Zıhar

‘’Kocası hakkında seninle tartışan ve Allâh’a yakınan kadının sözünü Allah işitmiştir.
Allah sizin karşılıklı konuşmanızı işitiyordu.
Çünkü Allah her şeyi işitmekte ve görmektedir.
İçinizden zevcelerine zıhâr yapanların hanımları, aslâ onların anaları değildir.
Onların anaları sadece, kendilerini doğuran kadınlardır.
Gerçek şu ki, onlar çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar.
Şüphesiz Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.
Karılarına zıhâr yapıp da sonra dediklerinden dönenlerin, onlarla temas etmeden bir araya gelmeden önce bir köle âzât etmeleri gerekir.
Size öğütlenen işte budur.
Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.
Buna imkân bulamayan, temastan önce peş peşe iki ay oruç tutar.
Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur.
Bu, Allâh’a ve Rasûlü’ne îmânınızı göstermeniz içindir.
İşte bunlar, Allâh’ın koyduğu kurallarıdır.
Kâfirleri elem veren bir azap beklemektedir.’’ (el-Mücâdele, 1-4)
Ensar’dan Evs bin Sâmit, bir sebeple kızıp hanımı Havle veya Huveyle binti Sa’lebe’ye zıhâr yapmıştı.
“Sırtın anamın sırtıdır!” demişti.
Onu, annesine benzetmiş ve câhiliye dönemindeki uygulamayla karısını bu şekilde boşamış oldu.
Çok geçmeden söylediğinden pişmanlık duydu ve evliliğine dönüş yapmak istedi. 
Bu, müslüman toplumun karşılaştığı ilk zıhâr
uygulamasıydı.
Kadın, Arap geleneğine göre yasak olan evliliği bu hâlde sürdürmeyi kabul
etmedi. Sonunda duruma bir çare bulması için Rasûlullâh’a başvurdu.
Gençliğini kocası uğruna tükettiğini, ona çocuklar verdiğini, ama şimdi yaşlanınca yoktan bir sebeple kapı dışarı edildiğini dertli dertli anlattı.
Allah Rasûlü bu konuda ilâhî bir hüküm vahiy gelmediğini ve hâlen uygulanmakta olan hükümden başka bir çözüm yolu bulunmadığını söyledi.
Kadın durumun çok vahim olduğunu tekrar tekrar ifade ettiyse de farklı bir cevap alamadı.
Daha sonra kadın Allâh’a yalvarmaya ve hâlinden yakınmaya başladı.
“Allâh’ım! Çok yalnızım.
Bu ayrılık bana çok acı verecek!..
Küçük çocuklarım var; onları babalarına bıraksam perişan olurlar.
Kendime alsam aç kalırlar.
Hâlimi Sana arz ediyorum, beni bu sıkıntıdan kurtar;
Rasûlü’ne bir vahiy inzâl buyur!’’
diye duâ ediyordu.
Kısa bir süre sonra bu âyetler indi.
Rasûlullah onu müjdeledi ve kendisine yeni gelen âyetleri okudu.
Ardından kocasını çağırtıp onun durumunu öğrendi.
Köle âzâd edemeyeceğini, iki ay peş peşe oruç tutamayacağını ve altmış fakiri doyuracak kadar mâlî imkânının da bulunmadığını anlayınca, ona bir miktar yardımda bulundu ve bereketlenmesi için duâ etti.

YORUM EKLE