Türk dış, güvenlik ve savunma politikalarının doktriner değişimi

Doç. Dr. Merve Seren Yeşiltaş, Türkiye savunma diplomasisinde doktriner değişimi, sebepleri ve Rusya-Ukrayna Savaşı ekseninde etkileriyle ilğili analiz için kaleme aldı.

Türk dış, güvenlik ve savunma politikalarının doktriner değişimi

ANALİZ- Türkiye’nin savunma diplomasisi son yıllarda dikkatleri fazlasıyla celbediyor. Bunun temel nedeni Ankara’nın artık tek taraflı angajmanların getirdiği kısıtlamalardan kurtulmak istemesi ki bu, özelde ABD genelde NATO merkezli taahhütlerden kaynaklıydı.

Zira Türkiye’nin güvenlik politikaları ve stratejileri, kimi dönem mecburiyetten kimi zaman sunduğu avantajlardan dolayı onlarca yıl NATO’nun savunma şemsiyesi altında şekillendi. Ne var ki milenyumla birlikte Türkiye’nin içerisinde bulunduğu güven(siz)lik ortamı, Ankara’nın gittikçe genişleyen tehdit yelpazesi ve çoğalan devlet/devlet dışı silahlı aktörlere karşı daha farklı ve öznel politika ve usullerin oluşturulması gerektiğini günbegün kanıtlıyordu. Buradaki ilk kırılma 1 Mart Tezkeresi olurken; bahse konu ayrışma, bir müddet sonra bağımsız karar ve eylemlerin altına imza atıldığı bir aktivizme evirildi.

Türkiye’nin güvenlik politikaları ve stratejileri, kimi dönem mecburiyetten kimi zaman sunduğu avantajlardan dolayı onlarca yıl NATO’nun savunma şemsiyesi altında şekillendi.

Türk dış, güvenlik ve savunma politikasında doktriner değişim

Bu aktivizm, 2000’li yıllarda Türk dış, güvenlik ve savunma politikasına damga vuran doktriner değişimi beraberinde getirdi. Mevzubahis doktriner değişim; Türkiye’nin geniş bir coğrafyaya yayılmaya başlayan askeri üsleri, TSK’nın sınır ötesi harekatları, savunma sanayisinde hedeflenen bağımsızlaşma mücadelesi gibi farklı şekillerde somut tezahürler buldu. Bu bağlamda, özellikle yerlilik, millilik ve stratejik otonomi hedefleri doğrultusunda savunmaya yüksek bütçeli mali kaynakların aktarılması sağlanırken; mevcut siyasi irade, ülke içerisinde savunma ekosisteminin teşekkülünü hem Türkiye’nin öz savunması hem savunma pazarının ihracat potansiyeli açısından elzem görerek istikrarlı bir teşvik mekanizmasını hayata geçirdi.

Türk dış politikasında aktivizmin rolü ve önemi artarken, bu aktivizme, giderek çeşitlenen ürün skalasıyla askeri teknoloji hizmet etmeye başladı.

Mevzubahis süreçle birlikte Türk dış politikasında aktivizmin rolü ve önemi artarken, bu aktivizme, giderek çeşitlenen ürün skalasıyla askeri teknoloji hizmet etmeye başladı. Böylece Türkiye’nin bilhassa taktik ve stratejik niteliği haiz İnsansız Hava Araçlarının (İHA) gerçek savaş ortamında sergilediği yüksek performanslar, bu platformların önemli bir diplomasi enstrümanına evirilerek Türkiye’nin dış politika pratiklerinin daha da derinleşmesiyle sonuçlandı. Öyle ki Türkiye’nin Libya, İdlib, Karabağ ve son olarak Ukrayna sahasında çoklu roller icra eden İHA/SİHA platformları, Ankara’nın Ukrayna’nın ötesinde ABD ve diğer NATO ülkeleriyle yürüttüğü savunma diplomasisine referans teşkil ederek, elini güçlendirmiştir.

Türkiye’nin ortaya koyduğu savunma aktivizmi bir taraftan Türkiye’nin Soğuk Savaş’ın hemen arifesinde NATO’nun doğu ve güneydoğu kanadı için taşıdığı kritik rolü yeniden hatırlatırken; son yıllarda onlarca ülkeye sattığı silah sistemi ve platformlarının, muharebenin seyrini değiştiren stratejik etkiler yaratması Ankara’nın savunma diplomasisinde yeni bir sayfa açmıştır. Öyle ki Ankara’nın Ukrayna ile yürüttüğü savunma diplomasisinin, Rusya ile arasındaki savunma diplomasisini ve hatta tahıl diplomasisini etkilediğini bile söylemek mümkündür. Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın savunma diplomasisi trafiğinde eş zamanlı tahıl diplomasisi icra edilmesi bu bakımdan tamamlayıcı bir pratik olarak görülmelidir.

Suriye iç savaşı ve müteakibinde angaje olunan çatışma ve muharebe alanları Türkiye’nin kendisine özgü yeni bir savunma diplomasisi yaklaşımı ortaya koyduğunu göstermektedir.

Özetle, Suriye iç savaşı ve müteakibinde angaje olunan tüm çatışma ve muharebe alanları Türkiye’nin NATO’ya verdiği taahhütleri göz önünde bulundurmak kaydıyla kendisine özgü yeni bir savunma diplomasisi yaklaşımı ortaya koyduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna arasındaki "dengeyi" doğru şekilde yönetmeyi başarabildiği takdirde, savunma diplomasisinin tahıl diplomasisi, enerji diplomasisi gibi farklı mecralarda yeni fırsatları beraberinde getireceği aşikar.

Rusya-Ukrayna Savaşı ekseninde Türkiye'nin savunma diplomasisi

Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’nda savunma diplomasisinin güçlü bir parçası olmasının üç temel sebebi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi ve en önemlisi, Türkiye ile Rusya arasında geçmişte hiç görülmediği kadar savunma alanında, bakanlıklar ve askeri kurumlar düzeyinde (buna istihbaratı da eklemek gerekir) Suriye özelinde bir iş birliği ve çalışma temposu oluşmasıdır. Suriye Savaşı’ndan önce Türkiye-Rusya arasındaki askeri düzeydeki kurumsal ilişkilerin bugünle karşılaştırılamayacak ölçüde seyrek olduğunu not düşmek gerekir. Öte yandan Libya ve Dağlık Karabağ gibi her iki ülkenin askeri olarak angaje olduğu meseleler dikkate alındığında, klasik savunma diplomasinin iki ülke arasında derinleştiğini ve bu durumun dış politika alanına olumlu bir katkı sağladığı görülüyor.

Bu noktadaki ikinci önemli husus ise Türkiye’nin savunma sanayisinde son yıllarda yakaladığı yükseliştir. Bir taraftan kendi milli platformlarını üreterek gerçek savaş ortamında denenmiş ürünleri kendi silahlı kuvvetlerinin envanterine sokan diğer taraftan da sadece küresel savunma pazarında bir oyuncu profili yakalayan değil aynı zamanda sağlamış olduğu platformların başka orduların da envanterine girerek sahada oyun değiştirici bir sonuç üretmesi, Türkiye’nin savunma diplomasisinin sanayi boyutunu devreye sokuyor. Nitekim Ukrayna ve Rusya bu bağlamda ilginç iki örnek oluşturuyor.

Türkiye’nin savaş öncesinde ve savaş boyunca Ukrayna’ya sağladığı dron desteği Rusya’nın sahada savaşın ilk evresinde hızlı zafer kazanmasını engelleyen en önemli unsurlardan biridir. Daha sonrasında ise Rusya’nın alan kontrolünü etkin şekilde sağlamasını engelleyen yine Türkiye’nin sağlamış olduğu TB2 dronları ve bunların kullandığı mühimmatlar olmuştur. Bu durumun benzer şekilde Karabağ’da da aynı şablon üzerinden işlediği görülmüştür. Öte yandan Türkiye ile Rusya arasında savunma alanının en kritik konusu olan S400 meselesi Moskova ile Ankara arasında yeni ve ek bir bağlantının kurulmasını sağlamıştır. Bu durum, Türkiye’nin ABD ile arasını büyük ölçüde açmasına ve Türkiye’nin F35 programından uzaklaştırılmasına neden olsa da S400 konusunda Türkiye’nin taviz vermeyen tutumu Ukrayna’da dengeleyici bir politika uygulamasını kolaylaştırmıştır. Bir diğer ifadeyle savunma sanayi bağlamında Türkiye’nin Ukrayna’ya sağladığı imkan, Kiev üzerinde bir etki ortaya çıkarmasını sağlarken; buradaki etki ve Moskova ile yürütülen hassas savunma iş birliği, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin üzerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etki ortaya koyabilmesini ve sonuç alabilmesini sağlamıştır. Nitekim bütün bunlar hem 22 Temmuz’da imzalanan tahıl koridoru anlaşmasını hem de 31 Ekim’de bozulan anlaşmaya Rusya’nın Türkiye sayesinde geri dönmesini kolaylaştırmıştır.

Üçüncü husus ise Türkiye’nin coğrafi konumunun Rusya-Ukrayna Savaşı’nda stratejik olarak yeniden öne çıkmasıyla ilgilidir. Gerek Türkiye’nin Montrö’yü net bir şekilde uygulaması gerekse savaş kapsamında arabulucu rolünü başından göstermiş olması ve Rusya ile Ukraynalı askeri yetkililerin Türkiye üzerinden zaman zaman bir araya gelmesi savunma diplomasisini daha da önemli hale getirmiştir. Diğer bir ifadeyle, İstanbul’da sadece diplomatlar bir araya gelmemiş; aynı zamanda askeri yetkililer de savaş durumundan ötürü sıklıkla bir araya gelmiştir. Özellikle esirlerin değişimi noktasında İstanbul’un müzakerelere ev sahipliği yapması ve tahıl koridorunun denizdeki sefer emniyeti ile ilgili hususların askeri alanı ilgilendiriyor olması savunma diplomasisinin kritik bir unsur olduğunu göstermiştir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER