Orta Doğu’da yükselen gerilim ve Hürmüz Boğazı’nda olası bir abluka ihtimali, küresel ticaretin kalbini yeniden şekillendiriyor. Enerji hatlarının kırılganlığı artarken, Asya ile Avrupa arasındaki lojistik dengeler köklü bir dönüşüm sürecine girmiş durumda. Bu kritik eşikte iki dev proje öne çıkıyor: İsrail merkezli IMEC koridoru ve Türkiye’nin öncülük ettiği Kalkınma Yolu. Söz konusu rekabet artık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik güç mücadelesinin yeni sahnesi olarak görülüyor.
İsrail Basınında “Türkiye Etkisi” Alarmı
İsrail medyasında yayımlanan analizler, Ankara’nın son dönemde hız verdiği diplomatik ve ekonomik hamlelerin Tel Aviv’de ciddi bir rahatsızlık oluşturduğunu gösteriyor. Özellikle Maariv gazetesinde yer alan değerlendirmelerde, Türkiye’nin bölgesel ticaret denkleminde daha merkezi bir rol üstlenme çabası “stratejik meydan okuma” olarak yorumlandı.
Haberde, Türkiye ve Suriye’nin İsrail’i Avrupa bağlantısında devre dışı bırakmaya yönelik ortak bir yaklaşım geliştirdiği iddia edilirken, emekli Yarbay Amit Yagur’un şu sözleri dikkat çekti: Türkiye liderliğinde şekillenen blok, İsrail’i denklem dışına itmeye çalışıyor. Bu sadece ekonomik değil, derin bir jeopolitik hamledir.
Bu değerlendirmeler, İsrail tarafında oluşan kaygının yalnızca ticaretle sınırlı olmadığını; bölgesel nüfuz mücadelesine de uzandığını ortaya koyuyor.
Yeni Ticaret Koridorları: Süveyş’e Alternatif Arayışı
Uzmanlara göre, Asya ile Avrupa arasında planlanan kara tabanlı ticaret hatları, mevcut deniz rotalarına güçlü bir alternatif oluşturabilir. Süveyş Kanalı ve Babu’l Mendeb gibi kritik geçiş noktalarına olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bu projeler, lojistik süreleri üçte bire kadar düşürebilir.
Özellikle İran’daki çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan belirsizlikler, bu projeleri teorik tartışma olmaktan çıkarıp acil bir gereklilik haline getirmiş durumda. Küresel tedarik zincirlerinin güvenliği açısından kara koridorlarının önemi her geçen gün artıyor.
IMEC Projesi: ABD Destekli Dev Hat
IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru), 2023 yılında Hindistan’daki G20 Zirvesi’nde duyuruldu. ABD, Hindistan ve Suudi Arabistan’ın güçlü desteğini arkasına alan proje; Hindistan’dan çıkan malların Körfez üzerinden İsrail’e, oradan da Avrupa’ya ulaşmasını hedefliyor.
Planlanan rota; Hindistan, BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’in Hayfa Limanı’na uzanıyor. Yaklaşık 2 bin kilometrelik kara hattı sayesinde mevcut deniz yoluna kıyasla 4 bin kilometrelik bir kısalma öngörülüyor.
Şubat 2026’da Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin ABD ziyareti sonrası projeye yeniden hız verilirken, ABD Başkanı Donald Trump’ın “tarihin en büyük ticaret yollarından biri” ifadesi dikkat çekti. Bu açıklama, projenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir vizyon taşıdığını da ortaya koyuyor.
Kalkınma Yolu: Türkiye’nin Stratejik Atılımı
Türkiye ise bu denkleme güçlü bir alternatifle dahil oluyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde geliştirilen Kalkınma Yolu Projesi, Irak’ın güneyindeki El-Faw Limanı’nı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyor.
Yaklaşık 1200 kilometrelik bu dev koridor için Türkiye, Irak, Katar ve BAE arasında önemli bir mutabakat sağlandı. Proje kapsamında yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım planlanırken, Türkiye’nin gelişmiş demiryolu altyapısı bu hattın omurgasını oluşturacak.
Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun açıklamalarına göre, yüksek hızlı tren entegrasyonu sayesinde Basra Körfezi’nden Avrupa’ya kesintisiz ve hızlı bir taşımacılık mümkün hale gelecek. Bu durum, Türkiye’yi sadece bir transit ülke değil, aynı zamanda lojistik merkez konumuna taşıyabilir.
Suriye Faktörü Dengeleri Değiştiriyor
Aralık 2024’te Suriye’de yaşanan siyasi değişim, bölgesel ticaret dinamiklerini doğrudan etkiledi. Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında kara taşımacılığının yeniden canlanması, yeni ticaret rotalarının önünü açtı.
Türkiye’nin Suriye ve Ürdün üzerinden Körfez’e uzanan alternatif bir hat kurma planı, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Suriye yönetimi de yaptığı açıklamada, olası bir Hürmüz veya Kızıldeniz krizi durumunda ülkenin stratejik konumunun lojistik merkez haline gelebileceğini vurguladı.
Bu gelişme, Türkiye’nin bölgesel entegrasyon vizyonunu güçlendirirken, alternatif koridorların önemini daha da artırıyor.
İsrail İçin Ekonomik Risk Büyüyor
Uzmanlar, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji arzındaki kritik rolüne dikkat çekiyor. Günlük yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği bu hat, aynı zamanda sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin önemli bir bölümünü taşıyor.
Olası bir kriz, sadece enerji fiyatlarını değil, küresel ticaret akışını da ciddi şekilde sekteye uğratabilir. Bu noktada alternatif koridorların devreye girmesi, bazı ülkeler için fırsat yaratırken bazıları için risk anlamına geliyor.
İsrailli uzmanlara göre, Türkiye öncülüğündeki Kalkınma Yolu’nun hayata geçmesi halinde İsrail’in bölgesel ticaretteki rolü zayıflayabilir. Bu durumun milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara yol açabileceği ifade ediliyor.
