Mübarek Ramazan Ayı ve Kabir ziyaretleri...
Kabir zyaretnde maksat ölümü hatırlamaktır. Ölüden ibret almak ve ahireti düşünmek için kabir ziyaret etmek dinimizde sünnettir. Kendisinin de aynı hallere düşeceğini hatırına getirir. Kimseye kötülük düşünmez. İyi bir müslüman olarak yaşamaya çalışır. Hanefi'de; perşembe, cuma ve cumartesi günleri kabirleri ziyaret etmek sünnettir.
Şafii'de; perşembe günü ikindiden cumartesi günü güneş doguncaya kadar ziyaret etmek sünnettir.
Kabir ziyaret eden kişi, ölü için Kur'an-ı kerim okuması, ona dua etmesi gerekir. Bunların ölüye faydası çok olur. Kabristana girince, ''Esselamü aleyküm ya Ehle-daril kavmilmüminin! İnna inşaallahü an karibin biküm lahikun demek sünnettir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
Bir müminin kabrini ziyaret ederken, ''Allahümme inni eselüke-bi-hürmeti Muhammed aleyhisselam en la tüazzibe hazelmeyyit denirse, '' o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır. (Etfal-ül müslimin)
Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:
''Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.'' (Tirmizi)
Mübarek Ramazan Ayı Yaklaştı:
Gerek İmama Hatiplerimiz, gerek vaizlerimiz, Hutbelerimiz, müslüman halkımızı defalarca uyardığı halde her Ramazan ayında Türbeler kadın erkek ziyaretleri ile dolup boşalmaktadır. Özellikle İstanbulda Oruç Baba türbesi, Ramazanın ilk günü ellerinde şeker kutuları ve sirke şişeleri ile kabrin duvarlarına anahtar sürmek ve İslamda dinde olmayan bir sürü eski alışkanlıklarını tazelemek ve ben geçen sene Oruç Babadan ev istedim verdi gibi boş sözlerle şirke ve günaha girdiklerinin farkında bile değiller.
Başta Diyanet İşleri Başkanlığımız, bütün türbelerin başına uyarıcı levhalarını asmıştır. Müslümanların kabir ziyaretlerinde kabirden bir menfeaat ummak değil, sadece ölümü ve ahireti hatırlamak için olduğu uyarısıdır. Buna rağmen halkımız, Oruç baba, Telli Baba Eba Eyyubül-Ensari Hazretleri gibi makamları ziyaretlerinde dikkatli olmalılar ve ölülerden bir kötülük gelmiyeceği gibi, bir menfeaatte veremiyeceklerini anlamalıdırlar.
***
ALO FETVA:
Türkiye Cumhuriyetinin resmi Diyanet İşleri Başkanlığı Makamı, İl ve İlçelerde kurulan ''ALO FETVA'' hattı ramazan boyunca halkımıza bilgi vermektedir. Böyle bir resmi kuruluş varken, halkımızın ekranlardan işittiği veya öğrendiği gayri resmi kişilerin verdiği fetvalarla amel etmesi, kesinlikle caiz değildir.
Fetva neye göre verilir...?
Hz. Muaz, sahabenin fakihlerinden olup, dinde vukuf ince anlayış sahibiydi. Daha Rasülullah'ın sağlığında fetva vermeye başlamıştı. Hz. Peygamber onun hakkında; "Ümmetim içerisinde helal ve haramı en iyi bilen Muaz b. Cebel'dir" demiştir (Tecrid-i Sarih).
Peygamber Efendimiz onu, İslamı anlatıp öğretmek ve Kur'an-ı Kerim'i ezberletmek üzere, Hicretin dokuzuncu yılında Yemen'e göndermişti. Yolculuk öncesi Hz. Peygamber'le aralarında geçen konuşmayı Muaz (r.a) şöyle anlatır:
''Allah Rasulü beni Yemen'e gönderirken şöyle dedi; "Sana bir mesele sorulduğunda ne ile hükmedeceksin?"
Ben; "Allah'ın kitabındakilerle" diye cevap verdim. "Eğer Allah'ın kitabında bulamazsan ne ile hükmedeceksin?" dedi.
"Allah Rasulü'nün hükmettiği ile, dedim. Eğer onda da bulamazsan?" dediğinde;
"Kendi reyimle içtihad ederim, diye cevap verdim. "Bunun üzerine Allah Rasulü:
"Nebisini, razı olduğu şeyde başarılı kılan Allah'a hamdolsun" dedi.
Ve Yemenlilere, size ashabımdan ilmi ve dini en iyi bilen hayırlı bir kimseyi gönderiyorum, diye bir de mektup yazdı. (İbn. Sa'd).
Çünkü Fetva; ''İslam hukuku ile ilgili bir sorunun dini hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan, Şeyhül-İslam veya Müftü tarafından verilebilen belgenin adıdır.''
Buna göre müslümanlarımız, daha dikkatli olmalıdırlar diye düşünüyorum.
