Ukrayna krizi, Birleşmiş Milletler’in çaresizliğini gösterdi!

Ukrayna krizi, Birleşmiş Milletler’in (BM) krizle başa çıkma ve bir çözüm bulma konusundaki çaresizliğini gösterdi.

Ukrayna krizi, Birleşmiş Milletler’in çaresizliğini gösterdi!

ANALİZ Çatışan taraflar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimî üyeleridir. Krizin patlak vermesinden bu yana basında, yazarların ve hukukçuların çeşitli analizlerinde BM’nin ve özellikle de BMGK’nın başarısızlığının nedenleri ele alındı. Her taraf, kanaat ve yorumlarında bir tarafa meyletti.

Öyle ki bazıları Birleşmiş Milletler’e, “Birleşmemiş Milletler” diyerek hakaret edecek kadar ileri gittiler!

Eleştiriler, Güvenlik Konseyi ile sınırlı değildi, aynı zamanda Genel Sekreter Antonio Guterres de bu eleştirilerden payını aldı.

Guterres, taraflar arasındaki çatışmayı çözmek üzere diplomatik girişimlerde bulunamamakla eleştirildi.

Bazıları krizi, Batı’nın değerlerini uluslararası ilişkilere empoze etme girişimi bağlamında uluslararası ilişkilerde çoğulculuğu tehdit edici olarak gördü.

Büyük uluslararası güçlerin yükselişiyle küçülmeye başlayan uluslararası ilişkiler sahnesindeki orta ve küçük çaplı güçler, açık ve kalabalık bir şekilde görünmeye başladı.

Ağırlıklı olarak BMGK aracılığıyla BM’ye yöneltilen eleştirileri inceleyecek olursak, Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilk maddesinde ne dendiğini okumamız gerekir.

Maddeye göz attığımızda şu ifadeleri görüyoruz:

“Birleşmiş̧ Milletler’in amaçları, uluslararası barış̧ ve güvenliği korumak ve bu amaçla: barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve bunları boşa çıkarmak, saldırı ya da barışın başka yollarla bozulması girişimlerini bastırmak üzere etkin ortak önlemler almak ve barışın bozulmasına yol açabilecek nitelikteki uluslararası uyuşmaz durumların düzeltilmesini ya da çözümlenmesini barışçı yollarla, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak gerçekleştirmektir.”

Ayrıca bu amaçların gerçekleştirilmesi için anlaşmanın 24’üncü maddesinde Güvenlik Konseyi görevlendirilmiştir.

Birleşmiş Milletler Şartı’nın 24’üncü maddesinde şu ifadeler yer alır:

“Birleşmiş̧ Milletler üyeleri, örgütün hızlı ve etkili hareket etmesini sağlamak için uluslararası barış̧ ve güvenliğin korunmasında başlıca sorumluluğu Güvenlik Konseyi’ne bırakırlar ve bu sorumluluk gereğince görevlerini yerine getirirken Güvenlik Konseyi’nin kendi adlarına hareket ettiğini kabul ederler.”

Peki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aracılığıyla Ukrayna krizini ele alırken gerçekten “hızlı ve etkili” hareket edebildi mi? Yoksa bir çeşit felç mi geçirdi? Bunun nedenleri nelerdir?

Burada Birleşmiş Milletler’in (BM) kuruluşunun tarihsel arka planının galip gelen müttefiklerin Milletler Cemiyeti’ne alternatif bir teşkilat kurma girişimi olduğu vurgulanmalıdır.

Milletler Cemiyeti, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesini önlemedeki başarısızlığın unsurlarından birini temsil ediyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nın büyük muzaffer güçleri Stalin, Roosevelt ve Churchill’in de katılımıyla gerçekleşen Şubat 1945’te Yalta’daki toplantılarında galip gelen müttefiklere istisnai yetkiler vermeyi kararlaştırdı.

Bu yetki, Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahip olmalarıydı. Bu, Haziran 1945’te San Francisco Konferansı’nda Birleşmiş Milletler Şartı’nın 23’üncü maddesinde formüle edildi.

Burada, Yalta’da bir araya gelen üç ülkeye Fransa ve Çin eklendi. Bu, Güvenlik Konseyi’nin kurulması ve veto tahsisinin ilk tohumlarının ilk kez Yalta Konferansı’nda atıldığı ve daimî üyelerin daha sonra Fransa ve Çin’i kapsayacak şekilde genişletildiği anlamına geliyor.

Bu incelemenin önemi, Ukrayna krizinin arka planındaki mevcut işaretlerde yatmaktadır. Çünkü Ukrayna krizinde ABD ve İngiltere ikilisi, Rusya ve Çin’e karşı konumlandılar. İkili, Rusya’nın Güvenlik Konseyi’ndeki daimî üyeliğinden mahrum edilmesini talep etme noktasına geldi!

Daimî üyelerin veto hakkını aşırı kullanması durumunda Güvenlik Konseyi’nin çalışmalarının felce uğramaması için ABD, Kore Savaşı’nın başlamasından da yararlanarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen 3 Kasım 1950 tarihli 377 sayılı karar tasarısını öne sürdü.

“Barış için Birleşme” adlı bu karara göre, Güvenlik Konseyi daimi üyeleri arasında oybirliği olmamasından dolayı barışın tehdit edilmesi, barışın ihlali ve saldırı fiilinin mevcut göründüğü herhangi bir durumda milletlerarası barış̧ ve güvenliği muhafaza etmek hususundaki asli sorumluluğunu yerine getiremezse, Genel Kurul milletlerarası barış̧ ve güvenliği muhafaza etmek veya eski haline iade etmek için, barışın ihlali veya saldırı fiilinin mevcudiyeti durumunda, gerekirse, silahlı kuvvetlerin kullanılması da dahil üye devletlere kolektif tedbirlerin alınması için uygun tavsiyeleri yapmak amacıyla derhal konuyu ele alacağını kararlaştırır.

Eğer toplantı halinde değilse, Genel Kurulda konu ile ilgili talebin yapılmasından itibaren 24 saat içinde olağanüstü toplantı yapabilir.

Rusya geçen şubat ayında Ukrayna’yı işgal ettiğinde Güvenlik Konseyi, Rusya’nın başkanlığına denk gelen bir hafta içinde üç toplantı düzenledi.

Konsey, Moskova’nın Ukrayna topraklarından “derhal ve koşulsuz olarak” geri çekilmesini talep eden örgüt tüzüğünün 7’nci bölümü uyarınca ABD ve Arnavutluk tarafından sunulan karar taslağını geçiremedi.

Rusya, doğal olarak kararın geçmemesi için veto hakkını kullandı. Amacı, Ukrayna’ya ve dünyaya, Güvenlik Konseyi’nin, Birleşmiş Milletler Şartı’nı ihlal ederek daha zayıf bir komşuya karşı savaş açan daha güçlü bir ülkenin vizyonunda olup bitenleri görmezden gelmeyeceğine dair bir mesaj göndermekti.

Kaynak: M5-Independent

Güncelleme Tarihi: 18 Mayıs 2022, 12:40
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER