İstanbul
Parçalı bulutlu
-1°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

Şarab, derttir...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

Ebu Davud Sünen'inde Ebü'd-Derda hadisi olarak, şöyle rivayet eder; Ebu'd-Derda, Resulüllah'ın şöyle buyurduğunu söyler; ''Şüphesiz Allah, derdi de dermanını da indirmiş, her derdin dermanını yaratmıştır. O halde tedavi olunuz fakat haram şeylerle tedavi olmayınız."

Buhari Sahih'inde İbn-i Mes'ud'dan şöyle nakleder; ''Allah, şifanızı size haram kılınan şeylerde yaratmamıştır.''

Ebû Hureyre'nin şöyle dediği rivayet edilir; ''Resulüllah, pis sayılan ilaçlarla tedaviyi yasaklamıştır.''

Tarik, Peygamber efendimize şarapla ilgili soru sordu, Peygamber efendimiz onu şaraptan nehiy etti. Yahut da onun şarap yapmasını hoş karşılamadı.

Tarık; ''Ben şarabı ancak ilaç olarak yapıyorum'' dedi.

Peygamber efendimiz, bu cevaba karşılık; ''Şarap deva değildir, aksine derttir'', buyurdu.

Sünen'de hadisin şu şekliyle rivayeti vardır: ''Peygamber Efendimize, ilaca karıştırılan şaraba ilişkin soru soruldu. Peygamber Efendimiz, cevap olarak; "Şarap derttir, deva değildir buyurdu''.

Müslim'in Sahîh'inde Tarik İbn. Süveyde'l-Hadrami'den şöyle dediği rivayet edilir:

Dedim ki; ''Ey Allah'ın elçisi, bizim toprağımızda üzümler var, biz onları sıkıyoruz, ondan içelim mi?''

Peygamber efendimiz; "Hayır" buyurdular.

Tekrar Peygambere danıştım ve dedim ki; ''Biz hastayı tedavide kullanıyoruz'', dedim.

Efendimiz bana dedi ki; "Bu kullandığınız şifa değil, aksine derttir".

Nesai'nin Sünen'inde rivayet edildiğine göre;

''Bir doktor Peygamber'in yanında kurbağayla tedaviden söz etti, bunun üzerine Hz. Peygamber, doktoru kurbağa öldürmekten menetti''

Peygamber, şarabın bir deva değil, dert olduğunu en açık şekilde bildirmiştir.

Şarap içenlerin durumu, şarabın gerçekten birçok hastalıklara sebep olduğunu her zaman gözler önüne sermektedir. (Müslim)

Fıkıhçılar arasında pis ve haram maddeyle tedavinin bazı şartlarda caiz olabileceği hususunda geniş tartışmalar olmuştur.

Peygamber efendimizin şöyle buyurduğu zikredilir: ''Kim şarapla tedavi olursa, Allah ona şifa vermez.'' (Ebu Davut, Tirmizi).

Haram şeylerle tedavi hem akıl, hem de din yönünden çirkin görülmüştür.

Akli yönden çirkinliğine gelince; Allah, yasakladığı şeyleri pisliklerinden ötürü yasaklamıştır. İsrail oğullarına ceza olsun diye temiz şeyleri; ''Kendilerine yasaklanan faizi almaları ve haksız yere insanların mallarını yemeleri yüzünden önceden helal kılınmış temiz şeyleri onlara haram kıldık'' ayetiyle haram kıldığı gibi, bu ümmete temiz şeyleri haram kılmamış, ancak haram kıldığı şeyleri pisliklerinden dolayı haram kılmıştır.

Şehvet ve lezzet, nefsin en çok sevdiği şeylerdir. Cenab-ı Hak, kötülüğe yol açan iş ve davranışları mümkün olan her şeyle engellemiştir. Aynı zamanda haram maddeyle tedavide, faydalı olduğu sanılan, hastalığı artırıcı bir özellik de vardır.

Sözün, Allah'ın bizim için kendisinde asla şifa yaratmadığı "kötülüklerin anası" hakkında olduğu kabul edilirse, bu madde şarap, doktorlara, fakihlerin çoğuna ve kelam bilginlerine göre, aklın merkezi sayılan dimağa şiddetle zararlıdır.

Hipokrat, azgın hastalıklar hakkında konuşurken şöyle demiştir; ''Şarabın başa verdiği zarar şiddetlidir, zarar hızla başa doğru ilerler, bu sırada bedeni işgal eden salgılar da yükselir, şarabın zihne verdiği zarar bu yüzdendir.''

Kamir adlı eserin yazarı da şöyle der;

''Şarabın özelliği, zeka ve sinire zarar vermesidir.''

Tedavide kullanılan haram maddelerden, şarabın dışındakilere gelince, bunlar iki türlüdür:

Birincisi, nefsin üstün geldiği maddedir ki, bünye hastalığı atmak için onun desteğini beklemez. Zehirler, engerek etleri ve diğer tiksinti duyulan şeyler bu türdendir. Bu maddeler bünyede bitkinlik yaratarak bünyeyi ağırlaştırırlar, bu takdirde derman değil de dert olurlar.

İkinci tür maddeler de nefsin yenemediği maddelerdir. Taşıyıcıların örnek olarak kullandıkları şarap gibi, bunun zararı faydasından daha çoktur. Böyle olunca akıl, bu şarabın haram kılınmasını gerektirir. Tiksinti ve zarar birleşince akıl da fıtrat da haram maddeyle tedavinin yasaklanması konusunda din ile uyum halindedir.

(İbn. Kayyim El-Cevziyye'nin Tıbbu'n Nebevi).

Günümüzde alkol, domuz yağı, domuz deri veya kemiği veya helal kesim olup olmadığı tartışmalı birçok ilaç veya aşılarda kullanılmaktadır.

Bu nedenle hastaların dikkatli olmaları gerekir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *