Hilafet veya Halifelik...
HALİFELİK; ''Hz. Peygamber'den sonra Müslümanlar'ın yönetimini üstlenen kurumdur.''
Daha Hz. Peygamber'in sağlığında ondan sonra Müslümanlar'ın dünya sorunlarını çözecek, dini birliğini koruyacak, bir kuruma gerek olduğu ortaya çıkmıştı. Ama Hz. Peygamber, bu konuda açık bir kural koymamıştı. Onun vefatından sonra İslam toplumunun ileri gelenleri toplanarak, Hz. Muhammed'in (s.av) peygamberlik görevleri dışında kalan işleri yürütmek üzere Hz. Ebubekir'i halife seçtiler.
Hz. Ebubekir de kendinden sonra halife olarak Hz. Ömer'i önerdi. Hz. Ömer ise, bir seçiciler kurulu oluşturarak, kendinden sonraki halifenin seçimini bu kurula bıraktı. Hz. Osman bu yöntemle seçildi. Hz. Osman döneminde baş gösteren siyasal çekişmeler halifelik kurumunu da etkiledi. Onun ölümünden sonra yeni halife seçimi başlı başına sorun oldu. Müslümanlar'ın bir bölümü Hz. Ali'yi halife tanırken, bir bölümü buna karşı çıktı. İslam toplumunda bir iç savaşa yol açan bu çekişmeler Hz.Ali'nin şehadetinden sonra daha büyük boyutlara ulaştı.
Şiiler'de Hz. Ali soyundan gelen kişileri halife olarak tanımış ve bunlara, imam demişlerdir. Hariciler ise, her iki topluluğa karşı da çok sert davrandıklarından aynı sertlikte karşılık görmüş, kıyıma uğramışlardır. Bundan sonra hukukçular bir kişinin zorla da olsa halife olması ve halkın da bunu kabul etmesi durumunda halifeliğin meşru sayılması görüşünü ortaya atmışlardır.
Osmanlı ve Halifelik:
Büyük Osmanlı Hünkarı Yavuz Sultan Selim Han, 1517'de Mısır'ı alıp, Memluk egemenliğine son verince, Halife III. Mütevekkil'den halifeliği devralmış, Kahire'de korunan kutsal emanetleri de İstanbul'a getirmiştir. Bununla birlikte Osmanlı padişahları uzun süre halife şanını şerefle yürütmüşlerdir. Ancak devlet Osmanlı Devleti parçalanmaya başlayınca Müslümanlar'ın birliğini simgeleyen bu kurum, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1922'de saltanat ile halifeliği birbirinden ayırarak, saltanata son vermiş,
3 Mart 1924'te yürürlüğe giren bir yasayla da halifeliği kaldırmıştır.
Halifelikte kaldırıldıktan sonra müslümanlar, başı boş kalmış, sömürgeci devletler, müslüman devletleri parçalayarak, güçsüz bir toplum haline getirmişlerdir. Tunus, Mağrib, Cezair, Irak, Libya ve Mısırda binlece müslümanın kanını akıttılar, kaynaklarını çaldılar, müzelerini soydular. Aynı durum bu gün Suriyenin başında. Aylardır müslümanların kanı akmakta. Bu caniliği kim yapıyor? Kendi liderleri.
Bir lider, kendi halkını öldürürmü...?
Aynı katliam, bir Avrupa Devletinde olsaydı, Avrupalılar buna seyirci kalırlarmıydı?
Mübarek Ramazan ayı yaklaştı. Onbinlece müslüman Suriyeli yersiz yurtsuz kaldı. Geleceği meçhul. Bundan sonra n'olacak belli değil. Türkiyenin dışında hiç bir müslümanım diyen ülke, Suriye halkına sahip çıkmıyor. Ve hala müslüman Suriye halkının kanı, oluk oluk akıtılmakta.
Şu anda İslam Konferansı Örgütü'nün dışında her hangi bir İslami makam yok. Müslümanların bir Halifesi de yok. Durum böyle olunca da daha çok müslümanın kanı akıtılacak düşüncesindeyim...
