Mahkeme heyeti, 23 Ocak’ta görülen karar duruşmasında tutuksuz yargılanan Ahmet Özer’i 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın gerekçesi kamuoyuyla paylaşıldı.
Gerekçeli kararda, Özer ile aralarında para transferi bulunduğu tespit edilen M.S.Ö.’nün tanık sıfatıyla verdiği ifadeye yer verildi. Tanık, söz konusu paranın seçim kampanyası kapsamında akraba ve yakın çevreden toplanan desteklerden oluştuğunu beyan etti.
Ancak mahkeme, gizli tanık “Hermes” ve tanık H.B.A.’nın beyanları, tanığın ekonomik durumu ve sanıkla arasındaki akrabalık ilişkisini birlikte değerlendirerek farklı bir sonuca ulaştı. Gönderilen paranın dolar cinsinden transfer edilmesi ve kısa sürede dövize çevrilerek aktarılmasının “hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı” ifade edildi.
Tanık M.S.Ö.’nün sanığın yeğeni olması nedeniyle beyanlarının objektif ve tarafsız kabul edilmediği belirtilirken, söz konusu para transferlerinin “kent uzlaşısı” kapsamında gerçekleştirildiği kanaatine varıldığı aktarıldı.
Dijital materyaller ve “Demokratik Özerklik” vurgusu
Kararda, 2016 yılında Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallere de yer verildi. Bu materyallerde, Ahmet Özer ile bir heyet arasında gerçekleştiği belirtilen görüşmelere ilişkin kayıtların bulunduğu kaydedildi.
Mahkeme, dijital belgeler ile Özer’e ait materyallerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, bazı akademisyenlerle birlikte “Demokratik Özerklik” projesine katkı sunma yönünde irade ortaya konulduğunun ve örgüt ideolojisinin benimsendiğinin anlaşıldığını belirtti.
“Örgütle organik bağ” değerlendirmesi
Gerekçeli kararda, para transferleri, dijital dokümanlar, HTS kayıtları ve tanık beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu ifade edilerek, sanığın örgütle organik bağ kurduğu ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren faaliyetlerde bulunduğu kanaatine varıldığı belirtildi.
Mahkeme, tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde Ahmet Özer’in “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçunu işlediği yönünde vicdani kanaatin oluştuğunu kaydetti.
