Diplomasi masasına düşen süngünün gölgesi: Savunma Sanayii

Türkiye Doğu Akdeniz’in fırtınalı zamanlarında KKTC topraklarındaki Geçitkale havaalanına bir SİHA indirerek tüm dünyaya bir mesaj vermişti. Şimdi Geçitkale’nin Türk SİHA’ları tarafından kullanılacak olması tescilli Türk düşmanı Michael Rubin ve ekibini son derece rahatsız etmiş görünüyor.

Diplomasi masasına düşen süngünün gölgesi: Savunma Sanayii

Rubin yapmış olduğu açıklamalar ile Türk SİHA sistemlerinin artan menzilinden ve taşıdığı faydalı yük miktarındaki artıştan duyduğu endişeyi dile getiriyor. Bu hususun Türkiye’nin sahadaki etkinliğini olağanüstü arttırması sadece Rubin ve çevresindekileri değil, Yunanistan ve Rum Yönetimini de son derece rahatsız etmişe benziyor.

Yusuf Alabarda’nın ‘Diplomasi masasına düşen süngünün gölgesi: Savunma Sanayii’ başlıklı analiz yazısında, Uzunca bir zamandan bu yana, Yunanistan ve Avrupa merkezli yayın yapan birçok televizyonda ve gazetelerde Türk Savunma Sanayisinin geldiği nokta da tartışılıyor.

Daha önce değinmiştik, ama sık sık değinmekte fayda var. Batı’yı dünya devletler arenasında güçlü kılan en önemli husus, tekelinde tuttuğu şiddet oluşturma mekanizması ve bu mekanizmayı oluşturan teknolojiyi kendisi dışındaki toplumlar ile asla paylaşmamasıdır. Şimdi ise Türkiye’nin bu hususta katettiği aşama Batı açısından kolaylıkla kabullenilecek bir konu değildir.

Tam da bu noktada Rubin’in Türk SİHA sistemlerinin artan menzilinden bahsetmesi çok dikkatle takip edilmeli. Rubin, ayrıca bu sistemlerin Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemlerinden dahi tehlikeli olduğunu vurguluyor ve ABD yönetiminin Rum Yönetimine Patriot Hava Savunma Sistemleri ile Elektronik Harp vasıtaları vermesini tavsiye ediyor.

Yeni bir düzenleme ile kontrol altına alma çabası mı?

İşte tam bu gelişmeler olurken SİHA sistemlerinin artan menzilleri ile âdeta bir füzeyi andıracak şekilde çok uzun mesafelerde etkin olduğuna dair belgeseller hazırlanıyor. Bu yüzden, acaba bu sistemlerin de bir ‘Füze Teknolojileri Kontrol Rejimi’ gibi bir rejime mi tabi kılınması gerekir sualleri ortaya atılıyor.

Füze Teknolojileri Kontrol Rejimi, füzelerde menzilin 300 km, taşınabilecek harp başlığının ise 500 kg ile sınırlandırıldığı bir uygulama. Elbette böyle bir kısıtlama olsa da, dünyada bu rejimin limitleri dışında kalan bol miktarda da füze sistemleri var.

Trump yönetiminin İran ile varılmış nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi kararlaştırıldıktan sonra, masaya tekrardan oturma şartlarından birisi, İran’ın uzun menzilli füze sistemlerini üretmekten vazgeçmesi idi. ABD, uranyum zenginleştirme işlemi dışında, uzun menzilli füze üretiminin de kısıtlanması gerektiğini ısrarla masaya getirmişti.

Şimdi benzer türden kısıtlamaların SİHA sistemlerinin menzilleri ve taşıyabileceği mühimmatın ağırlığına yönelik getirilmesi mümkün olur mu? Elbette bilemeyiz, lakin konunun Batı medyasında ısıtılmaya başlatıldığını da buradan duyurabiliriz.

DENİZKURDU 2021 TATBİKATI

Türkiye Mavi Vatan coğrafyasının müdafaası ile mütenasip bir şekilde DENİZKURDU 2021 tatbikatını 25 Mayıs tarihinde başlattı. Bu tatbikata; 132 gemi, 10 denizaltı, 43 uçak, 28 helikopter ve 14 SİHA ile birçok harp araç ve gereçleri katılıyor.

Tatbikatta silahlı insansız deniz aracı olan ULAQ (SİDA) başarı ile denendi. Türkiye hem havada, hem karada, hem de denizde kendi güvenliğine yönelik tehditlere asimetrik cevaplar üretmeye ısrarla devam ediyor. SİDA da bu cevaplardan biri ve ‘Mavi Vatan’ coğrafyasının önümüzdeki süreçte en önemli insansız unsurlarından birisi sayılacak.

Peki nedir tehditlere asimetrik cevaplar üretmek?

Malumunuz Doğu Akdeniz’deki gerilimli günler devam ederken Fransa Cumhurbaşkanı Macron bu bölgeye Fransız uçak gemisi göndermekle Türkiye’yi tehdit etmişti. Hatta bir ‘Avrupa Birliği Aşiretçiliği’ o günlerde âdeta hortlamış ve Yunanistan’a peş peşe destek açıklamaları yapılmaktaydı.

Navarin’de, donanması Haçlı donanması tarafından yakılan bir devletin evlatları şüphesiz o günleri hiç unutmadı.

AB tarafından yapılan bu açıklamaları da bu yüzden ciddiyet ile takip etti, etmeye de devam ediyor. İşte bu kadar büyük koalisyonların karşınıza dikildiği ortamlarda oluşan tehdide, sadece kendi konvansiyonel deniz gücünüzle cevap vermezsiniz, aynı zamanda sahaya asimetrik cevaplar da yansıtırsınız. Silahsız sistemleri havada, karada ve denizde bu açıdan okumakta fayda var.

Michael Rubin’in ağzından Batı’nın duyduğu rahatsızlığı da bu noktadan okumakta fayda var. Hatta BM raporlarında Türkiye’nin Libya’da otonom sistemler kullanmış olma ihtimaline dair hazırlanmış tehlikeli raporları da…

Önümüzdeki günlerde bu konuyu daha da tafsilatlı ele almaya devam edeceğiz inşallah…

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2021, 15:46
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER