İsrail makamları, idari hareket kısıtlaması uygulanan Filistinlileri elektronik izleme cihazları takmaya veya taşımaya zorlayabilecek ve bu cihazlarla oynamaya çalışanları suç işlemiş sayacak. Bu uygulama, işgal bölgesindeki askeri yönetim sistemine elektronik etiketlemeyi yerleştirerek, Filistin sivil nüfusu üzerindeki gözetim rejimini daha da genişletiyor.
Direktifin en dikkat çekici yönü, Savunma Bakanı İsrael Katz'ın Batı Şeria'daki yasadışı Yahudi yerleşimcileri açıkça bu uygulamanın dışında bırakması oldu. Bu durum, politikanın ayrımcı doğasını ve etnik ile ulusal sınırlar boyunca uygulanmasını gözler önüne seriyor. Emir, İsrail Savunma Kuvvetleri, İsrail Güvenlik Ajansı, İsrail Polisi, Adalet Bakanlığı ve Batı Şeria'dan sorumlu askeri hukuk makamları arasındaki koordinasyonun ardından yayınlandı. Uzmanlar, bu gelişmenin İsrail'in apartheid sisteminin teknolojik boyutunu pekiştirdiğini vurguluyor.
Filistin laboratuvarı: Teknoloji testi alanı
İnsan hakları gözlemcileri, politikanın İsrail'in idari kontrol sistemine tabi tutulan sivillere uygulandığını belirtiyor. Bu çerçeve, Filistinlileri rutin olarak adil yargılama hakkından mahrum bırakıyor ve gizli kanıtlara dayanıyor. Bu önlemlere maruz kalan Filistinliler sıklıkla ciddi hareket kısıtlamalarıyla, uzun süreli gözetimle ve yargılamasız gözaltı tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Sistem, sivil nüfusun her hareketini kontrol altına alan kapsamlı bir baskı mekanizması olarak işliyor.
Gazeteci ve film yapımcısı Antony Loewenstein'ın "Filistin Laboratuvarı" olarak tanımladığı bu sistem, Filistinlilerin gelişmiş askeri ve gözetim teknolojilerinin test alanı olarak kullanıldığı bir yapıyı ifade ediyor. Loewenstein'a göre, İsrail sadece silah değil, "zor nüfuslar" olarak etiketlediği grupları kontrol etmek için kapsamlı bir model ihraç ediyor. Bu model, askeri güç, kitlesel gözetim ve mekânsal hakimiyeti birleştiriyor ve daha sonra bu teknolojiler uluslararası pazarda "savaş testli" olarak pazarlanıyor.
Blue Wolf ve Red Wolf: Yapay zeka destekli gözetim
Al Jazeera'nın yayınladığı "İsrail Filistinliler üzerinde askeri teknoloji nasıl test ediyor" başlıklı belgesel, İsrail kontrol noktalarının "sürtünmesiz" teknolojiler için deneysel sahalar olarak nasıl işlediğini belgiliyor. Film, yapay zeka destekli uzaktan kumandalı silahların kullanıldığı sistemleri gösteriyor. Bu sistemler şok bombaları, göz yaşartıcı gaz ve sünger uçlu mermiler ateşliyor. Filistinliler bu kontrol noktalarında rutin olarak müdahaleci aramalara ve veri toplamaya maruz kalıyor.
Belgesel ayrıca İsrail'in Blue Wolf ve Red Wolf gibi biyometrik gözetim sistemlerini kapsamlı bir şekilde kullandığını detaylandırıyor. Blue Wolf, askerlerin cep telefonlarında çalışan bir uygulama olarak, onların Filistinlileri fotoğraflamasına ve anında kişisel verilere, hareket geçmişine ve profil bilgilerine erişmesine olanak tanıyor. Bu sistem, her Filistinlinin dijital bir dosyasını oluşturarak, günlük yaşamlarının her anını kayıt altına alıyor.
Red Wolf ise kontrol noktalarında ve kontrol odalarında kurulu olan bir sistem olarak, yüzleri tarayarak bireylere renk kodlu bir risk puanı atıyor. "Kırmızı" olarak etiketlenen Filistinliler, artan inceleme, taciz veya kısıtlama için işaretleniyor. Bu kategoriye gazeteciler ve şiddet içermeyen insan hakları savunucuları da dahil ediliyor. Belgeselde yer alan tanıklıklara göre, Filistinliler rızaları olmadan kategorize ediliyor ve günlük yaşamın her yönünü şekillendiren sürekli bir izlemeye tabi tutuluyor.
Askeri-özel sektör iş birliği ve teknoloji ihracatı
Belgesel, İsrail ordusunun özel teknoloji şirketleriyle olan yakın ve çoğu zaman opak ortaklıklarını da açığa çıkarıyor. İsrailli şirketler, yüz tanıma, davranış analizi yazılımı, CCTV ağları, insansız hava araçları ve müdahaleci casus yazılımları Filistinliler üzerinde test ettikten sonra bu sistemleri uluslararası pazarda satışa sunuyor. Bu teknolojiler, "savaş alanında test edilmiş" sloganıyla dünya genelinde otokratik rejimlere ve baskıcı hükümetlere pazarlanıyor.
İnsan hakları grupları, Batı Şeria'da elektronik takip ve biyometrik gözetimin genişletilmesinin uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ne göre, işgalci bir gücün korunan bir nüfusa toplu ceza veya ayrımcı önlemler uygulaması yasaktır. Ancak İsrail, bu uluslararası normlara rağmen gözetim sistemini sistematik olarak genişletmeye devam ediyor.
Dijital apartheid ve geleceğe dair endişeler
Bu gelişmeler, İsrail'in Filistinliler üzerinde uyguladığı kontrolün fiziksel boyuttan dijital boyuta da taşındığını gösteriyor. Elektronik takip cihazları, yüz tanıma sistemleri ve yapay zeka destekli gözetim araçları, geleneksel işgal yöntemlerinin yerini alan yeni nesil baskı mekanizmaları olarak öne çıkıyor. Bu teknolojiler, Filistinlilerin en temel hareketlerini bile kontrol altına alırken, yerleşimciler için tam bir hareket özgürlüğü sağlanıyor.
Uzmanlar, bu uygulamaların sadece Filistin'le sınırlı kalmayacağı ve test edilen teknolojilerin dünya genelinde baskıcı rejimlere ihraç edileceği konusunda uyarıda bulunuyor. İsrail'in "güvenlik" söylemiyle meşrulaştırdığı bu gözetim sistemi, aslında sivil nüfusun temel haklarını sistematik olarak ihlal eden kapsamlı bir kontrol mekanizması olarak işliyor. Uluslararası toplumun bu gelişmelere karşı sessiz kalması, benzer uygulamaların başka bölgelerde de normalleşmesine zemin hazırlıyor.