SUFİLİĞİN ANLAMI...
SUF'İ; Allah için kalbini saflaştıran kişi.
Sufi, günahlardan arınan, kalbi tefekkür ile dolan, beşeriyetten Allah'a yönelen, kişidir.
Sufi, kalbini Allah'ın
saflaştırdığı, böylece kalbi nurla dolan
zikrullah lezzetini tadan kimsedir.
Sufi, kelimesinin hangi kökten türediği
hususunda çeşitli görüşler vardır. Bu kelimenin Hicretin ilk asrında kullanılmadığını da biliyoruz.
İbn el-Cevzi'nin ifadesine bakılırsa, bu
kelimeden türetilen "Tasavvuf" tabiri, hicri ikinci asırdan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.
Klasik kaynakların bir çoğuna göre sufi
ismiyle anılan ilk zat Ebu Haşim el-Küfi'dir.
İlk tekkenin de bu zat tarafından kurulduğu rivayet
edilmektedir (Avariful-Maarif).
Tasavvuf ve mutasavvıf kelimeleri de
aslı "S-V-F" olan bu kelimenin "tefe'ül" kalıbına
nakli ile elde edilmiştir. Sufi kelimesinin kökü ve türetilişi hakkında ileri sürülen görüşleri şu şekilde
sıralamak mümkündür:
Ashab-ı Suffa:
Sufi, Ashab-ı Suffa'ya
mensub, onlara benzeyen kimse demektir. Ashab-ı suffa ise, Mescid-i Nebevi'nin sofasında oturan ve sürekli ibadet ve riyazetle uğraşan sahabilere verilen isimdir. Hz. Peygamber (s.a.v)
burada dersler veriyordu. Bu sahabiler hayatlarını
İslamı öğrenmeye ve Hz. Peygamber'in (s.a.v) hiç bir irşadını kaçırmamaya vakfetmiş kişilerdi. Daha sonra zuhur eden süfilerin yaşayışları ile Ashab-ı suffa'nın
hayatları pek çok bakımdan birbirlerine benzerlik gösteriyordu.
İşte bu benzerliğe dayanılarak onlara sufi ismi
verilmiştir. Ancak; Arap dilinin kuralları açısından
bu görüşü desteklemek mümkün değildir. Zira, bu
benzerliği ifade etmek için nisbet ifade eden "suffi"
kelimesinin kullanılması gerekirdi (Avarifu'l-Maarif). Dolayısıyla tasavvuftaki Sufi
kavramının Ashab-ı Suffa ile hiç bir ilişkisi yoktur.
Bunu iddia etmek bir zorlamadan öteye gitmez.
Saff-ı Evvel:
Sufiler, Cenab-ı Hakk'ın huzurunda ön safta bulunmaya özel bir önem verdikleri
için, kendilerine bu ismin verildiği söylenmiştir. Çünkü
onlar, kalpleri ile Cenab-ı Hakk'a yönelmeye, iç dünyaları ile O'nun huzurunda bulunmaya büyük bir ehemmiyet vermektedirler
(Avarif, aynı yer).
Benu's-Sufe:
Cahiliyye devrinde, Kabe'ye hizmet
eden, Benü's-Sufe kabilesine nisbetle sufi isminin türetildiği kanaatında olanlar vardır. Adı geçen kabilenin reisi Gavs ibn Mürr Süfa lakabını taşırdı. Öyle anlaşılıyor ki, bu lakap, o kabileye ad olmuştur. Ancak bu kabilenin İslam'dan sonra mevcut olmadığı bilinmektedir.
Suf: Sufi kelimesinin Arapça yün anlamına
gelen "suf" kelimesinden türediği görüşü daha
çok taraftar bulmuştur. Her ne kadar, Kuşeyri sufi kelimesinin
nereden türediğini gösteren ne bir iştikak kaidesi, ne de bir gramer kuralı yoktur diyor ise de, öyle görünüyor ki sufi ismi,
mutasavvıfların zühdün ve dünyayı terk etmenin bir
işareti olarak giydikleri yün elbiseden suf gelmektedir. İbn Haldun da aynı kanaattadır.
"Sufi kelimesinin suf'tan
gelmesi en doğru izah tarzıdır. Çünkü sufiler çoğu
zaman yün elbise giymişler ve böylece de fantezi elbise giymeye muhalefet etmişlerdir"
(Kuşeyrî, Risale).
