TV açık oturumlarında hep aynı insanlar! Her şeyi nasıl biliyorlar?

Türk televizyonlarının haber kanallarında her gün açık oturum var. İşin ilginci her konuda katılanların çoğu aynı insanlar. Ekonomide de, askeri konularda da, koronavirüste de oradalar. Her konuyu nasıl bilebiliyorlar?

TV açık oturumlarında hep aynı insanlar! Her şeyi nasıl biliyorlar?

Televizyonların haber kanallarında her gün sabahtan geçe yarısına kadar açık oturumlar var. En bilinenleri Ahmet Hakan'ın CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Bölge'si ile Didem Arslan Yılmaz'ın Habertürk'te ekrana gelen açık oturumları... 

Diğer kanallarda da var bu tür programlar. Sabah akşam konuşan insanlar.

İşin enteresanı gündüz de olsa, gece de olsa hep aynı kişiler.

- Konu ekonomi mi? Konuşuyorlar!
- Konu politika mı? Onlardan iyi bilen yok!
- Konu askeri faaliyet mi? Örneğin Suriye mi? Ellerinde çubuk, arkalarında harita, anlatıyorlar.
- Konu CHP mi? Hepsi o parti konusunda birer uzman!
- Konu AK Parti mi? Onlardan iyi bilen yok!

Bu konular uzayıp gidiyor. Ama bir tek konuklar değişmiyor.
Kanallarda dönüp duruyorlar.

Kiminin altında "akademisyen" yazıyor. Kimi "profesör." İçlerinde gazeteciler de var, herhangi bir konuda uzman olduğunu iddia eden de. Her gün ekranda olduklarına göre asıl işlerini ne zaman yapıyorlar acaba?
Herhalde televizyon kanallarına yakın yerlerde takım elbiseli kravatlı hazır kıta bekliyorlar. Telefonları çalınca da koşuyorlar. 
Bilgi kirliliğinden geçilmiyor.

Hatta bazen kavga edip, stüdyo terk etmiyorlar mı? Reyting tavan yapıyor o zaman. En geçerli olanlar da bu reytin canavarları herhalde.
Bu konu Milliyet gazetesinin usta yazarı Melih Aşık'ın da dikkatini çekmiş olmalı. Türk basınının duayen ismi esprili bir yazı kalem almış. 

"N'abertürk'teydim" başlıklı yazı şöyle: 
"Nihayet bana da sıra geldi. Beni de N’abertürk TV’deki tartışmaya konuk olarak davet ettiler. Konunun ne olduğunu hiç sormadım. O stüdyonun bir tılsımı var. Her çıkan jeolojiden jinekolojiye, jeopolitikten jeostratejiye, morfolojiden farmakolojiye kadar bütün bilimler üzerinde uzmanlara taş çıkartacak konuşmalar yapıyor. Demek orası zihin açıyor. Ben de ne söylesem uyar, diye düşündüm.

Stüdyoya girdik, yerimizi aldık. Her gece ekranda gördüğümüz gazeteci arkadaşlar yine oradalar. Tartışacağımız konuyu orada öğrendim. Moleküler biyoloji açısından koronavirüsün özelliklerini tartışacakmışız. Diğer arkadaşlar bir şeyler anlattılar. Sıra bana gelince kaynağımdan aldığım (etraftan duyduğum) bilgilerle konuştum:

- Koronaya karşı en etkili savunma yöntemi kelle paçadır, dedim, ancak ayak paça ve dil paça da etkili olabilir. Damardan tuzlama, şirden, ince kıyım çorba da iyidir. Ancak sirke sarımsağı bol olmalı ve mümkünse duble istemeli. Üstüne de beyinli yarım baş tavsiye ederim...

Katılımcılardan biri kokorecin de etkili olduğunu iddia etti.

Aramızda hafif bir tartışma çıktı. Ben reytingin artması için sesimi yükselttim. Yönetici Dilfem Hanım biraz beni, biraz karşımdakini destekleyerek tartışmayı alevlendirdi. Adama tam dalacaktım ki Dilfem Hanım “Reklama gidiyoruz” dedi. Reklama gittik... 

Arada Dilfem Hanım hepimize kolonya ikram etti. Kapanışta söz sırası yine bana geldi. Bu defa da sabunla el yıkamanın önemini belirttim. Kamuoyunu aydınlattım. Çıkışta arkadaşları yakındaki işkembeciye davet ettim. Orada da kime rastlasak beğenirsiniz; Canan Karatay’a... Hemen tavsiyelerini sorduk. Kimimize ayak paça, kimimize kelle paça, kimimize tuzlama tavsiye etti. Onun verdiği tavsiyelere göre çorbaları ısmarladık. Gece güzel bitti. 
N’abertürk’ten yine davet alacağımı sanıyorum. Görüşürüz."

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER