ABD Başkanı Donald Trump, sahibi olduğu sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda İsrail’e yönelik dikkat çeken övgüler kullandı. Trump, İsrail’i “ABD’nin büyük bir müttefiki” diye tanımlarken, “Cesur, atılgan, sadık ve zekiler. Çatışma ve gerginlik anlarında azimle savaşır ve nasıl kazanılacağını bilir.” sözleriyle desteğini açık biçimde ortaya koydu. Bu çıkış, Orta Doğu’da savaş ihtimali, kırılgan ateşkesler ve diplomatik trafik aynı anda yoğunlaşmışken geldiği için uluslararası kamuoyunda yeni bir politika arayışının işareti olarak yorumlandı.
Trump’ın övgüsü neden şimdi geldi?
Trump’ın İsrail’e yönelik bu sıcak mesajı, bölgede tansiyonun yeniden yükseldiği bir döneme denk geldi. Son günlerde ABD, İsrail, İran ve Lübnan hattında yürütülen temaslar dünya basınının da yakın takibinde. Bir tarafta ateşkes ilanları yapılırken diğer tarafta sahadan gelen ihlal haberleri, masadaki uzlaşının ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
Özellikle İsrail-Lübnan hattında Trump’ın girişimleriyle ilan edildiği belirtilen 10 günlük ateşkesin yürürlüğe girmesi ilk etapta umut verse de, tarafların birbirini suçlayan açıklamaları bu iyimser havayı kısa sürede dağıttı. İsrail’in ateşkese rağmen sınırlı saldırılar düzenlediği yönündeki iddialar, Lübnan ordusu tarafından açık şekilde “ihlâl” olarak nitelendirildi. Bu gelişme, bölgede kalıcı sakinliğin hâlâ çok uzak olduğuna işaret ediyor.
Ateşkes var ama sahada güven yok
Hizbullah ile yaşanan çatışmaların tamamen sona ermediği, sınır hattındaki askeri hareketliliğin sürdüğü ve bölgedeki gerilimin düşmek yerine kontrollü biçimde devam ettiği değerlendiriliyor. Diplomasi masasında verilen mesajlarla sahadaki gerçeklik arasındaki farkın büyümesi, Orta Doğu’daki kırılgan dengeleri bir kez daha gözler önüne serdi.
Uzmanlara göre ateşkesin sadece kâğıt üzerinde kalması, tarafların birbirine duyduğu güvensizliği daha da derinleştiriyor. Özellikle İsrail’in güvenlik gerekçesiyle operasyonlarını tamamen durdurmak istememesi, Lübnan cephesinde ise bunun bir egemenlik ihlali olarak görülmesi, yeni bir çatışma dalgasının kapısını aralayabilir.
Trump–Netanyahu hattında perde arkası gerilim
Trump’ın son açıklaması, kısa süre önce kullandığı daha sert ton düşünüldüğünde ayrıca önem kazanıyor. ABD Başkanı, daha önce İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulması gerektiğini savunmuş, bu konuda Tel Aviv yönetimine baskı uyguladığını dile getirmişti. Washington’dan gelen bu mesajların, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu cephesinde rahatsızlık yarattığı konuşulmuştu.
İsrail yönetiminin, ABD’den bu çıkışlara ilişkin açıklama istediği ve Trump’ın bölge politikasına dair netlik talep ettiği de dış basına yansıyan başlıklar arasında yer aldı. Netanyahu’nun daha önce Trump’a, özellikle İran’la ilgili ateşkes konularında acele edilmemesi yönünde uyarıda bulunduğu iddiaları da dikkat çekti.
Bu tablo, ABD ile İsrail arasında stratejik ortaklığın sürdüğünü ancak yöntem ve zamanlama konusunda zaman zaman ciddi görüş ayrılıkları yaşandığını gösteriyor. Sağlam müttefiklik vurgusuna rağmen, sahadaki askeri kararlar söz konusu olduğunda Washington ile Tel Aviv’in her zaman aynı çizgide buluşmadığı görülüyor.
İran cephesi: Kriz bölgeselden küresele taşınıyor
Öte yandan İran’la yaşanan gerilim de bölgedeki denklemi daha tehlikeli hale getiriyor. Hürmüz Boğazı çevresinde artan tansiyonun küresel enerji piyasaları üzerindeki etkisi hissedilirken, İran’ın bölgeyi yeniden kapatma tehdidi uluslararası endişeyi büyüttü. Bu durum yalnızca askeri değil, ekonomik sonuçlar da doğurabilecek bir risk alanı oluşturuyor.
İran yönetiminden gelen sert mesajlarda, İsrail’e yönelik saldırıların yeniden başlayabileceği iması dikkat çekiyor. Bölgede 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğine ilişkin bilgiler ise krizin boyutunu daha da ağırlaştırıyor. Diplomatik görüşmeler sürse de taraflar arasındaki güven bunalımı ortadan kalkmış değil. ABD öncülüğünde yürütülen müzakerelerin henüz kalıcı ve bağlayıcı bir çözüme ulaşamadığı ifade ediliyor.
Politika değişikliği mi, denge siyaseti mi?
Trump’ın İsrail’i öven son paylaşımı, daha önceki sert uyarılarıyla birlikte değerlendirildiğinde doğal olarak “ABD yönetimi yeni bir çizgiye mi geçiyor?” sorusunu gündeme taşıdı. Ancak bazı uzmanlar bunun doğrudan bir politika değişikliği değil, daha çok hassas dengeleri aynı anda koruma çabası olduğunu düşünüyor.
