İÇİMİZDEKİ SESSİZ YOLCU
İnsan, hayatı boyunca birçok yolculuğa çıkar. Şehirler değiştirir, insanlar tanır, anılar biriktirir. Ama en uzun yolculuğu çoğu zaman fark etmeden yapar: Kendi içine doğru olan yolculuğu. Bu yolculukta ne kalabalıklar vardır ne de yol gösteren tabelalar. Sadece insanın kendi sesi, kendi düşünceleri ve kendi gerçeği vardır.
Günlük hayatın telaşı içinde insan sürekli bir şeylere yetişmeye çalışır. Zamanı kovalar, sorumlulukların içinde kaybolur. Bu koşturma içinde çoğu zaman kendine ayıracak bir an bile bulamaz. Oysa insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey bazen durmak, susmak ve kendi içindeki sesi dinlemektir.
İçimizde hep konuşan bir yan vardır. Bazen bizi uyarır, bazen yol gösterir, bazen de geçmişin izlerini hatırlatır. Ama biz çoğu zaman o sesi bastırırız. Çünkü yüzleşmekten çekiniriz. Çünkü kendimizle konuşmak bazen başkalarıyla konuşmaktan daha zordur.
Yalnız kaldığımızda ise o ses daha belirgin hâle gelir. Kaçamayız, erteleyemeyiz. İşte o anlarda insan, kendisiyle gerçek bir karşılaşma yaşar. Bu karşılaşma her zaman kolay değildir. Bazen insan kendi hatalarıyla yüzleşir, bazen kaçtığı duygularla. Ama her yüzleşme, insanı biraz daha kendine yaklaştırır.
İçimizde bir yolcu vardır. Sessiz, sabırlı ve bekleyen… Biz ne kadar uzaklaşsak da o hep bizimle birlikte yürür. Bazen yanlış yollara saparız, bazen dururuz, bazen yoruluruz. Ama o yolcu hiçbir zaman kaybolmaz. Sadece bizim onu fark etmemizi bekler.
İnsan kendini tanımaya başladıkça hayat da yavaş yavaş anlam kazanır. Çünkü insan dış dünyayı anlamadan önce kendi iç dünyasını anlamalıdır. İçindeki karanlığı tanımayan biri, ışığın değerini tam olarak bilemez.
Belki de hayatın en büyük gerçeği şudur: İnsan ne kadar dışarıya yönelirse yönelsin, eninde sonunda kendine dönmek zorundadır. Çünkü insanın en gerçek adresi, kendi içidir.
Ve belki de bütün mesele, o sessiz yolcuyu fark edebilmektir. Çünkü o yolcu aslında bizim en gerçek hâlimizdir.
