Atatürkün Peygamber sevgisi...
Atatürk; Peygamber Efendimizi çok iyi tanımış,
onun üstün özelliklerini çeşitli
vesilelerle anlatmıştır.
''O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar o, ölümsüzdür''.
(Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri).
Atatürk dine önem vermiş, milletin manevi değerlerine saygılı olmuştur.
1923'te Balıkesir Zağanos Paşa Camii'nde Türkçe olarak, bir hutbe okumuştur.
Hutbenin başlangıç kısmı şöyledir:
''Ey millet Allah birdir, şanı büyüktür.
Allah'ın selameti, sevgisi üzerine olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Allah tarafından
insanlara dini gerçekleri duyurmaya me'mur ve elçi olarak seçilmiştir. Koyduğu esas
kanunlar, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kur'an'daki ayetlerdir. Çünkü, hakikate
uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında çelişki olması gerekirdi.
Çünkü bütün yaratılış kanunlarını yapan Cenabı Hakk'tır.''(Atatürk ve Din)
Atatürkün yaşadığı devrin din kültürüne oldukça üst seviyede sahip Müslüman, mütedeyyin bir ana babadan dünyaya gelmiş biridir. İlk dini bilgilerini de onlardan bilhassa annesinden almış ve onun tarafından yetiştirilmiştir.
Annesi Zübeyde Hanım, onu, geleneklere uygun olarak ilahilerle, yani; Amin Alayı ile mahalle mektebine başlatmıştır. Öğrenimini gördüğü Selanik Mülkiye İdadisi, devrinin şartları içinde ciddi dini bilgiler veren öğretim kuruluşlarından biriydi.
Hatta daha sonra girdiği Selanik Askeri Rüştiyesi de, Manastır Askeri İdadisi de, proğramlarında aynı ciddiyet ve seviyede din kültürü veren müesseselerdi.
Atatürk, İslam'a içtenlikle bağlıdır ve dinin özgün haliyle korunup yaşanılmasını istemektedir. İslam'ın akıl, ilim, fen ve mantık dini olduğunu, insanlara ve milletlere kimlik ve kişilikleriyle yaşama anlayışı telkin ettiğini belirtmektedir.
Bu sebeple; Türk Milleti'nin dinini öğrenmesi ve daha dindar olması gerektiğini söylemektedir.
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, Kur'an-ı Kerim'in Türkçe meali
''tefsiri'' üzerinde büyük bir yarış ve faaliyet görülmektedir. Atatürk, 1930 yılında,
Müslümanlar dinlerini doğru öğrensinler diye, Kur'an'ı Türkçeye, tercüme ettirmiş ve ayrıca,
Hz. Peygamber'in hayatıyla ilgili bir kitabı çevirtmiştir.
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri).
Mehmet Vehbi Efendi'nin;
''Hülasat'ül-Beyan fi Tefsiri'l-Kur'an'' isimli
eseri ile Muhammed Hamdi Yazır'ın ''Hak Dini Kur'an Dili; Türkçe Tefsir'' isimli eseri de dahil olmak üzere, Cumhuriyetin ilk onbeş yılında, Kur'an-ı
Kerim'in tercüme ve tefsirine dair yazılıp neşredilen eser sayısı dokuza varmaktadır
(Türk Maarif Tarihi).
Bunlardan Elmalılı Hoca'nın tefsirini, Büyük Millet Meclisi'nin kararı ile ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesine konulan tahsisatla yazdırıldığını, başlangıçta mealin Mehmet Akif Bey merhum tarafından yapılmasının kararlaştırıldığını, fakat
Mehmet Akif Bey'in bilahare bu görevi bırakıp, aldığı avansı da iade etmesi üzerine, hem mealin, hem de tefsirin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Hoca tarafından yapıldığı bilinmektedir.
(Atatürk ve Din Eğitimi).
Atatürkün Kur'an-ı Kerim'i ilgisi;
O, Kur'an-ı Kerim'in nazm-ı celilini de daima zevkle ve huşu ile dinlemiştir.
Bu konuda Hafız Yaşar Okur şöyle diyor:
''Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Ramazan gelir gelmez incesaz
heyeti Çankaya Köşkü'ne giremezdi. Kandil geceleri de saz çaldırmazlardı. Sadece
beni huzurlarına çağırır, Kur'an-ı Kerim'den bazı sureler okuturlardı.
Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu ile dinlerlerdi. "
''Ramazanlarda bir ay müddetle Hacı Bayram-ı Veli ve Zincirlikuyu camilerinde
şehitlerimizin ruhuna hatm-i şerif okumamı emrederlerdi...''
