İNSAN KENDİNE NE KADAR UZAKSA
Dünyanın öbür ucundaki şehirleri merak ediyoruz. Bilmediğimiz sokakları, görmediğimiz
ülkeleri, tanımadığımız insanları... Yeni yerler keşfetmek için kilometrelerce yol gidiyoruz.
Ama nedense en uzun yolculuğun insanın kendi içine yaptığı yolculuk olduğunu unutuyoruz.
Kendimizi tanıdığımızı sanıyoruz. Aynaya baktığımızda gördüğümüz yüzün bizi anlattığını
düşünüyoruz. Oysa insan, yüzünden çok daha derin bir varlıktır. İçinde konuşulmayan
korkular, yarım kalmış hayaller, saklanan kırgınlıklar ve kimseye gösterilmeyen umutlar taşır.
Hayat boyunca başkalarına kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Bizi anlamalarını, değer
vermelerini, fark etmelerini bekliyoruz. Fakat çoğu zaman kendi iç sesimizi dinlemeyi ihmal
ediyoruz. Günler geçiyor, yıllar akıyor ve bir bakıyoruz ki en çok yabancılaştığımız kişi yine
kendimiz olmuşuz.
İnsan bazen başarılarının arkasına saklanır, bazen kalabalıkların içine karışır. Çünkü yalnız
kaldığında duyacağı seslerden çekinir. Oysa insanın büyümesi, kendinden kaçmasıyla değil;
kendisiyle yüzleşmesiyle başlar.
Kendi eksiklerini kabul edebilen, hatalarıyla barışabilen ve yaralarını inkâr etmeyen insan
güçlüdür. Çünkü gerçek cesaret, dünyaya meydan okumaktan önce kendi karanlığına ışık
tutabilmektir.
Belki de mutluluk dediğimiz şey, dışarıda aranacak bir hazine değildir. Belki de insanın kendi
ruhuyla yeniden tanışmasıdır. Kendini olduğu gibi kabul etmesi, geçmişiyle kavga etmeyi
bırakması ve geleceğe umutla bakabilmesidir.
İnsan kendine ne kadar yaklaşırsa, hayata da o kadar yaklaşır. Çünkü en uzak mesafeler
haritalarda değil, insanın kendi içinde saklıdır.
Bu deneme, içsel yolculuk, kendini tanıma ve insanın kendiyle kurduğu ilişki üzerine
kuruludur; klasik motivasyon metinlerinden daha derin ve edebî bir anlatım taşır.
