SPOR, HER ŞEYDEN ÖNCE ULUSAL BİR GÖREVDİR!

Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından sayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, gençliğin bilimin ışığında ruhen, ahlâken, zihnen ve bedenen çok iyi yetiştirilmesi gerektiğine inanmış, spor faaliyetlerine ve sporculara büyük önem vermiş bir liderdi. 

Atatürk Türk sporcusunda yalnız beden gücü ve yetenek değil, aynı zamanda iyi ahlâk ve zekânın da bulunmasını istemiş ve bu düşüncesini de “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim.” sözleriyle dile getirerek sporcunun nasıl bir insan olması gerektiğini anlatmıştır.

Ata’ya göre spor her şeyden önce ulusal bir görevdir. Bu yargısını Çanakkale Savaşı ile ilgili bir anısında da görmemiz mümkündür.

Çanakkale Savaşı sırasında keşif görevine çıkan bir Türk askeri, yakaladığı İngiliz askerini boğazından tutup Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına getirir. Paşa, İngiliz askerine, memleketinden kalkıp buralara niçin geldiğini sorduğunda “Spor için geldim.” cevabını alır. 

Atatürk, “Bizim askeri nasıl buldun?” diye sorar. Esir asker, “Spor bilmiyor.” diye cevaplar. Bunun üzerine Mustafa Kemal; “Bana, spor nedir diye sorarlarsa vereceğim cevap şudur: Spor, vatan ve milletin yüksek çıkarlarına tecavüz edenleri boğazından tutup memleketin ve milletin sözcülerinin karşısına getirebilmek yeteneğine bedensel, düşünsel ve ruhsal olarak sahip olmaktır.” demiştir.

Cumhuriyetimizin Kurucusu Atatürk’ün bu sözlerine ve milli anlayışına uygun olarak genç nesiller ve spor severler, Türk sporuna hizmet etmeyi toplumsal bir sorumluluk anlayışıyla gerçekleştirmelidir.

Türk gençliği Sporu ülkenin dayanışma ve birleştirici yönüne katkı sağlamayı vatanseverliğin bir gereği olarak şiar edinmiştir.

Gençlik hür düşünce ve beşer aklın varlığında toplum yapısının temel gücü, enerji ve ümit kaynağıdır.

Millet, Türkiye’de fikir, ruh ve beden sağlığı, fikri hür vicdanı hür, ezilmeyen ve ezmeye hevesli olmayan yüksek iradeye sahip devletin ve milletin geleceğini, sorumluluğunu taşımaya hazırlanan, nefsine güveni olan gençlik istiyor.

Bu ruh ve şuurla, Türk gençliği milli varlığı ayakta tutan, yücelten, bölünmezliği sağlayan güçlü bir geleceğin kuvvetli ve müreffeh Türkiye’sinin ana yapısını teşkil edecektir.

Türk gençliği bölünmez bir bütündür, bölücü çabaların sermayesi ve eğlencesi değildir, olmamalıdır.

Türk vatanının ve devletinin hakimiyeti ve bütünlüğünün temel değerini korumak ve bunu bozmak için çaba gösteren fesat güçlere karşı savaşmak şuurunu ve heyecanını daima milli benliğinde taşımalıdır.

Türk gençliği emperyalizmin ve uşaklarının oyuncağı olmamalı, emperyalizmin övücüsü yabancı ideolojilere karşı uyanık olup, Türklüğün son bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olan son kalesini kanının son damla kadar korumalı ve savunmalıdır. 
Türk Milletinin yaşadığı yer kürenin en büyük felaketinin acıları henüz çok tazeyken, millette özlenen dayanışma ruhu ilk kez bu kadar şaha kalkmış, Türk gençliği titreyip kendine gelmişken, Türk milletine hasım birlerinin hazımsızlığına uşaklık yapmak, Türk gençliğine, Türk sporuna ve Türk milletine ihanettir.

Ülke olarak acılarımızı paylaşmak için Devlet-Millet deprem bölgesinde yaraları sarma, acıları paylaşma gayretiyle tüm imkanlarıyla seferberlik ilan etmişken, statlarda provokasyonlara kalkanları devlette millette, acılı ailelerde asla affetmeyecektir.

Millet, Milletimizin birliğinden milli dayanışmasından rahatsızlık duyan ülkesine yabancı taraftar müsveddelerini şiddetle kınıyor.

Ülkedeki milyonlarca futbolseverin gol sevincini yaşamaktan imtina ettiği, insanların yatmaktan, uyumaktan, yemekten içmekten utandığı bu acılı günlerde yapılan kışkırtıcı, tahrik edici sloganlar, fırsat arayan her fırsatı değerlendirme peşinde koşan Türkiye düşmanı fosseptik farelerinin alkışları olarak tarihe, asrın felaketinin yaşandığı acılı şubat ayında not düşecektir.