Özellikle Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed'in izlediği birbirinden bağımsız stratejiler, Körfez'deki güç dengelerini derinden sarsarken, bu durum bölgedeki diğer aktörlerin de pozisyon almasını zorunlu kılıyor.
Analize göre, iki başkent arasındaki ayrışma, sadece perde arkasında kalan diplomatik soğuklukla sınırlı kalmayıp, Yemen'den Sudan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada sıcak gelişmelere zemin hazırladı. Suudi Arabistan'ın, BAE destekli ayrılıkçı grupların (Güney Geçiş Konseyi) kontrolündeki limanlara yönelik müdahaleleri, gerilimin geldiği noktayı gözler önüne serdi. Riyad yönetimi, BAE'nin bölgedeki paramiliter gruplarla kurduğu ilişkileri kendi ulusal güvenliğine tehdit olarak algılarken, Abu Dabi ise bölgesel nüfuzunu korumak için bağımsız politikalarından geri adım atmadı.
Vekalet Savaşları ve Yemen Krizi
İki ülke arasındaki en somut çatışma alanı Yemen oldu. BAE, yıllardır Yemen'in güneyindeki ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi'ne (STC) destek vererek bölgedeki stratejik limanlar üzerinde kontrol sağlamayı hedeflerken, Suudi Arabistan uluslararası alanda tanınan merkezi hükümeti ve devletin bütünlüğünü savundu. Middle East Eye'ın haberine göre, Suudi Arabistan'ın Yemen'in güneyindeki Mukalla limanına düzenlediği hava saldırısı, BAE destekli güçlerin silah sevkiyatını engellemeyi amaçladı. Bu hamle, Riyad'ın artık BAE'nin vekalet güçlerine karşı sabrının taştığını ve caydırıcılık odaklı bir askeri doktrine geçtiğini gösteriyor. Uzmanlar, Suudi Arabistan'ın Yemen'de önceki yıllarda yaşadığı başarısızlıklardan ders çıkardığını ve artık daha odaklı askeri müdahalelerle siyasi sonuç almayı hedeflediğini belirtiyor.
Sudan ve Somali'de Çıkar Çatışması
Gerilim sadece Yemen ile sınırlı kalmadı; Afrika Boynuzu'ndaki gelişmeler de iki ülkeyi karşı karşıya getirdi. Sudan'da BAE'nin Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (RSF) verdiği iddia edilen destek, Suudi Arabistan'ın Sudan ordusu ve devlet kurumlarını destekleyen politikasıyla çelişti. Benzer şekilde Somali'de de derin görüş ayrılıkları yaşandı. BAE'nin, Somali'den tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland ile yakın askeri ve ticari ilişkiler geliştirmesi, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinin tepkisini çekti. Riyad, İsrail'in Somaliland'ı tanımasını kınayan ülkeler arasında yer alırken, BAE'nin bu kınamaya katılmaması dikkat çekti. Analistler, BAE'nin paramiliter gruplar ve ayrılıkçı yapılar üzerinden nüfuz kurmaya çalıştığını, Suudi Arabistan'ın ise mevcut devlet yapılarını ve sınırları korumaya yönelik bir koalisyon oluşturma çabasında olduğunu vurguluyor.
İsrail ile İlişkiler ve Yeni İttifak Arayışları
Bölgesel rekabetin bir diğer önemli ayağını ise İsrail ile ilişkiler oluşturdu. BAE, Abraham Anlaşmaları sonrasında İsrail ile ekonomik ve stratejik iş birliğini derinleştirirken, Suudi Arabistan Gazze'deki savaş ve Filistin meselesi nedeniyle normalleşme sürecini askıya aldı ve mesafeli bir tutum sergiledi. Kristin Diwan gibi uzmanlara göre Riyad, İsrail ile yakınlaşan BAE'ye karşı denge unsuru olarak Türkiye gibi bölgenin diğer büyük güçleriyle koordinasyonunu artırma yoluna gitti. Bu durum, Orta Doğu'da İsrail-BAE eksenine karşı, Suudi Arabistan'ın başını çektiği ve Türkiye ile Mısır'ın da dahil olabileceği yeni bir diplomatik hizalanmanın ipuçlarını veriyor. 2017'deki Katar krizinin aksine, bu kez gerilimin merkezinde BAE'nin izole olma riski bulunuyor.