İstanbul
Parçalı az bulutlu
-0°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

Bir Sırr-ı İfşa Etmek Gayri Ahlakidir...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Vaktiyle bir zat, hasbihal ettiği arkadaşlarına, söz arasında karısını boşayacağını söylemişti. Etrafındakiler gayr-i iradi hemen, büyük bir merak içerisinde o zata bunun sebebini sordular.

İslami edebe sahip bu kimse, sualin muhtevasındaki vefasızlığın, kendisinde uyandırdığı derin bir hayretle;

"Kıymetli arkadaşlarım! Hanımımın kusurlarını sizlere nasıl söyleyebilirim?!" diyerek, cevap verdi.

Bu meraklı adamlar, o zat karısını boşadık'tan sonra ziyaretine giderek, bu defa bir cevap alabilecekleri ümidiyle;

"Herhalde eski hanımının kusurlarını şimdi söyleyebilirsin, zira aranızda herhangi bir bağ kalmadı.Bizim merakımızı çok celbetmişti. Söylesene, o eski hanımını niçin boşamıştın?" diye sorularını tekrarladılar.

Gönül dünyasını güzel ahlakın en zarif tecellileriyle tezyin etmiş olan o güzel insan, bu sefer de onlara şu kısa ve düşündürücü cevabı verdi:

"Yabancı bir kadının kusurlarını nasıl söyleyebilirim!.."

Günümüz dünyasında fert, aile ve toplumların huzur ve saadetinin muhafazası için dikkat edilmesi gereken ne kadar ince ve hassas bir ölçü...

Cenab-ı Hak, daha evvel birbirlerine yabancı olan iki insanın, evlenerek hayatlarını birleştirmesiyle aralarında meydana gelen yakınlık ve samimiyeti, Kur'an-ı Kerim'de; "birbirinin mahremiyetine girmek" ifadesiyle tarif etmektedir. (Nisa, 21) Kainatın yegane Halıkı, böylesine bir samimiyet ve yakınlığı, sadece karı-koca için uygun görmüştür. Birbirine nikah bağıyla bağlanarak ilahi takdirle bir aile olan eşlerin, bu mahremiyete her zaman derin bir saygı göstermeleri ve birbirlerine en samimî duygularla bağlanmaları gerekir. Bunun tabiî bir neticesi olarak da, aralarındaki mahremiyeti dâimâ korumaları, yani hiçbir zaman başkalarına ifşâ etmemeleri îcâb eder.

Ebû Said el-Hudri, bu prensibe uymayanların kıyamet günündeki perişan hallerini, Peygamber Efendimiz'in kıymetli beyanlarıyla, bizlere şöyle haber vermektedir:

"Kıyamet gününde Allah Te'ala'ya göre en fena insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını ifşa eden kimsedir." (Müslim)

Fakat günümüzde maalesef, televizyonlarda yayınlanan çeşit çeşit magazin haberleri ve sinemalarda hiçbir İslami ve insani endişe taşımadan gösterilen ahlak dışı filmler, hadis-i şerifin anlatılmasını bile yasakladığı nice mahrem halleri, utanmadan sıkılmadan gözler önüne sermektedir.

Bu da insanımızın iffet, haya ve namus duygularına âdeta zehir serpmektedir.

Nitekim insanlara güzel ahlakın en mükemmelini öğretmek için gönderilen ve ashabının ifadesiyle, bakire bir genç kızdan çok daha yüksek bir haya sahibi olan o aziz Peygamber'in şiddetle yasakladığı, "eşler arasındaki sırrı ifşa" ahlaksızlığı, aile saadetinin temeline dinamit koymaktan başka bir şey değildir.

Diğer bir rivayette de Rasulullah; birbiriyle hayatlarını birleştiren kimselerin, aralarında geçenleri başkalarına anlatmalarını pek çirkin bulduğunu ve bu hareketin "Allah Te'ala'ya göre emanete hıyanetin en büyüklerinden biri" olduğunu şöyle ifade etmektedir:

"Kıyamet gününde Allah katında sorumluluğu en büyük olan emanet, kişinin başbaşa kaldıktan sonra ifşa ettiği karısının sırrıdır." (Ebu Davud)

Emanete hıyanet ise, dinimizin şiddetle yasakladığı pek çirkin bir huydur. Nitekim Rasulullah, şiddetli bir ikaz sadedinde şöyle buyurmuştur:

"Emaneti olmayanın imanı yoktur, ahdine riayet etmeyenin de dini yoktur."(Ahmed)

Ayet-i kerimede de Cenab-ı Hak, ebedi kurtuluşa eren mü'minlerin farik vasıfları arasında bu noktaya işaret ederek:

"Yine onlar o mü'minler ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler." (Mü'minûn, 8) buyurmuştur.

Ebu Hüreyre, Rasulullah (s.a.v) Efendimiz'in şöyle dua ettiğini haber vermiştir:

"Allah'ım! Emanete ihanetten Sana sığınırım; o ne kötü bir sırdaş huy ve tabiat'tır." (Ebu Davud)

Ayrıca sır saklamak, büyük bir vefâ örneğidir. Hazret-i Mevlana'nın buyurduğu gibi:

"Cenab-ı Hak vefa göstermenin faziletini yüce zatına izafe ederek buyurdu ki; ''...Allah'tan daha çok ahdine vefa gösteren kim vardır...'' (Tevbe, 111)

Bütün bir ömrünü en yüksek vefâ ölçüleriyle yaşamış olan Rasulullah, ailede huzur ve saadetin devamı için:

"Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir." (Müslim) buyurmak, suretiyle, eşleri birbirlerine karşı vefakar olmaya davet etmektedir.

Unutmamak gerekir ki, erkek veya kadın kusursuz bir insan yoktur. Zevc veya zevcenin de elbette bazı kusurları bulunacaktır. Mühim olan, eşlerin birbirlerinde gördükleri kusurları büyütmemeleri, meseleyi nefret noktasına vardırmamaları ve hiçbir zaman aile sırlarını ifşa etmemeleridir.

Velhasıl, hakiki bir mü'min, sır saklamayı bilir ve kendisine emanet edilen bir sırrı, gönlündeki engin vefa hissi sebebiyle hiçbir zaman ifşa etmez.

Bu husus, evlilik hayatı ve aile mahremiyeti mevzubahis olduğunda çok daha büyük bir ehemmiyet arz eder.

Zira sır saklamak, kişinin mertliğinin, dini salabetinin, imani ve ahlaki asaletinin bir göstergesidir.

Sırrı ifşa etmek ise, insanların müptela olduğu şahsiyet zaaflarının en çirkinidir. Zira bazı şeyler vardır ki mürüvveti zedeler, şeref ve şâna halel getirir.

"Kıyamet gününde Allah Te'ala'ya göre en fena insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını ifşa eden kimsedir." (Müslim)

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *