KÜÇÜK YATIRIMCI NASIL SOYULUR
Borsada ilginç gelişmeler yaşanıyor.
İlk kurulduğu yıllarda her şey kolaydı.
Basitti.
Borsacılar, yatırımcılara.
Yatırımcılar borsaya saygılıydı.
Ta ki, 2000 yılında borsada kara bir sayfa açılana kadar.
O günden sonra borsa kendine gelemedi.
Saygı kayboldu.
Herkes kolay yoldan para kazanmanın.
Bir koyup üç almanın hesaplarını yapmaya başladı.
Borsanın güzel insanları efsane oldular.
Borsada tek değişmeyen, denetimler oldu.
Büyük oyuncular.
Perde arkasındaki patronlar sürekli korunup, kollandılar.
Küçük oyuncular.
Ufak karlar için takla atanlar sürekli denetime takıldılar.
Patron, yaptığı/yaptırdığı operasyonlar ile yüzlerce milyon dolar götürürken kimse ses çıkarmadı.
Borsanın renkli oyuncuları küçük karlar için tahtayı hareketlendirdiğinde mahkeme yollarını aşındırdılar.
Sistem gene aynı.
Ancak, büyük oyuncular, örgütlü çalışan gruplar kar oranını artırmak için sürekli yeni oyunlar geliştiriyorlar.
Önce bir gerçeğin altını çizmekte yarar var.
Bir oyuncu tahtada operasyon yapmak isterse, patronla anlaşmak zorundadır.
Patron desteği almadan operasyon yapılamayacağını herkes bilir.
Peki, geçen yıllar boyunca manipülasyon ya da insider trading " içerden bilgilenme" nedeniyle mahkemeye çıkan, hüküm giyen kaç patron vardır.
Yok dense yeridir.
Patronun soruşturma geçirmemesi, ceza almaması borsada.
Her şeyin düzgün gittiği, patronların operasyonlara karışmadığı anlamına gelmez.
Son yıllarda büyük oyuncular ve patronlar küçük yatırımcıları daha fazla soymak, kara para aklamak için borsa operasyonlarını çeşitlendirdiler.
Örneğin, sermaye ile oynadılar.
Bedelli, bedelsiz sermaye artırımlarını kontrol ettiler.
Sermaye eksilmeyi icat ettiler.
Bir dönem bankaların sıkça yaptıkları, " cep to cep" ile şirketleri evlendir diler.
Halka arzları yönettiler.
Batmış şirket hisselerini altına dönüşmüş gösterip sattılar.
Öyle operasyonlar yapıldı ki; adları borsa tarihine altın harflerle yazıldı.
Operasyonlarda çoğu defa aralarında kan bağı olan üç kişinin adı geçti.
Üçlünün operasyonlarını izleyenlerin başı döndü.
Yabancıları, bıyıklı yabancıları, yerlileri herkesi operasyona dahil ettiler.
Bazılarınca İsviçre yakın mahalle kabul edildi.
Para transferleri yapıldı.
Operasyona alınan şirketler çalışmadan.
Üretim yapmadan büyütüldükçe büyütüldü.
Oyuncular ve patron büyümeyi yeterli gördüklerinde şirketi kesip, böldüler yeniden büyüttüler.
Yetmedi, bir daha kesip böldüler, gene büyüttüler.
Borsada bir oyuncu var ki; Allah vergisi işlem yeteneğine sahip.
Daha genç olanı iyi pazarlamacı.
Hisseler olgunlaştığında tahtaya adam çekmekte,
Gerektiğinde para bulmakta daha iyisi yok.
Tutkusu; İtalyan giyim markası FERRE
En genç olan oyuncu ise; günah keçisi.
Ayak işleri ve benzer ufak işler için ideal.
Üç oyuncunun da ortak özelliği patron olmaları.
Son yıllarda güçlerini birleştirerek operasyon yapıyorlar.
Becerileri, yere düşen hisseyi zirveye çıkartmak.
Paraları var.
Yabancı bağlantıları iyi.
İşlem yapıp mal satmakta üzerlerine yok.
İdealleri borsada en büyük olmak.
Borsadan kazandıkları ile yatırım yapmak.
Şimdilik yatırımlarını borsada değerlendiriyorlar.
"Cep to cep" operasyonları şiir gibi yapıyorlar.
Bu sıralar gene Gözaltı pazarında boy gösteriyorlar.
Yaptıkları işlemler legal.
Şirketi, şirketle evlendiriyorlar.
Halka açık şirket içine kendi şirketlerini sokuyorlar.
Dedik ya " cep to cep"
Bankacıların yaptığı gibi.
Sermaye piyasalarını iyi bilen danışmanları var.
Danışırken para harcamaktan çekinmiyorlar.
Aracı kurum yöneticileri onların işlem hacmine ihtiyaçları var.
Geçmiş yıllarda denetime çok takılsalar da bu sıralar, denetim sıkıntıları olmuyor.
Ne de olsa tüm işlemleri legal.
Tek sıkıntıları onları kıskanan, borsaya GİREN Adanalı oyuncu.
Bu oyuncu da halka arz üstadı.
Eline şirket geçirmesin, klonlayarak çoğaltıp, tekrar tekrar halka arz ediyor.
İyi giyinmeyi, iyi yerlerde yemek yemeyi seviyor.
Büyük borsa operasyonlarında adı geçiyor.
Öyle ki dinlemeye, ne işi varsa bilinmez, savcı ile takılıyor.
Ve çantası her daim 10 cep telefonu taşıyan Adanalı oyuncunu bir dediğini iki etmeyen internetçi tetikçisi.
Aynı filmi defalarca seyreden borsacılar seyrettikleri filmin oyuncularını biliyor.
Filmi sahneye koyan yönetmenleri de.
RTÜK tehlikesi de yok.
Filmin konusu da aynı; Gözaltı Pazarından Ulusal Pazara uzanan yoldaki finansal macera.
Üç gencin köşe dönme öyküsünden parçalar.
Senaryo; Anadolu Yakasında Antep kebabı yerken yazılıp, Çamlıca sırtlarında boğaza nazır mekânlarda sahneleniyor.
Filmin kadrosunda, TFF'nin yaptığı gibi yabancı oyuncu sınırlaması da olmuyor.
Operasyonun ivme kazanması gerektiği sahnelerde yabancılar devreye sokuluyor.
BİST 'de film başladı.
Parasını kaybedip gözden düşen holding sahibinin kalkınması için gençler devreye girdi.
Yazışmalar sürüyor.
Adanalı arada sahneye medya tetikçisini sokarak gerilimi artırıyor.
Filmi, yatırımcılar ile birlikte denetçiler de izliyor.
Ne de olsa, filmin gösterime girme vizesini onlar veriyorlar.
Belki de kritik yapmak için filmde arayı bekliyorlar.
