Ortadoğu'da gıda güvenliği, hem savaşların hem ithalat bağımlılığının hem de iklim baskısının kesiştiği bir noktada giderek zorlaşıyor. Hürmüz Boğazı'nın belirsizleşen statüsü, Karadeniz havzasındaki kuraklık ve tarım girdilerindeki keskin artışlar, bölgede ekmek fiyatından yem maliyetine kadar her halkayı yukarı çekiyor.
Hürmüz ve Karadeniz hattı bölgeyi nasıl etkiliyor?
FAO'nun verilerine göre küresel tahıl fiyat endeksi Mart 2026'da, Nisan 2025'ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artışın arkasında Amerika'daki kuraklık, Avustralya'daki kuru hava ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin gübre tedarik maliyetlerine yansıması yatıyor. Rusya'dan yapılan tahıl ihracatı 2026'nın ilk dört ayında 17,8 milyon tona ulaşsa da fiyatlar Nisan'da bile ton başına 238 dolar civarında seyretti.
Suriye'nin durumu daha kritik. Ülkenin kendi buğday üretimi büyük ölçüde çöktü, Hürmüz'deki tıkanma hem ithalatı hem ihracatı zorlaştırıyor. Lübnan, Yemen, Ürdün ve Mısır gibi ithalata bağımlı ülkeler için her dolarlık fiyat artışı doğrudan ekmek rafına yansıyor.

Ortadoğu'da gıda güvenliği nasıl bir kıskaca girdi?
Bölgenin temel kırılganlığı tek bir kaynaktan beslenmiyor. Mercy Corps'un Nisan ortasında yayımladığı analiz, Ortadoğu'daki savaşın ekonomik şoklarının 2026 ve 2027 gıda güvensizliği tablosunu şimdiden büyük ölçüde şekillendirdiğini ortaya koydu. Yükselen yakıt fiyatları, pahalılaşan gübre ve aksayan nakliye, ekim dönemine baskı bindiriyor.
Tabloya iklim faktörü de ekleniyor. Bölge ülkelerinin önemli bir kısmı yıllık yağışın azaldığı, yer altı sularnın çekildiği ve tuzlanmanın arttığı bir döngüye girmiş durumda. Tarım arazileri daralırken nüfus artıyor, kentleşme hızlanıyor. Sonuç olarak hem üretim kapasitesi düşüyor hem talep büyüyor.
Çözüm için hangi adımlar gündemde?
Türkiye gibi bölgesel üretici ülkeler, planlı üretim modeli ve buğdayda destek artışı gibi adımlarla ithalat bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Suriye, Rusya'nın yerine Ukrayna tahılına yöneliyor. Körfez ülkeleri ise Sudan ve Doğu Afrika'da tarım arazisi kiralayarak dışarıdan üretim modeline geçiyor.
Yine de yapısal sorun yerinde duruyor. Hürmüz açıldıkça açılıyor, kapandıkça kapanıyor; Karadeniz hattı her an yeni bir kriz üretebiliyor. Ortadoğu'nun gıda güvenliği, sahada bir asker hareketinden Avustralya'daki bir kuraklığa, Çikago borsasındaki bir fiyat hareketinden Tahran'daki bir karara kadar onlarca değişkene aynı anda bağlı kalmaya devam ediyor. Bu kadar çok eksenli bir denklemde kalıcı bir çözümün önümüzdeki yıllarda da zor olacağı görülüyor.
