KERBELA'YI ANMAK...
YIL, 680...Bir facia yaşandı. Efendimizim sevgili torunu, Hz. Ali ve Fatıma'nın ciğerparesi,
Hz. Hüseyin feci bir şekilde şehid edildi.
Her ölüm acıdır. Ama çoluk çocuk dahil 70 kişilik bir topluluğa bir orduyla saldırmak, çöl sıcağında susuzluk ve çaresizlik içinde kıvranırken onları öldürmek bir fecâattir. Bu alçaklığı izah için kelimeler yetersiz kalır.
Türk edebiyatında, ''Maktel-i Hüseyn ve Muharremiye'ler yazılmıştır.'' Bu eserlerde Kerbela'nın üzüntüsü yanında, Ehl-i Beyt sevgisi dile getirilmiştir.
''Kerbela'yı anmak, ehl-i beytin acılarını yadetmek gibi faaliyetler bir itibar ve mağfiret vesilesidir.
Öyle der Fuzuli;
''Tekrar-ı vakıa-i deşt-i Kerbela
Makbul-i has am u sığar u kibardır
Takrir edenlere sebeb-i ızz ü ihtişam
Tahrir edenlere şeref-i ruzigardır."
Aşık Yunus şöyle der:
''Şehidlerin ser-çeşmesi
Hasan ile Hüseyin'dir
Aşıkların gözü yaşı
Hasan ile Hüseyin'dir
Hazret-i Ali babaları
Muahmmed'dir dedeleri
Arşın iki küpeleri
Hasan ile Hüseyin'dir.
Kerbela'nın yazıları
Şehid oldu gazileri
Fatma ananın kuzuları
Hasan ile Hüseyin'dir.''
Allah Resulü Hasan ve Hüseyin'e bakarak derdi ki; ''Allah'ım ben onları seviyorum, onları sen de sev.''
Yine Resulüllah'a sordular:
''Ehl-i beytinden en çok sevdiğin hangisidir?'' Cevap; ''Hasan ve Hüseyin.''
Efendimiz'in Kerbela şehidi için özel bir ifadesi:
''Hüseyin bendendir, ben Hüseyin'denim Hüseyin'i seven Allah'ı sevmiş olur.'' (Tirmizi, Menakıb)
Kazım Paşa şu mısralarında oyun sahnesini tasvir ediyor:
''Düştü Hüseyn atından sahra'yı Kerbela'ya
Cibril var haber ver sultan'ı enbiyaya.''
Murad Hüdavendigar, hepimizin duygularına tercüman oluyor:
''ab'ı ruy-ı Habib-i Ekrem için
Kerbela'da revan olan dem için
Bakma ya Rab bizim günahımıza
Nazar et, can u dilden ahımıza.''
Evet, yıl 680. aylardan muharrem ayı...
Güneş, o gün bağrını yaka yaka karardı.
Hz. Hüseyin'in aşkı aylar ve yıllar geçtikçe sineleri daha çok yaktı. Ve onun kan damlalarıyla sulanan topraklarda insanlar mekan tutmaya başladılar.
susuz çöller hayat buldu, Hüseyin aşkıyla yeşillendi. Çöl ile birlikte gönüllerdeki sevgi de çoğaldı. Kerbela önce bir kasaba, sonra Hüseyin sevgisiyle ruh ve kültür oldu.
''Hadikatü's-Suada'' ''Kutlu sona erenlerin bahçesi'' adıyla kitabı Fuzuli yazdı, ağıtını Kazım Paşa ve daha niceleri.. Bir Hüseyin sevdalısı şafaktaki kırmızılığı bile şöyle gördü:
''Sanma ol sürh-i seher mihr-i felektir görünen
Her şafak hun-i Hüseyn ile güneş kan ağlar.''
''Tan yerindeki kırmızılığı bir tabiat hadisesi zannetme; Hz. Hüseyin'in uğradığı kanlı akıbet dolayısıyle her sabah adeta güneş kan ağlar.''
Fuzuli özetle şöyle der:
Hz.Hüseyin doğduğu zaman Cenab-ı Hak tarafından Cebrail Hz.Muhammed'e gönderilir.Doğan çocuktan ötürü tebrik eder ve sonra şehitlik için baş sağlığı diler. Peygamberimiz hayretle:
Ey Cebrail kardeşim. Kutlamanın sebebini anladım ama hangi şehit için başsağlığı diliyorsun?
Cebrail cevap verir:
''Bu mazlumu, Hüseyin'i, senden sonra Kerbelâ çöllerinde cefa kılıcı ile şehit edecekler.''
Hz. Muhammed bu haberi alınca ağlamaya başlar. Yanında Allah aslanı Ali vardır. Hemen ellerine kapanıp niçin ağladığını sorar.
Hz. Muhammed aldığı haberi anlatınca Hz. Ali de ağlar.
Durumu öğrenen Fatma anamız üzüntüyle sorar:
''Ey babam bu iş ne vakit olur?
Resul cevap verir:
''Benden, senden, Ali'den ve Hasan'dan sonra.''
Hz. Fatıma, üzülür, kendi kendine sorar:
Bu musibet vukua geldiğinde benim mazlumum için kim taziyette bulunsun?
Gaipten şöyle ses gelir:
''Ey kadınların en güzeli ve en azizi!
Ahir zaman ehlinden. Ehl-i beyt bağlıları senin oğluna, kıyamete kadar ağlayacaklar.
(Fuzuli, Hadikatü's-Süada)
Aslında Müslümanlıkta matem yoktur. Ama Ehl-i beyt aşıkları Hz. Peygamber torununa ve hanedan soyuna yapılan zulümlerden, çektikleri sıkıntılardan dolayı hep elem duymuşlardır,
kıyamete kadar da bu acı müslümanların yüreğinden silinmeyecektir.
