ABD Adalet Bakanlığı'ndan Maduro ve kartel iddialarında geri adım

ABD Adalet Bakanlığı, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro hakkında yıllardır sürdürdüğü iddiaların temelini oluşturan "Cartel de los Soles" (Güneşler Karteli) örgütünün aslında somut bir yapı olmadığını kabul etti.

Bu itiraf, 2020 yılından bu yana Maduro'ya yönelik narko-terörizm suçlamalarının dayandığı zemin konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Beş yıl boyunca ABD dış politikasının temel taşlarından biri haline gelen bu iddiaların gerçek dışı çıkması, Washington'ın Latin Amerika'daki müdahaleci yaklaşımının ne kadar sorunlu olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Trump yönetimi, Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu Ocak 2026'da kaçırma operasyonunu "Güneşler Karteli" ile bağlantılı olduğu gerekçesine dayandırmıştı. Ancak yeni iddianamede bu örgütün adı neredeyse hiç geçmiyor ve yapının aslında bir "patronaj sistemi" olarak yeniden tanımlandığı görülüyor. Bu durum, ABD istihbarat servislerinin Latin Amerika politikalarında kanıta dayalı olmayan yaklaşımlar benimsediğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu gelişmenin 2003 Irak işgalindeki "kitle imha silahları" yalanını hatırlattığını belirtiyor.

Venezuela politikasında kanıt krizi

ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırgan tutumunun temelinde yatan "Güneşler Karteli" iddiaları, ilk kez 2020 yılında bir büyük jüri tarafından hazırlanan iddianamede ortaya atılmıştı. Söz konusu belgede bu kartel 32 kez anılıyor ve Maduro'nun Kolombiya'daki FARC örgütüyle birlikte narko-terörizm faaliyetleri yürüttüğü ileri sürülüyordu. Ancak 2026 yılında hazırlanan yeni iddianamede bu örgüte yapılan atıflar sadece iki kere yer alıyor ve "örgüt" tanımı yerine bir sistem olarak bahsediliyor.

Latin Amerika uyuşturucu ticareti konusunda uzman akademisyenler, "Cartel de los Soles" ifadesinin aslında 1990'lı yıllarda Venezuela medyasında ortaya çıkan argonun bir parçası olduğunu belirtiyor. Bu terim, üniformalarında güneş amblemi taşıyan yozlaşmış askeri yetkilileri tanımlamak için kullanılıyordu ve hiçbir zaman organize bir suç örgütünü ifade etmiyordu. Birleşmiş Milletler'in yıllık Dünya Uyuşturucu Raporunda da bu kartel adına rastlanmıyor; raporda Meksika'nın Sinaloa Karteli ve Brezilya'nın PCC gibi gerçek örgütlerden bahsediliyor.

Trump yönetiminin Monroe Doktrini yorumu

Trump'ın Latin Amerika politikası, 19. yüzyıldan kalma Monroe Doktrini'nin modern bir yorumunu temsil ediyor. Bu yaklaşım, Batı Yarımküre'nde ABD'ye muhalif hükümetleri ortadan kaldırmayı ve bölgedeki tüm devletleri Washington'ın hegemonyası altına almayı amaçlıyor. Venezuela operasyonu, bu stratejinin en net örneklerinden biri olarak tarihe geçiyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Karayipler'deki sözde narko teknelerine karşı askeri güç kullanma yetkisini savunurken, var olmayan "Güneşler Karteli"ne atıfta bulunmaya devam ediyor.

Bu durum, George W. Bush dönemindeki Irak müdahalesini anımsatıyor. 2001'deki 11 Eylül saldırılarından sonra Bush, herhangi bir ülkeye tek taraflı ve önleyici saldırılar düzenleme yetkisini kendinde gören "Bush Doktrini"ni ilan etmişti. Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiası, sonradan tamamen asılsız çıkmış ve Saddam Hüseyin'in bu silahları yok etmiş veya imha etmiş olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak bu gerçek, ABD'nin 2003'teki işgalini engelleyemedi ve Orta Doğu'da on yıllarca sürecek kaosa yol açtı.

Dış politikada kanıt ve hesap verebilirlik sorunu

Venezuela İçişleri ve Adalet Bakanı Diosdado Cabello, 2024 Ağustos ayında ABD yetkililerinin Güneşler Karteli'ni bir hayalet örgüt olarak kullandığını söylemişti. Cabello'ya göre, ABD kendisine düşman gördüğü kişileri "Güneşler Karteli'nin başı" olarak ilan etmekte ve bu şekilde operasyonlarına meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Bu tespit, Adalet Bakanlığı'nın son itirafıyla doğrulanmış oldu.

ABD'nin uluslararası hukukta kabul edilmeyen bu yaklaşımı, sadece Venezuela ile sınırlı değil. Latin Amerika'nın pek çok ülkesinde benzer senaryolar yaşanıyor ve Washington, kendisine uymayan hükümetleri yıkmak için gerçek dışı suçlamalara başvurmaktan çekinmiyor. Bu politika, bölgede istikrarsızlığı artırırken, demokratik süreçlere ve uluslararası hukuka olan güveni de sarsmaktadır.

Uzmanlar, ABD'nin kanıta dayanmayan bu yaklaşımının uzun vadede Washington'ın küresel itibarına zarar vereceği konusunda uyarıda bulunuyor. Venezuela örneğinde olduğu gibi, yıllar sonra ortaya çıkan gerçekler, ABD'nin dış politika kararlarının ne kadar ideolojik ve ne kadar az gerçekçi olduğunu gösteriyor. Ancak bu gerçekler ortaya çıktığında, müdahalelerin yarattığı insan acısı ve politik kaos telafi edilemez hale gelmiş oluyor.

ABD Adalet Bakanlığı'nın Güneşler Karteli konusundaki geri adımı, modern Amerikan dış politikasının yapısal sorunlarını gözler önüne seriyor. Kanıta dayanmayan suçlamalar üzerine kurulan politikalar, hem ABD'nin uluslararası güvenilirliğini zedeliyor hem de müdahale edilen ülkelerde insani krizlere yol açıyor. Venezuela örneği, uluslararası toplumun bu tür keyfi müdahalelere karşı daha güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini göstermektedir.

İLGİLİ HABERLER