Rıdvan Biatı..

Resul-i Kibriya Efendimiz, Hz. Osman’ın müşrikler tarafından şehid edildiği haberini duyunca, son derece müteessir oldu. Kureyş’in bu hareketi karşısında üzerlerine yürümekten başka bir çare kalmıyordu.

“Madem böyle, bu kavimle çarpışmadıkça, buradan kesinlikle ayrılmayacağız,” buyurdu. Zaten yapılabilecek başka bir şey de kalmamıştı. Sulh tekliflerine yanaşmadıkları gibi, elçi şehid etme cür’etini bile gösterebiliyorlardı. Peygamber Efendimiz, “Allah’ü Te’ala, bana biat yapılmasını emretti!” diye seslendi. Hatemü’l-Enbiyâ Efendimiz, daha sonra Rıdvan Ağacı olarak adlandırılacak olan Semüre ağacı altında durdu. Müslümanlar da teker teker, çarpışmaktan yüz çevirmeyeceklerine, Allah ve Resûlü yolunda canlarını fedâ edinceye kadar savaşacaklarına dair biat ettiler.

Bîattan bir tek kişi kaçındı: Bu bîat, sahabîlere yeni bir cesaret, taze bir heyecan verdi. Yerlerinde âdeta duramaz bir hale gelmişlerdi. Bir an evvel ya Kâbe’yi tavaf etmek veya müşriklerle çarpışmak istiyorlardı.

Cenâb-ı Hak, bu biâtta bulunan Müslümanlardan razı ve memnun olduğunu Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyân eder: “And olsun ki, o ağacın altında sana biat eden mü’minlerden Allah razı oldu. Kalblerinde olanı bildiği için Allah onların üzerine sükûnet ve emniyet indirdi ve onları yakın bir fetihle mükafatlandırdı. Elde edecekleri pek çok ganimetleri de onlara nasip etti.

Çünkü Allah’ın kudreti her şeye galiptir ve hikmeti her şeyi kuşatır.” Bu sebeple bîata “Rıdvan Bîatı” adı verildi. Resûl-i Ekrem Efendimiz de bir hadislerinde, “Ağaç altında gerçekten bîat edenlerden hiç biri cehenneme girmeyecektir.” buyurarak, bu biatta bulunan Müslümanların faziletini açıkça beyan etmişlerdir. Bîat haberi Kureyş müşrikleri tarafından duyulunca üç gün yanlarında alıkoydukları Hz. Osman’ı serbest bıraktılar.

Hz. Osman derhal Hz. Resûlullahın huzuruna çıkıp geldi. Böylece şehâdeti ile ilgili haberlerin asılsız olduğu anlaşıldı. Fakat, bîat yapılmış ve tamamlanmıştı. Sahabîler Hz. Osman’a,”Herhalde Kabe’yi tavaf etmişsindir” dediler. Hz. Osman şu karşılığı verdi: “Vallahi! Mekke’de bir yıl kalsaydım ve Resûlullah da (sav) Hudeybiye’de otursaydı, o, Kabe’yi tavaf etmedikçe, ben yine tek başıma onu tavaf etmezdim.”