TÜRK BASINININ SORUNU: HABER YAZAMAYAN MUHABİRLER, TÜRKÇE BİLMEYEN YAZARLAR!

Başlık biraz uzun oldu. Ama başka türlü de anlatamazdım.

Oysa büyük usta Cemal Süreya, 4 dizede nasıl anlatmış durumu bakın:

Beş dil biliyormuş ünlü kişi
Ünlü ve saygıdeğer
Bir de Türkçe öğrense
Altı eder

Bugün Türk basınının en büyük sorunu işte tam da bu.

Gazeteler satmıyor, okunmuyor!

Benim gençliğimde 200 binden düşük tiraja sahip gazeteler panikler, "Ne oluyor" derdi. Çünkü birkaç tane gazete birden 1 milyon tirajını zorlardı.

Şimdi hepsini toplayın 1 milyon etmiyor.

Peki neden böyle oldu?

Görüşümü madde madde açıklayayım:

1 - Biz ilk ve orta okula giderken bir kelimenin doğru yazılışını öğrenebilmek için gazetelere bakardık. Aynı kelimeyi bulduğumuzda da şüphe duymadan kullanırdık. Şimdi ise eğer gazetelerdeki haberlere ve yazar yazılarına bakan bildiğini de unutur!

2 - Ne yazık ki büyük (!) gazetelerdeki muhabirlerin çoğu haber yazmayı bile bilmiyor. O kadar karışık yazıyorlar ki; anlayabilene aşk olsun! İşin içinden çıkmak imkansız hale geliyor.

3 - Köşe başlarını tutan yazarlar da öyle. Eskiden yazar olmak için gazeteciliğe yıllarını vermen, muhabirlikten yetişmen, Türkçe diline çok hakim olman gerekiyordu. Şimdi yok öyle. Nerede yetiştikleri bilinmeyen, gazetecilik geçmişleri olmayan kişiler paraşütle iner gibi inmişler köşelere. Yazıyorlar da yazıyorlar. Ne okuyanları var, ne takipçileri... Ama arkalarında ne varsa, her gün yine de yazmaya devam ediyorlar. Bakın herhangi bir gazeteye... Bir sürü yazar var. Sadece o yazarların kendileri, aileleri, akrabaları, tanıyanları gazete alsa tirajlar yükselir. Onlar bile almıyor, anlayın artık gerisini.

4 - Gazetelerde artık muhabir kadroları da kalmadı. Hepsi tek bir elden çıkmış haberleri koyuyor. Ajanslardan haber, fotoğraf alıp aynen kullanıyorlar. Olayı yerinden izlemek de yok. Örneğin eskiden rekabet halinde olan gazeteler okurlarına daha iyi fotoğraf, atlatma haber, analiz vermek için her türlü organizasyonu (İster siyaset olsun, ister spor veya herhangi bir konu) en az 3 görevliyle takip ederlerdi. Şimdi İstanbul'daki maça bile giden yazar, muhabir, foto muhabiri yok. Televizyondan izleyip, yazıyor. Ajanstan da fotoğraf kullanılıyor. Soyunma odasında, perde arkasında, protokol tribününde neler olduğunu bilmiyorlar bile.

5 - Gazetelerin her biri kendi belirlediği bir kesime hizmet etmeye çalışıyor. İlle de bir yerleri tutacak! Siyasette de öyle, sporda da. Hiç "Kulüp yazarı" olur mu? Ama bizde oldu maalesef! Gazeteciyim, spor yazarıyım diyen adam kendi kulübünde olumsuz bir şey olsa bile asla görmüyor; "Kulübüme zarar gelmesin" diyor. Siyasi yazarlar da öyle değil mi? Kendi partisinin yanlışına kör, karşı partinin mükemmel yaptığına da kör!

6 - Rekabet yok. Gazeteler tekelleşti. Aynı patronun bir kaç tane gazetesi, televizyonu var. X gazeteyi açıyorsun aynı haber, z gazeteyi açıyorsun yine aynı haber. Neredeyse sayfa şekilleri bile aynı. Bir serviste 3 kişi, 3 gazeteyi birden yapıyor!

Bu maddeleri daha çoğaltabilirim. Ama genel görüntü bu.

Yoksa teknoloji gelişti, herkeste cep telefonu var, internet var, gazeteler ondan okunmuyor demek işin kolaycılığı.

Öyle olsa Japonya'da da okunmazdı, Almanya'da gazetelerin yüzüne bile bakılmazdı! Onlar teknolojide bizden geride mi?

Onlarca işinin ustası gazeteci var, boşta.

Onlarca gazeteciliğin "G"sini bilmeyen, Türkçe dilinden bile habersiz muhabirler, yazarlar iş başında!

Ondan sonra "Gazeteler neden satmıyor?" diye sorarsın boşu boşuna!

Okuyup da ne yapsın adam, bildiğini de unutsun mu?

YORUM EKLE