Ebola virüsü salgını, resmi kayıtlara ilk kez 15 Mayıs'ta girdi. Ne var ki hastalığın ocak ayından beri sessizce yayılıyor olabileceğinden şüpheleniliyor. Salgının kaynağı olarak virüsün Bundibugyo suşu gösteriliyor.
Tablo giderek ağırlaşıyor. KDC Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü, 4 Ağustos itibarıyla 3 bin 973 vaka ve 1801 ölüm bildirdi. Afrika CDC Genel Direktörü Dr. Jean Kaseya ise basın toplantısında vakaların 4 bini geçtiğini doğruladı.
Tarihin en büyük ikinci salgını
Mevcut salgın, kayıtlara geçen en büyük ikinci Ebola dalgası konumunda. Kıyaslamak gerekirse 2014-2016 arasında Batı Afrika'yı vuran salgın 28 binden fazla kişiye bulaştı, 11 bini aşkın can aldı. Bugünkü veriler, o salgının 11. haftasındaki vaka sayısının sekiz katına, ölüm sayısının ise altı katına işaret ediyor.

Ebola nedir, belirtileri neler?
Ebola Virüs Hastalığı; yüksek ateş, mide bağırsak şikayetleri ve kanamayla seyredebilen, ölüm oranı hayli yüksek bir enfeksiyon. Virüs ilk kez 1976'da Sudan ve Kongo'daki salgınlarda saptandı, adını da Kongo'daki bir nehirden aldı. Kuluçka süresi 2 ile 21 gün arasında değişiyor. Belirtiler görülmeden bulaştırıcılık başlamıyor. Ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, halsizlik, ishal, kusma ve iştahsızlık en sık rastlanan şikayetler arasında. Hastalık ilerledikçe cilt ve organ kanamaları görülebiliyor.
Virüs, Filoviridae ailesinden bir RNA virüsü olarak sınıflandırılıyor. İnsanların yanı sıra maymun, goril ve şempanze gibi primatlarda da hastalığa yol açabiliyor. Yani bulaş zinciri yalnızca insanlarla sınırlı değil.
Türkiye cephesinde durum
Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkede yerli ya da yurt dışından gelen herhangi bir vaka kaydı yok. Bu bilgi, salgın haberleriyle tedirgin olan vatandaşlar açısından şimdilik rahatlatıcı bir tablo çiziyor. Yine de uluslararası seyahat trafiği göz önüne alındığında yetkililerin gelişmeleri yakından izlediği biliniyor.
Hastalığın kendine özgü bir tedavisi de bulunmuyor; sıvı takviyesi başta olmak üzere destek tedavisi uygulanıyor. Gerektiğinde diyaliz, kan nakli ve plazma tedavisine başvuruluyor. Deneysel aşamada denenen bir aşı olsa da ruhsatlandırılarak kullanıma sunulan bir ürün henüz yok. Bu yüzden salgın bölgelerinde korunma önlemleri ve erken teşhis hâlâ en etkili silah olarak görülüyor.
