarihimizin beş asırdan buyana kayıp olan çok önemli bir eseri, bu hafta Amerika’nın Dallas şehrindeki bir müzede ortaya çıktı… 

Mevcudiyeti asırlardan buyana bilinen ama çok az kişi tarafından görülebilen ve daha sonra tamamen ortadan kaybolan bu eser, Türk hattının kurucularından ve en büyük isimlerinden olan Şeyh Hamdullah’ın hocası Hayreddin Marâşî’nin yazdığı Kur’an-ı Kerîm…

Habertürk'ün tarihçi yazarı Murat Bardakçı bugünkü köşesinde şu ifadeleri kullmandı:

Eserin ortaya çıkış öyküsü aslında tam bir polisiye filmini andırdığı için, bulunuşunun ayrıntılarını burada anlatmam gerekiyor…

Önce, bilmeyenler için Şeyh Hamdullah’ın kim olduğundan kısaca bahsedeyim:

Türk hat sanatının en büyük ismi sayılan ve klasik ekolün kurucusu olan Şeyh Hamdullah, 1430’lu senelerde Amasya’da dünyaya geldi. Devrinin tanınmış hattatı Hayreddin-i Maraşi’den ders aldı ve kendinden önceki büyük hattatların yazılarını inceleyip meşketmek suretiyle sanatında ilerledi.

Gençlik senelerinde, Amasya’da valilik etmekte olan Şehzade Bayezid’in dikkatini çekti ve geleceğin padişahına yazı öğretmeye başladı. Şehzade, babası Fatih Sultan Mehmed’in ölümünden sonra İstanbul’a hükümdar olarak giderken hocasını da başkentine davet etti. Hamdullah sarayda büyük hürmet gördü ve hakkında yazılanlara göre padişah tarafından el üstünde tutulmasına rağmen hiçbir şekilde gurura kapılmadı.

İkinci Bayezid’dın ardından Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlık dönemlerini de yaşayan Hamdullah, yazmayı çok ileri yaşlarına kadar sürdürdü. 1520 senesinde vefat etti, cenaze namazını Ayasofya Camii’nde Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi kıldırdı ve Karacaahmed Mezarlığı’na defnedildi. Kabrinin bulunduğu ve “Şeyh sofası” denilen yere gömülmek, sonraki hattatlar için bir şeref kabul edilecekti…

Şeyh Hamdullah’ın başta Kur’an-ı Kerimleri olmak üzere bugün elimizde bulunan diğer bütün eserleri hat tarihimizin en kıymetli örnekleridir ve sonraki asırlarda yaşayan hemen bütün hattatlar, onun koyduğu kurallar çerçevesinde yazmışlardır.

Ben, Hamdullah’ın hayatı hakkında yazılanları okuduğum sırada hocası Hayreddin Marâşî’nin, doğru imlâsı ile Hayreddin-i Mar’âşî’nin, yani Maraşlı Hayreddin’in ismine defalarca tesadüf etmiş, her defasında “Bugüne tek bir eserinin olsun gelmediği” ifadesini görünce tabiatiyle üzülmüş ama açık söyleyeyim, üzerinde pek durmamıştım…

Üstelik, Maraşî’nin sadece adı vardı! Hamdullah gibi büyük üstadın hocası olarak biliniyordu ama eserleri kayıptı, bunları kimseler görmemiş, kaynaklarda onunla alâkalı etraflı malûmat verilmemiş, Şeyh Hamdullah’ın da bugüne hocasının ismini yazdığı sadece tek bir eseri gelebilmişti: Hamdullah, hocasının adını tek nüshası zamanımızın büyük hattatı Mehmed Özçay’da bulunan “Es-Sahîfetü’t-Tâhire” isimli yazmanın sonunda veriyor; imzasını “…Hamdullah, min tilâmîz-i Hayreddine’l-Maraşî” yani “Hayreddin Maraşî’nin talebesinden Hamdullah” diye atıyordu…

Hayreddin Marâşî’ye alâkamı, onun gibi Maraşlı, yani Maraşî’nin hemşehrisi olan ve tanışıklığımız bundan 30 küsur sene önceye, tâââ Kahire günlerine uzanan dostum ve arkadaşım Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Sefer Turan arttırdı. Şeyh Hamdullah gibi hattın en büyük üstadının hocalık etmiş hemşehrisinin bugüne kadar nasıl olup da tek bir satırının bile gelmediğine esef ediyor, Maraşî hakkında yazılmış ne varsa topluyor ve eserlerinin izini arıyordu…

Sefer Bey, 2019’un Aralık’ında bana bir makale gönderdi: Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü okutmanı Ali Koç’un Kahramanmaraş’ta 2011 Mayıs’ında yapılan Uluslararası Dulkadir Beyliği Sempozyumu’na verdiği “Dulkadir Beyliği ve Osmanlı Devleti İlişkilerine Sanatsal Bir Yaklaşım: Hattat Hayreddin Maraşî” başlıklı tebliğini…

Tebliğ, isminden de anlaşıldığı gibi Osmanlı Devleti’nin Maraş’ta hüküm süren Dulkadiroğulları Beyliği ile siyasî ilişkilerinden ve sanat alanındaki beraberliklerinden bahsediyordu. Metinde verilen bir bilgi alâkamı çekti: Tıp profesörlüğünün yanısıra tezhip ve minyatür gibi klâsik sanatların Türkiye’de unutulmayıp devam etmesini sağlayan ve 1986’da vefat eden rahmetli Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, kültür adamı Ekrem Hakkı Ayverdi’ye, 1951 Şubat’ında Mısır’da bulunduğu sırada, Şerif Sabri Paşa’nın Kahire’deki sarayında “Hayreddin Maraşî” imzalı bir yazı gördüğünü söylemişti!

Hayreddin Maraşî’nin kayıp Kur’an’ını arama maceramız işte, tebliğdeki bu bilgiyi öğrenmemizle başladı…

Şerif Sabri Paşa’nın kolleksiyonu hakkında çok şey işitmiştim. Sadece o kolleksiyondan değil, krallık dönemi Mısır’ındaki diğer önemli kolleksiyonlardan ve sonradan başlarına gelen büyük dertlerden de haberdardım…

Mısır’da 1952’de Cemal Abdülnasır’ın yaptığı askerî darbenin ardından kraliyet ailesi mensuplarının sahip oldukları gayrımenkuller devletleştirilmiş, eşyalarına ve kolleksiyonlarına el konmuş, askerler toparladıkları birbirinden kıymetli eserleri müsadere ettikleri evlerin garaj, depo yahut hizmetkâr daireleri gibi müştemilâtına doldurmuş, kapılarına da süngülü askerler dikmişlerdi!

Darbenin üzerinden nerede ise 70 sene geçmiş olmasına rağmen, böyle mekânlar Kahire’de hâlâ mevcuttu; kapılarında 1952’den buyana yine askerler bekliyordu ama arada bazı işler de edilmişti: Mısır’da cumhuriyetin ilânından sonra müsadere depolarındaki kıymetli objelerden bazıları zamanın devlet büyüklerinin evlerine taşınmış bazen de uluslararası mezat salonlarında satışa çıkartılmışlardı!


Şerif Sabri Paşa’nın kolleksiyonundaki eserlerin âkıbetini öğrenebilmek için Mısır Kraliyet Hanedanı’ndan bazı dostlarımla temas ettim. Bir hanedan mensubu çocukluğunda bir müddet Paşa’nın sarayında yaşadığını, 1952 darbesinden sonra müsadere edilen kolleksiyonun tahminlerden de zengin olduğunu, sarayda çok önemli ve nâdir bazı elyazması Kur’anlar’ın da bulunduğunu ama elkonan bazı eserlerin gizlice satılmış olduğunu söyledi…

Kolleksiyonda, Hayreddin Maraşî’nin Prof. Süheyl Ünver’in sözünü ettiği yazısının dışında başka eserlerinin de bulunabileceğini düşünerek aylarca Şerif Sabri Paşa’nın sarayındaki objeleri satın alma ihtimali olan o zamanın kolleksiyoncuları hakkında birşeyler öğrenebilmeye çalıştım…

İlk sırada, 2011’de ölen meşhur kolleksiyoner Edmund de Unger’in ismi geliyordu!

Macar asıllı Edmund de Unger 1918’de Budapeşte’de doğmuş, 1934’te yerleştiği İngiltere’de sonradan bir gayrımenkul imparatorluğu kurmuştu ve topladığı gayet zengin İslâmî Eserler Kolleksiyonu’na Londra’da sahip olduğu ilk ev olan “Keir Villası”nın ismini vermişti. 1960’lardan itibaren defalarca geldiği İstanbul’dan da bir hayli eser satın alarak koleksiyonuna dahil etmiş, hattâ resmî izin alarak Topkapı Sarayı’nın kütüphanesinde muhafaza edilen Şeyh Hamdullah ile Ahmed Karahisarî’ye ait Kur’an-ı Kerimleri bile incelemişti…

Edmund de Unger, Keir Kolleksiyonu’nu ölümünden üç sene önce, 2008’de, birkaç yıl boyunca teşhir etmeleri için Berlin’deki Bergama İslam Sanatları Müzesi’ne vermiş; ölümünün ardından ve teşhir süresinin de 2012 Temmuz’unda dolması üzerine vârisleri kolleksiyonu 2014’ten itibaren 15 sene boyunca kalması için Birleşik Amerika’ya, Dallas’taki Sanat Müzesi’ne göndermişlerdi…

Keir Kolleksiyonu’nda Hayreddin Maraşî’nin izini ararken, Dallas Sanat Müzesi’nin bir sergi kataloğunda “Hayreddin Maraşî”nin sadece ismine rastladım, derken müzenin sitesinde kolleksiyonda Maraşî’ye ait bir Kur’an’ın bulunduğu kaydını gördüm…

Eser hakkında verilen bilgi, elyazmasının 26’ya 17,7 santim eb’alarında olduğundan ibaret idi; hiçbir görüntü koymamışlar, üstelik bir Türk beyliği olan Dulkadiroğulları’nın hattatı Hayreddin Maraşî’yi de “İranlı” diye göstermişlerdi…

Müzeye bir e-mail göndererek Maraşî’nin Kur’an’ının görüntülerini ne zaman umuma açacaklarını sordum. “Üzerinde çalışıyoruz” cevabı gelince Sefer Turan işi hızlandırabilmek için Dallas’taki Southern Methodist Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan dostu Elif Kavakçı’nın yardımını istedi ve elyazmasının baştan ve sondan birkaç sayfasının görüntülerini bizim için temin etmesi ricasında bulundu…

Elif Hanım sağolsun, müzeye birkaç defa gitti, yetkililerle görüştü, bazı görüntüler alıp Sefer Turan’a ulaştırdı ama müzecilerin yaptıkları çekimlerin çözünürlüğü çok düşüktü, hiçbirşey anlaşılmıyordu ve bu görüntüler merakımızı arttırmaktan başka bir işe yaramadı!

Sonra yine Elif Hanım’dan “Müzenin bilgisayar sisteminin değiştirildiği ve yüksek çözünürlüklü çekimlerin yüklenmesinin zaman alacağı haberi ile Dallas Sanat Müzesi’nin idarecilerinin “Elyazmasının hangi sayfalarını ne maksatla istediklerini bizden e-mail göndererek kendileri istesinler” dedikleri bilgisi geldi. Bunun üzerine müzeden yeni bir e-mail ile resmen talepte bulunup beklemeye başladım ama haftalar geçmesine rağmen cevap gelmedi, bir başka mesaj daha gönderdim, yine ses çıkmadı ve araya salgın derdi girdi!

Amerikalılar’ın akademik bir isteğe yaşanan pandemiye rağmen cevap vermemeleri tuhafıma gitti. Niçin böyle yaptıklarını geçen gün Harvard Üniversitesi’nde otuz küsur sene hocalık etmiş olan ve çıktığı iki TV programı ile artık hemen bütün Türkiye’nin tanıdığı Gönül Hoca’ya, yani Prof. Gönül Tekin’e sordum ve ondan bilmediğim birşey daha öğrendim: “Bu işler Amerika’da bazı kurumlarda sadece e-mail ile olmaz, bir de mektup göndermen lâzımdır. Herhalde o mektubu bekliyorlar” dedi; sonra “Dur, bari ben isteyeyim!” deyip hem beni, hem de Sefer Turan’ı hayli sevindirdi!


Ve, koşuşturma dün gece nihayet buldu! Elyazması Kur’an ile alâkalı bilgileri Gönül Hoca’ya göndermek maksadıyla Dallas Sanat Müzesi’nin sitesine girdim ve karşıma Hayreddin Maraşî’nin Hicrî tarihle 852, Milâdî tarihle de 1448’de, yani tahtta Fatih Sultan Mehmed’in babası İkinci Murad’ın bulunduğu sırada yazdığı 572 yaşındaki kayıp eseri çıktı!

Adamlar bundan sekiz ay önce sözünü ettikleri çalışmayı nihayet tamamlamış, Hayreddin Maraşî’nin Türk hat sanatının en önemli örneklerinden ve aynı zamanda da hat tekniğinin köşe taşlarından olan Kur’an’ının yüksek çözünürlüklü görüntülerini sayfalarına nihayet koymuşlardı! Elyazması hayli tamir görmüştü; bazı yapraklar “vassâle” yapılarak tamir edilmiş, yani yıpranan ama kenarlarında yazı olmayan sayfaların yerine yeni kâğıtlar konmuş ve yazılı kısımlar bu yeni kâğıtların ortalarına yerleştirilmişti. Sayfalar karışmıştı, Kur’an-ı Kerîm’de olması gereken sırayı takip etmiyorlardı, eserin cildi de devrinin örneği değildi, cild için Sultan Abdülhamid zamanına ait bir kapak kullanılmıştı ama bunların hiçbiri mühim değildi! Zira, Şeyh Hamdullah gibi çok büyük bir üstâda hocalık etmiş olan Hayreddin Maraşî’nin imzalı eseri artık biliniyordu!

Kur’an’ın imza sayfasını hemen Sefer Turan’a gönderdim. Onun telefonda ardarda nasıl “Aaaaaaa!” çektiğini ve hemen haberdar ettiğimiz hat üstadı Mehmed Özçay’ın yaşadığı şaşkınlığı bu işlerin meraklıları rahatça tahmin edebileceklerdir.

Hayreddin Maraşî’nin hat tarihimize çok önemli akademik katkılar yapacak olan kayıp Kur’an’ı işte böyle ortaya çıktı! Konunun uzmanları Hamdullah’ın hocası Maraşî’den neyi nasıl meşkettiği ve hat konusunda hâlâ riayet edilen kuralları ortaya koyarken hocasının tekniğinden nasıl istifade ettiği gibi hususları artık herhalde derinlemesine inceleyecek, yazı tarihimizin bazı bilinmeyenleri de bu sayede açıklığa kavuşacaktır.

Keir Kolleksiyonu’nun Dallas Sanat Müzesi’nde teşhir süresinin dokuz sene sonra tamamlanacağını ve bizimle alâkalı çok sayıda eser barındıran bu kolleksiyonun bundan sonraki sergi mekânının neresi olabileceğini düşünmemiz gerektiğini sadece hatırlatmakla yetiniyorum.

Sekiz ay boyunca devam eden bu koşuşturmada çok kişinin ve isimlerinden bahsetmemi istemeyen bazı dostlarımın unutulmaz yardımları oldu. Ama, Maraşî’nin kayıp eserinin ortaya çıkışının hızlandırılmasında büyük pay bütün bu koşuşturmayı başlatan Sefer Turan’a aittir ve hemşehrisi olan bu büyük sanatkârın hatırasına hizmet etmekten, yani Maraşlı Hayreddin'in kayıp eserinin bilim âlemine sunulmasını sağlamaktan dolayı eminim derin bir huzur içerisindedir.
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER