Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede, denizi olmayan bir küçük Ege kasabasında doğmuştum. Üsküdarlı annemin genlerinden midir nedir, deniz benim hep en büyük sevdam olmuştur. İstanbul’da bir öğrenci olarak gittiğimde, en büyük tutkum da deniz olmuştu. Deniz ve denize dair her şey.

 

Kahverengi pütürlü deriden. Oturduğunuzda, gömülürdünüz. Ne arka sıradaki sizin başınızı görebilirdi; ne siz önünüzdeki sırada oturanın saç rengini.

Bu durum, onunla bütünleştiğim hissini verirdi. Beni alır kucaklar, sarar sarmalar, her türlü gözden bakıştan korur, gizlerdi. Bunun nasıl bir huzur olduğunu anlamaya çalışın lütfen. Her sabah Eminönü’den saat 10.20’de kalkardı ‘Çingene vapuru’.

Beşiktaş, Üsküdar, Ortaköy, Beylerbeyi, Rumelihisarı, Kuzguncuk. Sondan bir önce Rumelikavağı, sonunda Anadolukavağı.

Anlayacağınız, bir Anadolu yakası, bir Avrupa yakası giderdi. 2 saat beklerdi Anadolu Kavağı’nda. Yolcuları balıklarını yesin, iki kadeh rakılarını ya da şaraplarını yudumlasın diye. Aynı güzergahtan geri dönerdi. 17.00 olduğunda saat, ben Beşiktaş iskelesinde inerdim...

Halas ile severdim

1854-1945 yılları arasında Boğaziçi’nde yolcu ve yük taşıyan vapurculuk şirketi Şirket-i Hayriye’nin en kıdemlisiydi Halas. Rusya’daki nehirlerden Karadeniz’e inan, oradan Roma’ya geçen ve Roma ordusuyla birlikte Konstantinapolis’e geçip, Galata’ya yerleşen Vikingler, İstanbul’un ilk deniz ulaşımını yapanlardı. Onların sandalla yaptığı bu ulaşım işini Şirket-i Hayriye devralmıştı.

Vapurların isimleri vardı, bir de numaraları. İkisiyle bir anılırlardı. 1 numara Tarabya, 3 numara Göksu gibi. Halas’ın adı da ‘HALAS 77’ idi. Bu vapurlarının 40 tanesine savaşta el konulmuştu. Çoğu da batırılmıştı.

Halas, o dönemden kalan ve 1985’e kadar boğazda hizmet veren son vapurdu. 588 gros tondu. Uzunluğu 49 metre, genişliği 8 metreydi. 406 beygir gücünde 3 silindirli buhar makinesiyle çalışır, saatte 12 mil hız yapardı. İskoçta Glaskow’da imal edilmişti. ‘Reşitpaşa’ adıyla İstanbul’a getirilmişti.

Hastalıklı yıllardı

Osmanlı’nın hastalıklı yıllarıydı. Düşmana vatanı teslim eden Osmanlı kalıntılarının direnmeyi bırakın, teslim olup, vatandan kaçmaya hazırlandığı dönem. Bir kasım ayında, İngilizler el koydu Halas’a. Adı da ‘Water Witch’di. Yani, ’Su Cadısı’. İngiliz bayrağıyla çalıştı. Mudanya ateşkesiyle Şirket-i Hayriye’nin demirbaşı oldu. Taa ki 12 Aralık 1983’te hizmet dışı bırakılana dek. 1985’te de özel bir şirkete satıldı zaten.

Halas, hayatımdaki en büyük tutkularımdan biridir. Ne zaman bir vapur görsem, hala o gelir aklıma. Buharlı Halas. Canım Halas. Sevdam Halas. Bugün 104 yaşında. Bir yerlerde turist gezdiriyor... Ama o eski halinden, o sevdalı dumanından, o pütürlü deri koltuklarından eser kalmadı. Günün şartları, Halas’ın gerçek değerlerini çoktaaan yok etti.

Bana aşkı hatırlattı

Oysa Halas, bana hep ‘aşk’ı hatırlattı, hep ‘giden sevgiliyi’ yaşattı. Ben, hayatımın tek aşkının yerine koymuştum Halas’ı. Çünkü ben Halas’ta hep yalnız, ama hep aşkla yolculuk yaptım. Acılarımı, sevdalarımı ona anlattım. Onunla yaşadım, onunla ağladım. Halas, o yüzden kocaman bir aşktı...

Deli gençliğimde en çok Halas’la mutlu oldum ben. Onun koruyucu, kollayıcı, usta yolculuklarında huzur buldum. İstanbul güzel, boğaz daha güzel, ama hepsi Halas ile vazgeçilmezdi.

Şimdi nerelerde bilmiyorum. Ama eski halinden eser kalmadığını biliyorum. Eğer bir gün bir denizde karşınıza çıkarsa, yolcuları arasına katılamasanız da dikkatle bakın Halas’a. 

O sizin için bir tarih, benim için ölmeyen bir aşk çünkü.

Anmasanız da adımızı, Halas sizi anlar.