Türklüğün Anadolu'ya yerleşmesinin sırrı...
Yüce Peygamberimizin haber verdiği;
''İstanbul elbette fetholunacaktır.
O komutan ne güzel komutan, O asker ne güzel askerdir'' buyurararak, bu sırlar dolu hedefle beraber bu alicenap milletin Allahın Orduları olduğunu göstermiştir.
Hacı Bayramı Veli Hazretlerinden Sultan Murat Han'a, Onlardan da bu işin Fatihi Mehmet Han'ın mana yönüyle yetiştirilmesi ve bu sırrı onun kalbine nakşetme görevi Molla GURANİ ve sonra da Akşemseddin Hazretlerine nasip olmuştur.
Molla Gurani Hazretlerinin mana nakışları ile sırlanan geleceğin Fatihi Sultan Memehmet Han, Akşemseddin Hazretleri tarafından yetiştirilmek üzere Manisa'ya gönderilir.
Fatih Sultan Mehmed Han ile Akşemseddin Hazretleri arasında manevi sırlar dolu bir çalışma süreci başlamış ve müjdeler kendisine açıklanarak fethin ona nasip olacağı bildirilmiştir.
Mana ilimleri yanında Pozitif ilimleri de öğrenmiş olan Sultan Mehmet Han, Fetih için gereken dengeyi özünde hissederek, çalışmalarında asla gevşeklik göstermemiş, her konuda en ince detaya kadar çalışmalarını bizzat kendi kontrolünde sürdürerek,
o zamanda yeni bir çığır açacak olan topların hesapları dahil her şeyini bizzat kendisi döktürmüştür.
Seferin eşiğinde Fatih Sultan Mehmet Han'ın stratejik bir tedbir olarak, kısa süre içersinde inşaa ettirdiği Rumeli Hisarı, Peygamberimiz (S.A.V)'in isminin yazılışında kullanılan harflerden oluşan Mehmed isminin ortaya konuluşunda atalarımızın gösterdikleri incelikler, bu surların inşaasınada yansıtılmıştır.
Muhammed kelimesi ebced hesabında 92 sayısına işaret olduğundan Rumeli Hisarı'nda 92 burç ve dirsek vardır ki; Boğaza yukarılardan bakıldığında, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın imzasını net olarak görür ve okuruz.
Boğaz'a bu mühür vurulduktan sonra Hacı Bayram Hazretleri tarafından Akşemseddin Hazretlerine Hicri 857, Miladi 1453 olarak duyurulmuş olan tarihin keşfi ise, Peygamberimiz'in İstanbul'u; ''Belde-i Tayyibe'' olarak, nitelendirmiş olmasından yola çıkarak,
Sebe Suresi'nin 15. ayetinde geçen;
''Beldetün tayyibetün'' ''Belde-i Tayyibe'' kelimesinin ebced hesabındaki karşılığına bakılmış ve 857 bulunmuştur.
1453 yılına tekabül ettiğinden fetih zamanın gelmiş olduğunu anlamışlardır.
Sadece silahlarla değil, mana sırları ile devrin en modern donatılmış ordusu olarak Edirne'den yola çıkılmış ve Fatih mertebesine erişmenin eşiğinde bulunan Sultan Mehmet Han, çevresinde Molla Gurani, Akşemseddin, Emir Buhari, Molla Fenari, Ansar Dede, Zuhurat Baba, Akbıyık, Ulubatlı Hasan ve Hıdır Kadı'ların ve daha nice sayısız alim ve fazıllar ile, müjdelenen hedefe yürümüşlerdir.
Türk Ordusunun, strateji sanatında gözler kamaştıran ve hepimizin biliyor olduğumuz donanmamızın Haliç'e karadan indirilmesi, akılın manadan aldığı gücü kerametvari bir dengeyle ordunun iki yakadaki gücünün birleştirilmesi için Haliç'e kurulmuş bir köprünün inşaası ve mananın maddeye yansıtılmasından başka bir şey değildir.
İstanbul kuşatmasından yıllarca önce İstanbul'da küçük de olsa bir İslam azınlığı ve içlerinde Cibali Baba isminde bir veli yaşamaktaydı.
Bu zatın görevi;
Türk İslam sevgisini Bizans'a aşılamaktı.
Cibali Baba bunda o denli başarıya ulaşmıştı ki, çevresinde İslam hayranı Rumlar'dan oluşan bir cemaat toplanmıştı. Ordular hazırlıklarını tamamlamış Haliçten İstanbul'a gireceklerdir.
Cibali Baba'nın içini bir üzüntü kaplar, ister ki kimseler zarar görmesin Müslüman ettiği gavurcukları ölmesin.
Çünkü senelerce o insanlar ile birlikte yaşamış, onlarla yemiş, onlarla sohbet etmiştir.
Rumlar, Cibali Baba'yı çok seviyorlardı; Cibali Baba da geniş gönlünde onlara da bir yer ayırmıştı.
İşte Cibali Baba'nın Rumlar'ın gönüllerini fethetmesi, O'nun onların içinde bulunması Türk ordusunun taarruzlarını kırıyor, Sultan Mehmet'in kudretli toplarının korkunç güllelerini elleriyle yakalayıp tekrar gerisin geriye denize fırlattığı gerçeği halen İstanbul'da ki o semte adını vermiş olan ve Cibali Baba diye ziyaret edilen yüce velinin sırrıdır.
Kuşatmanın uzamasına çok üzülen Sultan Mehmet Han ve Ak Şemseddin Hazretleri gece boyu niyaz ederek, nihayet bu sır kendilerine açılınca Fatih Sultan Mehmet Han; '''Yarabbi ya sen beni al, Ya ben İstanbul'u'' diye dua etmiş ve 28 Mayıs günü Cibali Baba Hakkın Rahmetine kavuşmuş,
29 Mayıs günü ise, fetih müyesser olmuştur.
