Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil...
Meymun bin Mihran'ın (r.a.) bildirdiği hadis-i şerîfte; Resûlullah (s.a.v.) birisine buyurdu ki;
1.İhtiyarlamadan önce gençliğin.
2.Hastalıktan önce sıhhatinin.
3.Meşguliyet gelmeden önce boş vaktinin.
4.Fakirlikten önce zenginliğinin.
5. Ölmeden önce hayatının.
Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah buyurdu ki,
"Evladın, babası üzerinde üç hakkı vardır:
Ona; güzel bir isim koyması,
Kur'an-ı kerim öğretmesi,
evlenme vakti gelince de evlendirmesidir."
Resulullah (s.a.v.) buyurdu:
"Gıybet nedir biliyor musunuz?" Ashab-ı kiram, "Allah'ü Te'ala ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Resulullah buyurdu ki, "Müslüman kardeşinizin arkasından, onun hoşlanmıyacağı bir şeyi konuştuğunuzda, onu gıybet etmiş, çekiştirmiş olursunuz." Ashab-ı kiram, "Eğer, söylediğimiz şeyler o kardeşimizde varsa yine böyle midir?" dediler.
Resûlullah (s.a.v.); "Eğer söylemiş olduklarınız onda varsa; gıybet olur, yoksa; iftira olur" buyurdu.
Bir defasında Peygamberimize kısa boylu bir kadıncağız gelmişti.
O çıkıp gittikten sonra Hz. Aişe validemiz şöyle dedi: "Ne kısa boyu var." Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki; "Gıybet ettin, ey Aişe!" Hz. Aişe, "Ben onda olanı söyledim" deyince, Resulullah buyurdu ki, "Kendisinin en çok üzüleceği bir şeyi söyledin."
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular; "Mi'rac gecesi göklere çıkarıldığım zaman, bir grup insan gördüm. Böğürlerinden etleri koparılarak lokma lokma ağızlarına veriliyor ve kendilerine; "Kardeşlerinizin etlerinden yemekte olduklarınızı yiyin" deniyordu. Ben bu hâli görünce, "Ey Cebrâil, bunlar kimdir?" diye sordum. "Bunlar ümmetinin gıybet edenleridir" cevabını verdi.
Abdullah bin Amr bin As anlatır:
"Babam sık sık şöyle derdi:
"Ölmek üzere olan, fakat aklı başında bulunan kişi, yanındakilere ölümü niçin anlatmaz, şaşarım!" Nihayet babama da ölüm vakti geldi.
Aklı başında olup konuşabiliyordu. Dedim ki, "Babacığım sen, "Ölmek üzere olan, fakat aklı başında bulunan, yanındakilere ölümü niçin anlatmaz?" derdin. O, cevabında buyurdu ki, "Oğlum! Ölüm, anlatılamıyacak kadar dehşet bir şey. Fakat sana biraz anlatayım.
Yeminle söylüyorum. Şu anda, iki omuzumda sanki birer dağ var. Ruhum sanki bir iğne deliğinden çıkıyor ve içimde bir dikenli çalı var. Sanki gökler çökmüş ve ben yerle arasında kalmışım." Sonra ilave ederek buyurdu ki, "Yavrum! Benim hayatım üç devreye ayrılır: Önceleri ben, Resulullahı (s.a.v.) katletmek isteyenlerin önde gelenlerinden idi. Eğer bu halde ölseydim, halim nice olurdu?
Sonra Allah'ü Te'ala'nın hidayetiyle müslüman olup, Muhammed aleyhisselamı her şeyden çok sevdiğim ve iltifatlarına mazhar olmakla şereflendiğim devremdir.
Eğer bu zaman vefat etseydim, Resulullahın duasına kavuşur, sa'adete ererdim.
Üçüncüsü de, Resulullahın vefatından sonraki hayatımdır ki, çeşitli dünya işlerine daldık. Allah'ü Te'ala'nın huzurunda hâlimin nasıl olacağını bilemiyorum" diyerek, çok geçmeden vefat etti.
Kıyamet günü Arş'ın gölgesi altında gölgelenecek olanları, Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.) şöyle bildirmektedir:
"Allah'ü Te'ala, kıyamet günü hiçbir gölgenin bulunmadığı bir zamanda, şu yedi sınıf insanı, Arş'ın gölgesinde gölgelendirir:
Birincisi; adil devlet reisi,
İkincisi; Allah'ü Te'ala'ya ibadet ile ömrünü geçiren genç,
Üçüncüsü; camiden çıktıktan sonra, tekrar camiye girinceye kadar kalbini oraya bağlamış kişi, Dördüncüsü; birbirini Allah için sevenler, Allah için bir araya gelip, Allah için ayrılanlar,
Beşincisi; tenhada Allah'ü Te'ala'yı hatırlayıp, gözyaşı dökenler,
Altıncısı; sağ elinin verdiğini sol eli bilmiyecek şekilde gizli sadaka verenler,
yedincisi; yabancı ve güzel bir kadın kendisine yaklaşmayı teklif ettiği zaman, "Ben Allahtan korkarım" deyip, günah işlemekten sakınan kimselerdir."
Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki;
"Ümmetimden müflis kime denir biliyor musunuz?" Ashab-ı kiram, "Malı, parası olmayan olsa gerek" dediler.
Resulullah (s.a.v.) buyurdular:
"Ümmetimden müflis şu kimselerdir ki; kıyamet günü namazıyla, orucuyla ve diğer ibadetleriyle gelirler. Fakat, kimine sövmüş, kimine iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını akıtmış, canını yakmışlardır. Bunun için, dünyada iken hakkına tecavüz ettiği kişilere, bunların sevabları taksim edilir. Sevaplarından birşey kalmazsa ve daha alacaklılar varsa, alacaklıların günahları da bu kişilere yükletilir. Sonra da Cehenneme atılırlar."
Ebülleys-i Semerkandî hazretleri buyurdu ki:
''Kabir azabından kurtulmak isteyen, şu dört şeye sarılmalı ve dört şeyden de kaçınmalıdır.'' Sarılması gereken dört şey:
1.Namazları doğru kılmalı,
2. Zekâtı vermeli,
3. Kur'an-ı kerim okumalı,
4. Allah'ü Te'ala'yı unutmayıp, O'nu çok anmalıdır.
Kaçınması icab eden dört şey:
1. Yalan,
2. Hıyanet,
3. Koğuculuk
4. Üzerine idrar sıçratmaktır. Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki; "İdrardan sakınınız. Zira kabir azabının çoğu ondandır." Ebülleys-i Semerkandi, Tenbih-ül-gafilin kitabında ve diğer eserlerinde, insanlara dinimizin yüceliğini, ebedi sa'adete ulaşma yollarını, Cehennemin ebedi ve azaplarının çok şiddetli olduğunu anlatmaktadır.
