Talat Paşa, 1917-1918 yılları arasında sadrazamlık görevi yapan ve Osmanlı tarihinde sadrazamlığa getirilen ilk mebus olma özelliğini taşıyan bir devlet adamı. 1908 İhtilali'nin hazırlanmasından Brest-Litovsk barış görüşmelerine kadar pek çok kritik dönüm noktasında baş aktör konumunda yer aldı.
Talat Paşa kimdir, hayatı nasıl bir seyir izledi?
Mehmet Talat, 1 Eylül 1874'te dünyaya geldi. Tam adı Mehmet Talat olan devlet adamının doğum yeri kaynaklarda farklı şekillerde belirtiliyor; bazı kaynaklar Kırcaali'yi, bazıları Bulgaristan'ın Hasköy kazasını adres gösteriyor.
İlk öğrenimini Vize ilçesinde tamamlayan Talat Paşa, Edirne Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra Edirne Posta ve Telgraf İdaresinde katiplik yaptı. Selanik Hukuk Mektebi'ne devam etti ve 1903'te Selanik Vilayet Posta ve Telgraf İdaresi'nde başkatipliğe yükseldi. Genç yaşta II. Abdülhamid'e muhalif Jön Türk hareketine katıldı ve 1895'te bir kez tutuklandı.

İttihat ve Terakki içindeki rolü neydi?
1906 yılında İsmail Canbulat ve Mithat Şükrü Bey ile birlikte Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Bu yapı 1907'de Paris merkezli Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile birleşerek bilinen formuna kavuştu.
1908 İhtilali'nin hazırlık aşamasında etkin görev üstlendi. 1908 seçimlerinde Edirne mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a girdi ve birinci reis vekili seçildi. Bab-ı Ali Baskını sonrasında Said Halim Paşa kabinesinde Dahiliye Nazırlığına getirildikten sonra devlet siyasetinin en belirleyici aktörlerinden biri haline geldi.
Sadrazamlık dönemi ve tartışmalı kararları
3 Şubat 1917'de Said Halim Paşa'nın istifasının ardından vezir rütbesiyle sadrazamlığa atandı. Sadrazamlığı sırasında 1918 Ocak-Şubat aylarında Bolşeviklerle Brest-Litovsk müzakerelerini Osmanlı baş delegesi sıfatıyla yürüttü. Bu görüşmelerin sonucunda Rusya'nın 1878'de aldığı Kars, Ardahan, Artvin ve Batum Osmanlı'ya geri verildi.
Bu dönemin en tartışmalı kararı 27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Kanunu oldu. Söz konusu uygulama hala uluslararası tarih ve siyaset tartışmalarının merkezinde duruyor; Ermeni tarafı bu olayları soykırım olarak nitelendirirken, resmi Türk tezi farklı bir çerçeve sunuyor.
Berlin'de öldürülmesi ve sonrası
Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından 8 Ekim 1918'de istifa etti. 1-2 Kasım gecesi Enver ve Cemal Paşalarla birlikte bir Alman torpido gemisiyle ülkeyi terk ederek önce Sivastopol'a, ardından Berlin'e geçti.
15 Mart 1921'de Berlin'in Charlottenburg semtindeki evinin önünde Soğomon Tehliryan adlı bir Ermeni tarafından silahla vurularak hayatını kaybetti. Naaşı 22 yıl Berlin Müslüman Mezarlığı'nda kaldıktan sonra 1943'te Türkiye'ye getirildi ve İstanbul'da Abide-i Hürriyet şehitliğine defnedildi.
