İstanbul
Parçalı bulutlu
-1°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

DİVAN ŞAİRİ ŞEYH GALİP...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

Divan Edebiyatımızın son büyük şairi olan Şeyh Galib, 1757'de İstanbul'da doğdu. Asıl adı Mehmed Esad olan Şeyh Galib'in babası Reşid Efendi, annesi Emine Hatun'dur. Babası tasavvuf eğitimi almış, mevleviliğe ve melamiliğe bağlı şiirlerle uğraşmış, kültürlü bir kişidir. Şeyh Galib'in dedesi Mehmed Efendi de mevlevi tarikati aydınlarındandır.

Galib ilk şiirlerinde Esad mahlasını kullanmıştır. Fakat bu adın başkalarınca kullanıldığını görerek Galib mahlasını almıştır. Yirmi dört yaşındayken Divan'ını yazmıştır. 26 yaşındayken Türk Edebiyatı'nda mesnevi türünün en başarılı örneklerinden biri sayılan "Hüsn ü Aşk" adlı eşsiz eserini yazmıştır. Bir yıl ilimle ve eserlerini yazmakla uğraştı. Bu tarihte Galata Mevlevihanesi sonra Konya'da Mevlana dergahında çileye girmiştir. Fakat babasının isteği üzerine çileyi tamamlamadan İstanbul'a dönmüştür. Yenikapı mevlevihanesinde yeniden çileye girdikten sonra hücreye çıkmıştır. Sütlüce'deki evinde, 1791 yılına kadar şeyhlik yaptı. Sekiz yıl süren dergah şeyhliği sırasında Sultan III. Selim, Valide Sultan, padişahın kız kardeşi Beyhan Sultan'ın yakınları arasında yer aldı. Onların takdirlerini kazandı.

Şeyh Galib 1799 yılında İstanbul'da vefat etti. Mezarı Galata Mevlevihanesi'nin avlusundaki türbededir.

Divan Edebiyatımızda tasavvufun özellikle Mevlevilik koluna en fazla bağlı olan şairdir. Tasavvufun tek varlık inancını, ilahi aşk, insan yüceliği, hoşgörülülük ilkelerini benimsemiştir.

İran'lı Şevketi Buhari'nin açtığı, Sebk-i Hindi çığırının bizdeki en büyük mensubu Şeyh Galib'dir.

Onun en önemli eseri; Hüsn ü Aşk mesnevisidir. Bunun haricinde şairin bir Divan'ı, Şerh-i Cezire-i Mesnevi adlı bir mesnevisi, bir de Es-Sohbetü's-Safiyye adlı bir eseri vardır.

Ders aldığı hocalar arasında Galata Mevlevîhanesi şeyhi Hüseyin Efendi de vardır. Zamanın en tanınmış hocası Neşet Efendi'den de dersler aldı. Neşet Efendi, genç Şeyh Galip'in yeteneğini çabuk farketti ve yazdığı şiirleri beğenerek ona "Esat" takma adını önerdi. Şeyh Galip, bir ara "Esat" takma adıyla şiirler yazdıktan sonra "Galip" adını kullanmaya başladı. Böylece, asıl adı olan; Mehmet unutulmuş ve daha sonraları hep "Şeyh Galip" olarak bilinmiştir.

HÜSNÜ AŞK'I YAZDI:

İstanbul'un sanat çevrelerinde bir anda yıldız gibi parladı. Çevresi, hayranları ile dolup taşıyordu. Şiirleri dillerde geziyor, saraydan mahalle kahvesine kadar her yerde okunuyor, beğeniliyordu. İşte bu günlerin birinde bir sanat meclisinde söz, dönüp dolaşıp, büyük divan şairlerimiz arasında yer alan "Nabi"ye geldi. Orada bulunanlar, Nabi'nin "Hayrabat" adlı mesnevisini övmeye başladılar. Bu övgü o kadar ileri götürüldü ki, konuşanlardan biri, "Böyle bir mesnevi, bir daha yazılamaz" dedi.

Şeyh Galip, bu yargıya katılmamıştı. "Çok abartılıyor" dedi. Bunun üzerine sordular:

"Peki sen yazabilir misin?"

Şeyh Galip'in şairlik gururu incinir gibi oldu:

"Evet" dedi, "Hem de daha güzelini!"

Ve yazdı. Altı ay içinde Nabi'nin "Hayrabat"ını gölgeye çeken "Hüsn ü Aşk"ı yazdı. Bu kadar kısa bir zaman içinde bu ölçüde ve hacimde bir eser ortaya çıkarmak, başka bir şaire nasip olmuş değildir.

ÜÇÜNCÜ SELİM, ŞAİRİ SEVİYOR:

Üçüncü Selim, Şeyh Galip'in şiirlerini tanıyor, seviyor ve şaire saygı duyuyordu. Saraya davet etti, kendisiyle görüştü ve iltifatlarda bulundu. Yine padişahın arzusu ve işareti ile Galata Mevlevihanesi Şeyhliği'ne getirildi. Üçüncü Selim, sık sık Galata Mevlevîhanesi'ne gitmiş ve ayinlerde bulunarak Şeyh Galip'e verdiği ehemmiyeti göstermiştir. Şeyh Galip'in sarayı ziyaretinde de padişahın, "Şeyhim, şeref verdiniz" diye itibar sözü ile karşılandığı bilinir.

Galata Mevlevîhanesi'ne başladığı tarihten itibaren "Galip Dede" diye anılmıştır. Şöhretinin zirvesine ulaştığı 1799 yılında 3 Ocak 42 yaşında iken öldü.

Şiirlerinden Örnek:

ŞARKI:

Fariğ olmam eylesen yüz bin cefa sevdim seni

Böyle yazmış alnıma kilk-i kaza sevdim seni

Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek

Şahid olsun aşkıma arz u sema sevdim seni

Bend-i peyvend-i dilim ebru-yı gaddarındadır

Rişte-i cem'iyyetim zülf-i siyeh-karındadır

Hastayım ümmid-i sıhhat çeşm-i bimarındadır

Bir devasız derde oldum mübtela sevdim seni

Ey hilal-ebru dilin meyli sanadır doğrusu

Suy-i mihraba nigahım kec-edadır doğrusu

Ra kaşından inhiraf etsem riyadır doğrusu

Ya savab olmuş veya olmuş hata sevdim seni

Bi-gubarım hasret-i hattınla hak olsam yine

Sıhhatim ruh-i lebindendir helak olsam yine

Tîğ-i gamzenden kesilmem çak çak olsam yine

Hasılı beyhude cevr etme bana sevdim seni

Galib-i divaneyim Ferhad u Mecnan'a sala

Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana

Şem'ine pervaneyim perva ne lazımdır bana

Anlasın bigane bilsin aşina sevdim seni

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *