Hicri Yılımız...
Hicri 1434 yılına giriyoruz.
Hicri tarih; Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Mekke'den Medine'ye hicretiyle başlar.
Ancak takvim başlangıcı olarak bu tarih, Hz. Ömer devrinde kabul edilmiştir. Ondan önce arapların belli bir tarihi yoktu. Bazı önemli hadiseleri Hz. İbrahim'in ateşe atılışı, Fil vakası vb. tarihe başlangıç olarak gösterilirdi.
Hicretten on altı yıl sonra, dönemin halifesi Hz. Ömer'in emriyle Medine'de bir meclis toplanarak, tarih meselesine bir çözüm bulunması istendi.
Hz. Ali'nin teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Hz. Muhammed (s.a.v)'in hicreti, İslam tarihine başlangıcı ve Muharremin de bu yılın ilk ayı olması kararlaştırıldı.
Böyle bir uygulamanın konulmasına sebep olarak şu iki husus gösterilmektedir;
Hz. Ömer devrinde ibraz edilen bir borç senedinde ödeme için vade tarihi olarak gösterilen Şaban ayının, geçen yılın mı yoksa gelecek yılın mı olduğu kestirilememişti. Ayrıca aynı dönemde Basra valisi olan Ebu Musa el-Eş'ari'den gelen bir yazıda; Hilafet makamından gönderilen kağıtların hangisi önce hangisi sonra olduğu ve hangisinin hükmüyle hareket edilmesi gerektiğinin bilinmediği cihetle, bu sorunun acilen halledilmesi isteniyordu.
Bu nedenlerle Hicret; İslam tarihine başlangıç teşkil etmişti.
Hicri-Kameri yıl, on iki aydır:
İlk ayı olan Muharrem ile birlikte Receb, Zilkade ve Zilhicceye Araplar "eşhur'i hurum" adı verir ve bu aylarda savaştan ve her türlü şiddetten uzak dururlardı.
Hz. Muhammed (s.a.v), bu ayın dokuz, on ve on birinci günleri oruç tutmayı ashabına tavsiye etmişti. Peygamber Efendimiz buyurur ki;
"Ramazan orucundan sonra, tutulan oruçların en faziletlisi Allah'a izafet ile şereflendirilen Muharrem ayındaki oruçtur" (Riyazü's-Salihin). Diğer hadislerde, Muharrem ayının onuncu gününe rastlayan ve pek çok önemli olayın cereyan ettiği "Aşura günü'nde tutulan orucun, bir yıl önce işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağı müjdelenmiştir" (Riyazü's-Salihin).
Emevilerin ikinci hükümdarı Yezid zamanında ve hicri 61- M.680 yılı Muharrem ayının onuncu cuma gününde vuku bulan Hz. Hüseyin Efendimizin şehadeti meselesinden dolayı Şiilerce o gün matem günü sayılmış ve bu matem daha sonraları geniş çapta ve resmi bir hüviyete bürünmüştür.
Aşura günü denilen Muharrem ayının onuncu gününde, tarihte pek çok önemli olayın meydana geldiği rivayet edilmektedir. Bunlar arasında şu olayları saymak mümkündür:
Nuh'un gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturması, bu güne rastlar.
Bunun yanında, Hz. Adem'in tevbesi,
Hz. İbrahim'in ateşten kurtulması,
Hz.Yakub'un oğlu Hz. Yusuf'a kavuşması bu güne rastlar.
Ayrıca, Muharrem ayının onaltıncı günü Kudüs'ün kıble tayin edildiği ve
on yedinci günde; Fil ashabının geldiği gün olduğu nakledilenler arasındadır.
Muharrem ayının Osmanlılar devrinde de ayrı bir yeri vardı:
Bu ay dolayısıyla şairlerin yazdığı ve "Muharremiye" adı verilen manzum şiirlerin sayısı oldukça kabarıktır. Ayrıca yeni sene başı olması hasebiyle bu ayda, devlet erkanı, Hünkarın huzuruna çıkarak, yeni yılı tebrik eder ve Hünkarın "Muharremiye" denilen hediyelerini alırlardı.
Muharrem ayı Osmanlı arşivlerinde;
"Muharremü'l-Haram" olarak geçmektedir.
Ş.İslam Ansiklopedisi..
***
Muharrem ayında şu duayı okumayı ihmal etmeyelim: ''Elhamdülillahi Rabbil-alemin. Vassalatü vesselam ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Allahümme entel-ebediyyü'l-kadim, el-hayyül-kerim, el-hannan, el-mennan. Hazihi sene'tün cedide'tün. Es'elüke fihe'l-ısmete mineşşeytanirracim, vel avne ala hazihinnefsil-emmareti bissu'i vel-iştiğale bima yukarribuni ileyke, ya zel-celali vel-ikram, birahmetike ya erhamerrahimin. Ve sallallahu ve selleme ala seyyidina ve nebiyyina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve ehl-i beytihi ecmain.''
